• 12 Nisan 2017, Çarşamba 7:49
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

VUR EVET MÜHRÜNÜ

Vur evet mührünü sesi Vatikan'dan gelsin                                                                                                                       Vur evet mührünü sesi ta arşa yükselsin                                                                                                                           Vur evet mührünü haçlılar şaşkına dönsün                                                                                                                     Vur evet mührünü bu millet aşkına dönsün                                                                                                                         Vur evet mührünü milletin önü açılsın                                                                                                                                 Vur evet mührünü devlet cihana saçılsın….(SEYİT MEHMET ŞEN)

...... Değerli bilim adamı ve eski Van YYÜ rektörlüğünü yapmış olan Prof. Seyit Mehmet Şen’in facebook sayfasından yaptığım alıntıyı sizinle paylaşmak istedim. Burada bazılarınca bir taraf olarak konuya direkt giriş yapıldığı söylenebilir. Evet, ben bir tarafım ve Halkımın, Milletimin, Devletimin, yanında ve tarafındayım. Yukarıdaki alıntı paylaşımımda bunun en bariz örneğidir. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere Türkiye üzerinde emelleri olan ve bizimle gizliden açıktan husumetli ne kadar devlet varsa,(burada NATO ve AB ülkeleri var) hepsi de aksi istikamette hayır kampanyasına dâhil olup desteklerini alenen belli ettiler. Öyleyse benim ülkemdeki bir referandum sesini ta Vatikan’a duyurmuş ve Vatikan bu konuda rahat durmuyor, aleyhimize kumpaslar kuruyorsa, Haçlılar topyekûn tarihin her devrinde ayrı devlet olsalar da aynı düşünce organizasyonuna dâhil olup, islamafobi zihniyetlerini saklamadan gösteriyorlarsa bizde onların karşısında milli bir kültürün davacısı ve savunucusu olarak evet demek boynumuzun borcudur.  

Mademki çoğulculuk esaslı demokratik bir hak var orta da bizde bir vatandaş olarak tercihimizi gerekçeleriyle beraber medya üzerinden verelim istedik. Nerdeyse bizden daha fazla oranda batılı toplumların ana gündemi Türkiye’deki referandumdur. Belki de hiçbir konu bizdeki kadar diğer devletleri de ilgilendiren büyük bir meseleye dönüşmemiştir. Bu nedenle artık yaşımızdan da öte erken yaşta olgunlaşmış bir birey gibi davranmak düşünmek ve fikir ileri sürmek zorundayız. Biliyoruz ki; elimizde başka bir Türkiye yok. O nedenle Rabbimize şöyle bir dua niyazda bulunalım.”Allah’ım göz açıp kapanacak kadar bir zaman diliminde bile olsa, beni nefsime bırakma”…Âmin.

Bizim çektiklerimizin en büyük sıkıntısı nefsimizi aşamamak değil mi? O büyük Nebi’nin Uhud savaşından daha çetin dediği nefsi. Ki; zaman içerisinde hepimizi kendi içimizde bireysel olarak emri altına aldığını kimse inkâr edemez. Ülkemizdeki birçok sosyal çalkantıların temelinde de bu yatar. Nefsi emmare ki; pençesine düşen kendini kolay kolay bırakmayan bu nefsimizin şerrinden korusun inşallah bizleri. Ülke insanımızda ister okumuş isterse okuryazar babında olsun tam kavi olarak siyasi politik kültürel ekonomi ve dini sahada otoriter diyeceğimiz kendi şahsına münhasır tiplere az rastlanır. Lakin bizde özellikle üstüne vazife olmayan konularda ise sebil gibi eleştirmen ve eleman bulabilirsiniz. Bu az okur çok konuşuruz nedense. Hâlbuki çok okuyup gereğince ve lüzumunca yeri geldiğinde üstümüze laf düşerse konuşmalıydık. Ne yazık ki tefekkürden ziyade laf kalabalığına takılıp kaldığımızdan bazen öyle oluyor ki konuşuyoruz ama ne dediğimizi bile ne konuşan ne de dinleyen anlayabiliyor. Bu durumda enerjimizi kuru kavgalarla heba etmiş oluyoruz. İşte önümüzde böyle bir örnek var ve tabloda gün gibi aşikâr. Bazılarına göre bu bir Erkan Yolaç misali evet hayır yarışması gibidir. Bu tipler sadece öze dokunmadan kabukla yetinenler ve işin esasını muhtevasını kısır bir döngü içerisinde anlamaya çalışanlardır. Bunlar bir şey e odaklandıkları vakit, alimallah dediklerinden milim şaşmaz inat enstrümanlarıdır. Anadan atadan gelme siyasi temelleri olan bir vukufiyetin mevzuunda ise, gelenekçi bir yapı eğilimi ağır basar. Büyüklerinden tercihi, diğer aile ferdlerinin de sorgusuz sualsiz tercihidir. Genelde kitap okumayan bir toplum olduğumuzdan, işin aslını esasını mana yönüyle süzme şansımız az oluyor.Basiret tefekkür eden müminlerin tacıdır. Bugün Allah için ne yaptın? Hz. Ömer efendimizin sorusu düşünen bir akıl için bir altın ömür demektir. Ohal de tercihler ve bakışlar tamamen inanç kökenli bir eylemsel ve fikri duruştur. Bu duruşun temelinde inanç temelli ahlaki anlayış yatar. Bakış yordama karşılaştırma örneklendirme ve sentez yaşantımızın ve hayat çizgimizin taktiksel unsurlarıdır. Demek ki; bizi ilgilendiren her olay bizim düşünce alanımızın bir parçasıdır bizde içimizi kurcalayan bu olaylara mecburen bir tepki gerçeği ile safımızı yönümüzü çizgimizi ortay koymuş oluyoruz.     

Şimdi milli kültür desem bazıları bu ne ki diyecekler. Hâlbuki toplumu ve öznel-nesnel her ne varsa ayakta tutan en büyük güçtür. Varlığın istikamete bürünmesidir ve şekil almasıdır yol yordam belirlemedir. Dayanak noktandır. Çekirdeğin özüdür. İçinde orman yatan bir tohumdur. Biz bu ormanı içindeki ağaçlarıyla değişik cins ve tip den kabullenmek ve yaşamak/yaşatmak zorundayız. Yabancılar bizi bizden daha iyi tanıdıkları için, hayır kampanyalarını Türkiye karşıtı olarak kendi ülkelerinde hem de Türkçe yapmaya başladılar. Bunları bizim meselemiz ne kadar böyle ilgilendiriyor sorusunu yönelttiğimizde bunun altında yatan sebeplerin anlaşılamaması mümkün değil. Gerçi anlamamak için direnenler olsa da, bir gün onlarda bu demokratik hak kullanımındaki umarım yanlış tercihin kurbanı olduklarını itiraf ederler. Biz birçok şeyi batılı ülkelerden taklit yoluyla aldık ama bir mana toplumu olamadık. Mana toplumundan uzak kalışımız zamanında alınan zorlayıcı müeyyidelerin bir sonucuydu. Din kutsalına ait ne varsa somut soyut hepsine savaş açan bir dönem yaşadı bu ülke, daha düne kadar maalesef. Aslolan ise, ne iken ne olduğumuzu, ne düşünürken ne yaptığımızın ve nerede durduğumuzun farkına varmaktı. Aradan yaklaşık yüzyıl bir zaman dilimi geçmiş ve millet insan yerine konulup kendi haline bırakılıp kendi kararını vermeye başlayınca ister muhalif olsun isterse destekler vaziyette olsun, her ikisinde de kendine olan güvenini tazeleyen bir vatandaşlar kümesi ile karşılaşıldı. Demek ki insan merkezli bir yönetim anlayışı ülke için en büyük birikim ve sermaye ve servettir. Biz emin olun aramızda şu an bile anlayış izan ve bakış farkı varsa ki(öyledir belki de zenginliktir) bu tamamen bir kültürel buhran olduğunun delilidir. Sağlam bir toplum sağlam bir kültürle okuyan düşünen zengin bir aile ordusuyla varlığı korur ve idame ettirir.

Eğer bu gün alt yapıda bu kültürel buhran rüzgârı, hortum vaziyetini almamış olsaydı, yıkıcılığı değil, koruyuculuğu düşünürdük. Ülkemizin içinde hadi muhalif olarak eleştiri yapabilirsin ama dışa karşı sonuna kadar ülkem diyebilmelisin. Nedense muhalif kanat bizi yurt dışında gittikleri ve göstermelik el üstünde tutuldukları ülkelere şikâyet ederler ve gelin içişlerimize karışın müdahale edin diye davetiye çıkarırlar. Aynı şeyi bir zamanlar zinde güçler içinde yapmışlardır. İşte bunda da tek sebep; KÜLTÜREL KİMLİK SAVAŞINDA KAYBETTİĞİMİZ ÖZÜMÜZDENDİR. Biz kalbimize öyle bir mühür vuralım ki ebedi kardeşlik dokumuz güçlesin ve Türkiye hakikaten bizim ülkemiz olsun hep birlikte. Öz ancak millilikle vardır. MİLLİ KÜLTÜR OLMADAN ASLA…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık