Şahin, deprem sonrası ortaya çıkan kaygı bozuklukları, toplumsal bellek ve mikro travmaların bireylerin günlük yaşamını derinden etkilediğini belirterek, psikolojik destek ihtiyacının altını çiziyor. Son dönemde Konya ve İstanbul başta olmak üzere Ordu, Kütahya ve Muğla gibi şehirlerde yaşanan depremler, toplumsal bellek ve mikro travmaları yeniden gündeme taşıdı.
Konuyla ilgili gazetemize özel açıklamalarda bulunan Uzman Klinik Psikolog Özge Şahin, depremin, insan psikolojisini yalnızca yaşandığı anda değil, sonrasında da derinden etkileyen bir kriz anı olduğunu söyledi.
“Sadece Jeolojik Bir Olay Değil”
Şahin, “Biz psikologlar için “deprem” sadece jeolojik bir olay değil, aynı zamanda bir toplumsal ruh sağlığı sorunudur. Deprem sonrası verilen tepkiler, hissedilen kaygı hali hayatta kalma içgüdüsünün bir parçasıdır. Ancak bu korku, kişinin günlük yaşamını sekteye uğratmaya başladığında artık bir kaygı bozukluğuna evrildiğinden söz edebiliriz.” dedi.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu
Deprem sonrası yaşanan kaygı bozukluğunda ortaya çıkan davranışlardan bahseden Şahin, “Evden çıkamayan bireyler, sürekli deprem çantası kontrol edenler, artçılarda panik atağa giren kişiler ve uykusuzluk, kabuslar, ani irkilmeler bu belirtiler travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) veya akut stres tepkisi kapsamında değerlendirilmelidir.” diye konuştu.

Toplumsal Bellek ve Mikro Travmalar
Türkiye gibi fay hatlarının üzerinde yaşayan toplumlarda, bireysel travmaların ötesinde bir de toplumsal travma belleği oluşur diyen Şahin, “1999 Marmara Depremi’ni yaşayan bir nesil ile 2023 Kahramanmaraş depremini yaşayan neslin kaygıları farklıdır. Ama ortak bir nokta vardır: Güvensizlik. “Ev” dediğimiz o korunaklı alanın, bir anda mezara dönüşebileceğini bilmek, insanların temel güven duygusunu sarsar. Bu da sürekli bir tetikte olma hali yaratır. İnsanlar “her an deprem olabilir” fikriyle yaşarken, beden gevşemez, zihin dinlenemez, bağışıklık sistemi bile düşer.” ifadelerini kullandı.
Deprem sonrası kaygı bozukluğu durumunda ne yapılması gerektiğinden bahseden Şahin, konuşmasına şöyle devam etti:
“Psikoeğitim önemlidir. Korku bilgiden beslenir. Bu yüzden hem çocuklara hem yetişkinlere bilimsel, yalın ve doğru bilgi sunmak gerekir. “Deprem olursa ne yapmalıyım?” sorusu, “Ben ne yapabilirim?” duygusuna dönüşürse, birey kontrol hissini yeniden kazanır. Psikolojik ilk yardım da hayati önem taşır. Deprem sonrası ilk müdahale sadece fiziksel olmamalı. Ruhsal destek ekipleri, sahada en az sağlık ekipleri kadar önemli bir rol oynar. Terapi ile yüzleşme süreci de destekleyici olabilir. EMDR, bilişsel davranışçı terapi ve beden odaklı terapi yöntemleriyle, kişinin hem fiziksel tepkileri hem zihinsel imgeleri anlamlandırmasına yardımcı olunabilir. Toplumsal dayanışma ise iyileşmenin temelidir. İnsan sosyal bir varlıktır. Travmalar, bireyleri yalnızlaştırdığında derinleşir. Ancak topluluk içinde anlamlandırıldığında, iyileşme başlar. Mahalle toplantıları, grup terapileri, kolektif anma törenleri bu yüzden değerlidir.”
Son olarak Şahin, travmaya maruz kalmış kişilerin duygusal olarak çok zor ve yoğun duygular yaşadığını, sinir sistemlerinin uyarıldığını unutmaması gerektiğini belirterek, “Güvene, kontrol duygusuna ihtiyaçları oldukça fazladır. Üzüntü acı öfke huzursuzluk gibi karışık ve yoğun düşünceler yaşamaları anormal durumlara verilen normal tepkilerdir.” açıklamasında bulundu.