Konya
Az bulutlu
4°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,8579 %0.17
51,6983 %0.06
7.041,68 % 0,06
Ara
Konya Postası Gazetesi Güncel Aydınlar Ocağı'nda, Kadir Büyükhelvacıgil’e saygı gecesi

Aydınlar Ocağı'nda, Kadir Büyükhelvacıgil’e saygı gecesi

Konya Aydınlar Ocağı, babasından devraldığı iş hayatında oğullarıyla el ele vererek bir başarı hikâyesine imza atan merhum Kadir Büyükhelvacıgil’e Saygı Gecesi düzenledi.

KAYNAK: Haber Merkezi
Okunma Süresi: 8 dk

Konya Aydınlar Ocağı’nın düzenlediği Selçuklu Salı Sohbetlerinde bu hafta, Konya Konya iş hayatına damga vuran ve hayırseverliğiyle de bilinen merhum Kadir Büyükhelvacıgil anıldı. 

Konevi derneği salonundaki konferansın açılış konuşmasını yapan Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü merhum Kadir Büyükhelvacıgil ‘in idealist ve başarılı bir iş insanın olmanın yanında hayırseverlik yönünün de güçlü olduğunu kaydederek “Kadir abi, tedaviye ihtiyacı olan insanları alır ve hastaneye bizzat getirirdi. (Getirdim, benim işi bitti) diye de düşünmez, muayene, tahlil vesaire gibi aşamalarda da hastanın yanında olur, işi bitince hastayı alıp götürürdü. Kendisiyle böyle yaptığı zamanlarda tanıştık ve aramızda güzel bir dostluk, abi-kardeş ilişkisi gelişti” dedi.

İş hayatına dair tespit ve görüşlerini de aktaran Güçlü “Türkler tek başına mükemmel ama kolektivasyonda zaafı olan insanlardır. Bu sebeple ortaklıklar da firmalar da çok uzun soluklu olmaz. Japonya’da, sadece tapınak inşasıyla uğraşan bir firmanın bin 500 yıllık geçmişi varken bizde bu süre maksimum 250 yıldır. Kadir abi ticaretini babasından devralmış ve oğullarıyla birlikte 138 yıl gibi uzun ömürlü bir ticarete imza atmıştır. 90 yaşında aramızdan ayrılan Kadim amcamızı vefatının üçüncü sene-i devriyesinde hayırla ve rahmetle yâd ediyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

Daha sonra kürsüye gelen merhum Kadir Büyükhelvacıgil’in büyük oğlu iş adamı Tahir Büyükhelvacıgil, Konya Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü ve yönetim kuruluna teşekkür ettikten sonra ailesine dair bilgiler verirken “Babam çocuklarına bir tokat vurmuş insan değildi. Her şeyi gözüyle söyleyen, gözüyle ifade eden bir insandı. Dedikoduyu sevmeyen çok kıymetli bir insandı. Biz pek çok ürünün tek satıcısıydık ve herkes bizden almak zorundaydı. Bir müşterimizle benim aramda bir hadise oldu. Bana (Sizden almak zorunda mıyız, fiyatlar şöyle böyle) gibi laflar etmişti. Oysa biz fiyatları eşit ve makul seviyede tutuyorduk. Babama (Ben bu amcaya gitmek istemiyorum, eziyet ediyor) dedim. Bayram sonrası kardeşim bir yandan, ben öte yandan sırayla esnafı ziyaret edip hem bayramlaşır, hem de siparişlerini alırdık. Babam bana (İlk o amcana gideceksin) dedi. Ben de (peki) dedim. Babam küslük, dargınlık  bilmez (eğin başınızı, görün işinizi) derdi diye konuştu.

Aile köklerine dair de konuşan Tahir Büyükhelvvacıgil, “Babamın babası dedem, rahmetli Tahir Büyükhelvacıgil, benim adını aldığım dedemdir. Rahmetli halamın sandığından dedeme dair çıkan evraklar arasında, dedemin tuttuğu muhasebe kayıtları vardı. Tahir Efendi, Hacı Tahir, sonra Helvacı Tahir olarak zikredilmiş. Soyadı kanunu çıktığında da nüfus memuru helvacı, şekercileri toplayıp soyadı verirken, (En çok üretimi yaptığı için dedeme Büyükhelvacıgil soyadını vermiş. Dedem çok çalışkanmış ve dükkânı Aziziye cami civarındaymış. Orada katırları kullanarak susam ezerlermiş. Merhum Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu’nun babası da dedemin kâtibiymiş” dedi.

Babası Kadir Büyükhelvacıgil’in helvacılığı babasından öğrenip devam ettirdiğini anlatan Tahir Büyükhelvacıgil, “Amcam Ahmet Büyükhelvacıgil babamdan on beş yaş büyükmüş ve birlikte çalıştılar. Babam ailenin dördüncü ve en küçük çocuğuydu. Eşraftan birinin,  istemesi üzerine dedem Ziraat Bankasında bin liralık borca kefil olmuş ama bir hafta sonra da adam kaybolup gitmiş. Güya adam bir ay sonra ödecekmiş ama ödemeden gitmiş. Dedem o bin lirayı ödemiş ve babama (Sen adam olacaksın ama ben görmeyeceğim. Kefil olmak yok, kefil olmak yok, kefil olmak yok) demiş. Babam bunu anlatır (Bankayla işin yok, duydun mu) diye tembih ettiğini söylerdi. Sonra dedem galiba satış için Erzurum’a gittiğinde orada kimsesiz olduğunu gördüğü Abdullah dedeyi yanında getirip babama (Ölünceye kadar buna bakacaksın, sahip çıkacaksın) demiş. Biz de gördük ve dede derdik ona. Babam baktı” diyerek devam etti.

Babasının işyerinin 1972 yılına kadar şimdi Karatay Belediyesi’nin olduğu, Amele Pazarı civarında bulunduğunu, 1972 yılında da Nalçacı’daki Otogar ile birlikte Toptancılar Çarşısının açılmasıyla oraya taşındığını anlatarak devam eden Büyükhelvacıgil “Babam her zaman çok çalışmamız gerektiğini söylerdi. Dükkânı saat yediyi bir geçe açtığımızı hatıramam. Yedi de dükkân açılmış olurdu. Akşam da en geç biz kapatırdık ve adımız (Nöbetçi Toptancıya) çıkmıştı. 24 senemiz orada geçti ve babam hep başımızda oldu. Dükkânı ne zaman kapatırsak kapatalım; evde mutlaka yemeğe beklenir ve sofrada babam başımızda olurdu. Fabrikalar kurulduğunda da böyle devam etti. Ben akşam çıkmadan önce arar sorardım, (Babam çıktı mı?) diye ve ona göre hareket ederdim. Babam fabrikada olduğunda da aynı şey devam etti. Ondan erken çıkmaz, sofrada bekletmemek için de doğruca eve giderdik) konuştu.

Babasının, çocuk yetiştirme metodunu soran bir yakınlarına (Bazen yaşı içme akıtıp, ağladığımı görmesinler diye başımı çevirdim. Onları çok ezdiğimin farkındayım ama ben acıyıp ezmesem hayat onlara acımayacaktı. Bizi babam böyle yetiştirdi. Benim oğullarım da babamın elinde yetişti,  özellikle Kadir, yaşı büyük olması sebebiyle tamamen babamın eğitiminden geçti. Evimizde tavuklar vardı, portakal kabuğu gibi şeyler atılmaz, bahçedeki veya fabrikadaki tavuklara kuşlara verilirdi. Fabrika yapılırken, ailece çalıştık ve kalastan söktüğümüz çivileri pazar günü refikalarımızla oturup düzelttiler. Babamın böyle tutumluluğu vardı” dedi.

1957 yılında evlenen babasının, her gün sabaha karşı leğende elli kilo helvayı kendisinin yapıp satışa hazır ettiğini ve annesinin de leğeni indirirken ona yardımcı olduğunu anlatan Büyükhelvacıgil, “GESAŞ helva fabrikası dokuz kişiyle kurulmuştu. Rahmetli Mustafa Çalışkan, İbrahim Özönder, Asım Sözbir, İsmail Şafak amca,  Hüseyin Yeşil abi gibi dokuz-on kişi GESAŞ’ı kurmak istiyorlardı, o toplantıları ben hatırlıyorum. Amerika’dan Doğan Bey adında ibr danışman geldi. Bizim evde de toplantılara yapıldı. O danışman (Helvayı kışın satarsınız ama yazın ne yapacaksınız) demişti. Babam bizi yazın seyahate, fuarlara götürürdü; orada dondurmayı görmüştük. O dondurmayı üretip satmaya karar verdiler. Ama  (Dondurmayı dağıtacak filokofilik araçlar nasıl ithal edilecek, maliyeti karşılayacak mı, buzdolaplarını nereden bulacaklar, bu kadar buzdolabı ithal etmeye değer mi?) diye hesaplar yapıp vazgeçtiler. Konya’nın aklına, vizyonuna örnek olması için anlatıyorum; bugün yabancı firmaların şehrimizde yaptığı dondurma üretimini babam ve arkadaşları ta 1969’da düşünüp araştırmışlardı ve bir vizyon ortaya koymuşlardı” diyerek devam etti.

Hastaş Kolejinde okuduğu sırada ortaokulu bitirirken babasının kendisini İngiltere’de tahsil görmek üzere göndermek istediğini ama annesinin razı olmadığını, neticede 1977’de İngiltere’ye öğrenim görmeye gittiğini de kaydeden Büyükhelvacıgil, “Paranın bin DM’ını ayakkabılarımın içinde muhafazaya almıştım. Onu hiç harcamadım. Cebime aldığım poundunda, bir kısmını artırdım ve döndüğümde babama tek tek hesabını verdim. Babamın çok önemli bir sözüydü; (Hesap vermesini bilmeyen hesap soramaz) derdi. Bize önce hesap vermeyi öğretti” dedi.

Babasının hayır hizmetlerinden de bahseden Büyükhelvacıgil, “Babamın hayır işlerine gönüllü, değerli dostları vardı. Halil İbrahim Sayar, Ali Rıza Kapçı, Hasan Bezirci nereye ne toplanacaksa Toptancılar Çarşısından çıkıp kapı kapı dolaşarak o hayır hizmetini yaparlardı. Bize (İnsanın en büyük sermayesi güvendir. Para kaybedilir, kazanılır ama güven kaybedilirse kazanılmaz) derdi. Babam hayatı boyunca da güven inşa etti” şeklinde konuştu.

Babasının (Bizim kuşağımız, yokluğa, sıkıntılara rağmen hiç şikâyet etmedi, iş yaptı, çalıştı, biz de çalışacağız) diye anlattığına işaret ederek sözlerini sürdüren Büyükhelvacıgil, “İnanılmaz bir disiplini vardı, bize bir sistem bıraktı. Ben İngiltere’de okurken Almanya’da BİM-A101 tarzı marketler görmüştüm. Oradaki iki market aslında aynı ailenin ama rekabet kurumu şartlarından dolayı iki farklı kardeş tarafından işletiliyordu. 1987’de bizim evde babam, kardeşim Mevlüt ve ben bir iş görüşmesi yaptık. Ben (Biz satışı işini biliyoruz. Yüz tane şubesi olan küçük dükkân açalım) dedim. Kardeşim (fabrika kuralım) deyince de ben, bayisi de olduğumuz Tadelle tarzında, ama taklit etmeden, o kalitede ürünler yapalım. Zaten aslımız şeker lokumcu; Çikoloata fabrikası kurlım) dedim. Kısmetmiş, biz yağ fabrikası kurduk. Aslında devlet bize (Ayçiçeği fabrikası kurmazsınız, soya tesisi kurun) demişti. Devletin planına göre 2000 yılında Çukruva’da bir milyon ton soya yağı üretilecekti ve tesise devlet destek verecekti. Devlet, faizli kredi vereceğini söyleyince birader vazgeçmek istemiş, bir daire müdürü araya girmiş. Biz o faize bulaşmadan soya tesisini kurduk. Başta sadece BİM’de satılan soya yağını ürettik” dedi.

Şahsi Sivil Toplum Faaliyetleri hakkında bilgiler de veren Büyükhelvacıgil, “1986’da, Haydar Koyuncu, Müştak Canbilen, Yılmaz Yılmaz, Mehmet Acartürk, Mustafa Öncel bir ekipti. Mehmet Acartürk amca br gün gelip (Kadir, Tahir Ticaret Odası’na gidecek) dedi ve ısrar etti. Babam da (Peki abi) dedi. Seçimlere girdik. 1986-91’de Rahmetli Rahim Özkaymak Başkanlığında, Ticaret Odasında meclis üyesi oldum. Girdiğim yıl da beni Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği delegesi yaptı Rahim amca. Ali Coşkun Başkan idi. 1991-95 arası yine Rahim amcayla çalıştık. Allah lütfetti, MÜSİAD’ı kurduk Hüseyin Üzülmez ile. 2005’de Hasan Angı Sanayi Odası Başkanı olmam için ısrar etti. 2013’e kadar orada Başkanlık yaptım.  2007-2011 arası TSE Başkanlığı, 2005-2013 arası Türkiye Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kurulunda, son iki yılında Başkan vekilliği, Dünya Standartlar Teşkilatı Üyeliği, Gıda Standarları’nın Kurucu Başkanlığı, Türk Devletleri Topluluğu’nun Standartlar Birliği Başkanlığı, Konya Diyanet Vakfında bulundum. Sonra on yıl Yağ Sanayicileri Derneği Başkanlığı yaptım. Sağ olsunlar, orada beni Onursal Başkan ilan ettiler. Büyük Selçuklu Kültür ve Eğitim Vakfı Başkanlığı görevi de, benim bir talebim olmadan manevi büyüklerimizin takdiri ile bize tevdi edildi ve hizmet etmeye gayrette bulundum” diyerek konuşmasını tamamladı.

Program sonunda Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü ve Başkan Yardımcısı Mustafa Sinan Ümit günün hatırası olarak konuşmacı Tahir Büyükhelvacıgil’e kitap takdim etti.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *