Amacımız herhangi bir kesimi suçlamak veya insanlarımızı karşı karşıya getirmek değil; empati kuran, birbirinin hakkını gözeten ve hiçbir vatandaşını yalnız bırakmayan bir toplumun oluşmasına katkı sağlamaktır.
Çünkü görme engelli bireylerin karşılaştığı zorlukların önemli bir bölümü, başkalarının dikkatsiz davranışları ve yeterince gelişmemiş toplumsal duyarlılık nedeniyle daha da ağırlaşmaktadır.
Bir insanın görememesi, hayattan geri kalması gerektiği anlamına gelmez. Görme engelli olmak; çalışmaktan, üretmekten, ailesine sahip çıkmaktan veya bağımsız bir yaşam sürmekten vazgeçmek değildir.
Bizler bu toplumun ayrılmaz bir parçasıyız. Acınmak değil anlaşılmak, dışlanmak değil kabul görmek, herkes gibi onurlu ve bağımsız bir yaşam sürmek istiyoruz.
Kaldırımlar araçların değil, insanların kullanım alanıdır
Bir görme engelli vatandaşın evinden çıkarak işine, hastaneye veya alışverişe gitmek istediğini düşünelim. Elinde beyaz bastonu, zihninde takip ettiği güzergâhı ve kendi işini bağımsız biçimde yapabilmenin kararlılığı var.
Ancak birkaç adım sonra kaldırıma park edilmiş bir araçla karşılaşıyor. İlerleyemediğinde yön değiştirmek veya bazı durumlarda akan trafiğin bulunduğu yola inmek zorunda kalabiliyor.
Bir sürücünün park yeri bulamaması, başka bir insanın can güvenliğinin tehlikeye atılmasını haklı çıkarabilir mi?
Elbette hayır.
Kaldırımlar yalnızca görme engelli bireyler için değil; çocuklar, yaşlılar, bebek arabasıyla yürüyen aileler ve bütün yayalar için ortak kullanım alanlarıdır. Kaldırım işgalleri insanların güvenliğini, hareket özgürlüğünü ve şehir yaşamına katılımını olumsuz etkilemektedir.
Hiçbir park kolaylığı, bir insanın can güvenliğinden daha önemli değildir.
Esnafımızın emeğine saygı, yayaların hakkına duyarlılık
Esnafımızın alın terine ve ekonomik hayata katkısına saygı duyuyoruz. Ancak dükkânların önüne taşan tezgâhlar, kasalar, sandalyeler, ürün stantları ve reklam panoları yaya geçişini engellediğinde özellikle görme engelli bireyler açısından ciddi tehlikeler ortaya çıkmaktadır.
Gören bir vatandaşın fark ederek çevresinden dolaşabileceği bir sandalye veya ürün kasası, görme engelli bir bireyin çarpmasına, takılmasına, düşmesine ya da yönünü kaybetmesine neden olabilir.
Buradaki çağrımız esnafımızı karşı karşıya getirmek değil, ortak yaşam kültürünü güçlendirmektir. Ticaret yaparken insanların geçiş hakkını korumak da mümkündür.
Bir dükkânın önünden alışveriş yapmadan geçen vatandaşın da güvenle yürüme hakkı vardır. Kazancımızı korurken başkalarının yaşamını zorlaştırmamak hepimizin sorumluluğudur.
Elektrikli scooterlar ve kaldırıma bırakılan eşyalar tehlike oluşturuyor
Elektrikli scooterlar, uygun biçimde kullanıldığında ulaşımın bir parçasıdır. Ancak yaya geçiş alanlarına gelişigüzel bırakıldıklarında görme engelli bireyler için ciddi riskler oluşturmaktadır.
Kaldırımlara bırakılan scooterlar, tabelalar, çöp poşetleri, inşaat malzemeleri ve diğer eşyalar yürüyüş güzergâhında beklenmedik engellere dönüşebilmektedir.
Bu engeller çarpma, takılma ve düşme tehlikesini artırırken bağımsız hareket etmeyi de zorlaştırmaktadır.
Kullandığımız eşyaları uygun yerlere bırakmak, ortak alanları işgal etmemek ve bizden sonra aynı güzergâhtan geçecek insanları düşünmek yeterlidir.
Farkındalık, günlük hayatımızdaki küçük ama sorumlu davranışlarla başlar.
Toplu taşımada engelli koltukları bir ayrıcalık değil, ihtiyaçtır
Otobüs ve tramvaylar, binlerce insanın her gün işine, okuluna, hastaneye ve evine ulaşmasını sağlamaktadır. Bu araçlarda birbirimizin ihtiyaçlarını gözetmek, birlikte yaşama kültürünün temel göstergelerindendir.
Görme engelli bir vatandaşın beyaz bastonuyla araca bindiğinde ayakta kalması, özellikle araç hareket hâlindeyken dengesini korumasını zorlaştırabilir ve düşme tehlikesi oluşturabilir.
Engelli bireyler için ayrılmış koltukların ihtiyaç sahipleri gözetilmeden işgal edilmesi, toplumsal duyarlılık açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir sorundur.
Bir insanın oturabilmek için tekrar tekrar ricada bulunmak zorunda kalması kabul edilebilir değildir.
Toplu taşıma kullanan vatandaşlarımızı çevrelerine karşı duyarlı olmaya, engelli, yaşlı ve hamile yolcuların ihtiyaçlarını gözetmeye davet ediyoruz.
Bir insanın ihtiyacını anlamak için yardım istemesini beklememeliyiz. Toplum olmak, yalnızca aynı araçta yolculuk etmek değil, o yolculukta birbirimizin hakkını gözetebilmektir.
Ailelere ve eğitimcilere çağrı: Farkındalık çocuklukta başlar
Toplumsal duyarlılığın temeli ailede atılır, eğitimle gelişir ve günlük yaşamda davranışa dönüşür.
Çocuklar yalnızca kendilerine anlatılanları değil, anne babalarının ve öğretmenlerinin davranışlarını da örnek alırlar. Kaldırımı işgal etmeyen, ihtiyaç sahiplerini gözeten ve farklılıklara saygı gösteren yetişkinler, çocuklara en etkili eğitimi davranışlarıyla verirler.
Ailelerimizden çocuklarına engelli bireylere acımayı değil, onları anlamayı; farklılıkları küçümsemeyi değil, saygı göstermeyi öğretmelerini istiyoruz.
Eğitimcilerimizden de okullarda akademik bilginin yanında empatiye, sorumluluğa, dayanışmaya ve birlikte yaşama bilincine yer vermelerini bekliyoruz.
Öğrencilerimize kaldırım işgallerinin doğurabileceği sonuçları, scooterların neden uygun yerlere bırakılması gerektiğini ve toplu taşımada ihtiyaç sahiplerine öncelik tanımanın önemini anlatmalıyız.
Çünkü bugün başkasının hakkına saygı duymayı öğrenen çocuklar, yarının daha duyarlı sürücüleri, bilinçli esnafları ve sorumlu vatandaşları olacaktır.
Bir toplumun geleceği, çocuklarının yalnızca ne kadar bilgi öğrendiğiyle değil, bu bilgiyi insanlık adına nasıl kullandığıyla da şekillenir.
Görme engelli bireylere acıma değil, saygı ve anlayış gösterelim
Görme engelli olmak; çalışmaktan, üretmekten, sorumluluk üstlenmekten veya bağımsız bir yaşam sürmekten vazgeçmek anlamına gelmez.
Bizler kendi kararlarımızı vermek, yeteneklerimiz doğrultusunda üretmek, topluma katkı sağlamak ve herkes gibi onurlu bir yaşam sürmek istiyoruz.
Bazen iyi niyetle yapılan davranışlar bile kişisel bağımsızlığımızı zedeleyebilmektedir. Görme engelli bir bireyin izni alınmadan kolundan çekilmesi, onun yerine karar verilmesi veya kendi başına hareket edemeyeceğinin varsayılması doğru değildir.
Yardım etmek istiyorsak önce kendisine sormalı, nasıl destek olabileceğimizi öğrenmeli ve tercihine saygı göstermeliyiz.
Bizim beklentimiz acınmak değil anlaşılmak, dışlanmak değil kabul görmek ve haklarımızı herkes gibi kullanabilmektir.
İnsanları engelleri üzerinden değil; emekleri, düşünceleri, yetenekleri ve insanlıkları üzerinden değerlendirmeliyiz.
İlgili denetim birimlerine çağrı: Yaya güvenliği kararlılıkla korunmalı
Toplumsal farkındalık büyük önem taşımakla birlikte güvenli bir şehir yaşamı için kurallara uyulması ve gerekli denetimlerin yapılması da gereklidir.
Kaldırımlara park edilen araçlar, yaya geçişini engelleyen taşıtlar ve vatandaşların can güvenliğini tehlikeye atan ihlaller karşısında ilgili belediye ve emniyet birimlerinin görev ve yetkileri çerçevesinde gerekli denetimleri kararlılıkla yürütmesini bekliyoruz.
Özellikle hastanelerin, kamu kurumlarının, toplu taşıma duraklarının ve yaya hareketliliğinin yoğun olduğu bölgelerde kaldırımların güvenli biçimde kullanılabilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.
Görme engelli bir vatandaşın kaldırımdan geçemediği için akan trafiğin bulunduğu yola inmek zorunda kalması, sıradan bir park sorunu olarak değerlendirilmemelidir. Bu durum, insan hayatını doğrudan tehlikeye atabilecek ciddi bir güvenlik meselesidir.
Amacımız yalnızca cezai işlem uygulanması değil; kurallara uyulan, insanların birbirinin hakkını gözettiği ve güvenliğin herkes için korunduğu bir şehir yaşamının güçlenmesidir.
15 Ekim yalnızca görme engellilerin değil, hepimizin sorumluluğudur
15 Ekim Dünya Beyaz Baston ve Güvenlik Günü vesilesiyle toplumun bütün kesimlerine ortak çağrımızı yineliyoruz.
Sürücülerimiz kaldırımları yayalara bıraksın.
Esnafımız ticari faaliyetlerini yürütürken yaya geçiş alanlarını kapatmasın.
Elektrikli scooterlar ve diğer eşyalar insanların güzergâhlarını engellemeyecek şekilde bırakılsın.
Toplu taşımada ihtiyaç sahibi yolcular gözetilsin.
Ailelerimiz çocuklarını empati, saygı ve sorumluluk bilinciyle yetiştirsin.
Eğitimcilerimiz öğrencilerin toplumsal duyarlılığını geliştirsin.
İlgili kurumlarımız yaya güvenliğini tehdit eden ihlallere karşı gerekli denetimleri sürdürsün.
Bu çağrımızın amacı kimseyi suçlamak değil, herkesin üzerine düşen sorumluluğu hatırlatmaktır. Daha güvenli ve duyarlı bir toplum, ancak bütün kesimlerin ortak çabasıyla mümkündür.
Her insan hayatının bir döneminde desteğe ihtiyaç duyabilir. Ancak başkalarının yaşadığı zorlukları anlamak için aynı durumla karşılaşmayı beklememeliyiz.
Empati, kendimizi başka bir insanın yerine koyabilmektir. Vicdan ise anladığımız bu gerçeği davranışlarımıza yansıtabilmektir.
Son söz: Bir insanın yolunu kapatmayın
Kıymetli vatandaşlarımız,
Kaldırımın ortasına bırakılan bir araç, sahibinin gözünde sıradan bir park tercihi olabilir. Ancak o aracın önünde güvenle ilerlemeye çalışan bir insan vardır.
Dükkânın önüne taşırılan bir tezgâh veya gelişigüzel bırakılan bir scooter, başka bir insanın düşme tehlikesiyle karşılaşmasına neden olabilir.
Toplu taşımada ihtiyaç sahibi bir yolcunun görmezden gelinmesi de onun güvenliğini ve huzurunu etkileyebilir.
Bütün bu örneklerin merkezinde bir insan vardır.
Bizler hayatın dışında değil, tam merkezinde olmak istiyoruz. Çalışmak, üretmek, ailemize ve ülkemize katkıda bulunmak, kendi kararlarımızla bağımsız bir yaşam sürmek istiyoruz.
Toplumdan beklentimiz, önümüze yeni engeller çıkarılmaması ve mevcut engellerin ortadan kaldırılması için herkesin üzerine düşeni yapmasıdır.
Unutulmamalıdır ki medeniyet yalnızca yolların genişliğiyle, binaların yüksekliğiyle veya şehirlerin büyüklüğüyle ölçülmez. Medeniyet, insanların birbirine gösterdiği saygıyla ve toplumun her ferdinin yaşam hakkına verdiği değerle ölçülür.
Bir insanın önüne engel koymak kolaydır. Asıl değerli olan, o engeli hiç oluşturmamaktır.
Bir insanın yaşadığı zorluğu görmezden gelmek kolaydır. Asıl insanlık, o zorluğu anlamaya çalışmaktır.
Beyaz baston, görme engelli bireylere bağımsız yaşama mücadelesinin ve güvenli hareket etme hakkının simgesidir. Bu simge, toplum olarak taşıdığımız sorumluluğu da hatırlatmaktadır.
15 Ekim Dünya Beyaz Baston ve Güvenlik Günü’nün geçici bir anma günü olarak kalmamasını, günlük hayatımızda kalıcı bir farkındalığa dönüşmesini diliyoruz.
Kaldırımları yayalara bırakalım. Hakları gözetelim. İnsanları görmezden gelmeyelim. Çocuklarımıza empatiyi, gençlerimize sorumluluğu, toplumumuza dayanışmayı birlikte kazandıralım.
Çünkü engelsiz bir yaşam, bazı insanlara tanınacak bir ayrıcalık değil, herkesin insanca yaşama hakkıdır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Aşır Özcan
Kamu Yararına Çalışan Görmeyenleri Koruma Derneği Konya Şubesi Başkanı
Görmeyenleri Koruma Derneği Konya Şubesi