• 14 Ekim 2015, Çarşamba 0:00
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

TUZLU KAHVE (1)

Böylede olur mu demeyin. Tuzlu balık olurda tuzlu kahve olmaz mı? Oluyor işte. Benim bildiğim kahveye şeker ilave edilir, tercihen şeker kullanmayıp sadesini içenler de vardır. Tiryakiler bunu daha iyi bilir. Tuzlu kahve sözü tuhaf bir ifade değimli? İnsanın ilk aklına gelen şey,   kahve ve tuzun aynı çatı altında buluşması sanki elma ve armut gibi. İnsan hemen böyle düşünür. Ancak bu satırların devamında okuyacağınız bir hayat öyküsünde bir ailenin temelinin nasıl atıldığını daha iyi anlayacak sevgi ve tutku derecesinde birbirine bağlı kişilerin birlikteliğine uzanan ve acıları birlikte yudumlamalarına yol açan tuzlu kahve öyküsünü okuyunca hak verecek tuzlu kahvelerini sevgi ilacına dönüştürdüklerini göreceksiniz. Yani onlar sevgilerini birbirlerine iletirken “bu şarkı burada bitmez “demek istediklerini anlayacaksınız.

                Bu yazımda konuyu özellikle sevgi üzerine kurarak, günümüz insanının genelde dünyevi ihtiyaçları doğrultusunda bir nevi al gülüm ver gülüm içerisinde karşılıklı çıkar ve menfaat ilişkilerine dayalı bir yapılanmayı esas aldığını, duygu istismarı yaptıklarını, hani o anlatılan halk hikâyeleri türündeki “Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Yusuf ile Züleyha, Leyla ile Mecnun” örneklerinden ziyade, para mal mülk, servet şan şöhret, makam mevki hırsı içerisinde yol aldıklarını ve sevgi üzerine dayalı olmayan soyut özü sözü farklı duygusuz farkındasızlık ilişkilerle hayat gemisini sürdürmeye çalıştıklarını biliyor ve günümüzde pek çok örneklerini de görüyoruz. Hani  derler ya “kavuşmak  istiyorsan özlemesini  bileceksin “diye. Artık ne özlemi var, ne tutkusu ne de bağlılığı var. Sade dünyalık temini için bir araya getirilen menfaat cambazları var. Bazen de varoşların sesinin yükseldiği ve canhıraş ifadelerle onlar adına bu görevi icra edenlerin eserlerinde “baban maaşıma harçlık diyormuş/anan on binlerce başlık diyormuş/kısacası bu iş olamıyormuş/bir araya gelemeyiz sevdiğim/   diyenleri de görmek mümkün. Yâda bizim lise yıllarında iken hatırladığımız Suat Sayın’ın  “ gurbet bahtımdan kara/hasret ölümden acı/ne zaman tükenecek bu yollar arabacı/atları hızlı sür ki/köye pek geç varmasın/sevdiğimin gözleri yollarda kararmasın/nişanlımın gözleri yollarda kararmasın/  şeklinde dizelerle sevmenin; hiç bir karşılık beklemeden olması gerektiğini söylüyor ve kavuşmasa da sevmeye devam edeceğini yüreğinin derinliklerinde bunu yaşatacağını ortaya koyuyor. Bir özlemini böylece dizelerle de olsa dile getirebiliyordu…

                Ben Yozgat’ta on dört yıl kaldım. İlce şube müdürümüz ve folklor araştırmacısı Durali Doğan hocamdan o yörede derlediği gerçek yaşanmış halk hikâyelerini dinledim. Hele bana anlattığı bir hikâye o kadar etkileyici idi ki, insanın gönül sarayının hüzünlenmesi el de değildi. Bu hikâye ye kendi ifadelerimle onların kahramanları adına şöyle seslenmiştim.

                               Ne sen sen de,  ne de ben bende,

                               Bir araya gelemeyiz bu alemde…

                               Aşk, kabil’de bir hırs idi, Habil’de teslimiyet,

                               Vuslata erdirsin Rabbim, gerçek alemde.

Ben bu tür şeyleri okuyunca yahut dinleyince galiba duygusal yanımdan dolayı çok çabuk etkilenirim.    Ben isterim ki seven sevdiği ile olsun. Ve sevdiğine “sözünü özüne eşit bildiğim sevdiğim “desin. ve sevdiği de bilsin ki “ne olursan ol göründüğün kadarsın, nasıl görünürsen görün sana baktığım kadarsın” …işte bu ölçü böyle biline… Her iki taraf açısından…

                Fakat hepimiz biliriz ki,  her zaman sevenler kavuşmuyorlar. Bunları neye yazıyorsunuz diye aklınızdan soru geçtiğini tahmin ediyorum. Malumunuz Kulu ’da düğün merasimleri başlamak üzere. Acaba gençler, genç kardeşlerim o yuvayı oluştururken, gerekirse tuzlu kahve içmeye razı olabilecekler mi?  işte bütün mesele bu.  Ben bunu anlatmak istiyorum. Şimdi Mevlana Hazretlerinin bir sözünü de sizlerle paylaşıp esas konuya (öyküye) dönmek istiyorum. Diyor ki gönüller sultanı, Tahir Hocamızın tabiriyle ( aşk eri).” Üzülme, istediğin bir şey olmuyorsa;  ya daha iyisi olacağı için, ya da gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur “ der… Biz diyoruz ki, inşallah her şeyin hayırlısı olur. Bir şeyi Rabbim nasip etmişse, bir bahane sebep olur. Yok, etmemişse, sen ne kadar uğraşırsan uğraş, o olmadı mı olmaz. Ancak olmasa da, birçok şeyin özellikle platonik boyutta değil de karşılıklı olduğu durumlarda, uzun yıllar boyunca bunun mahzunluğunu yaşadıkları da gerçek bir olgu dur. Fırtına ya karşı direnen çiçekte, ya da insan da, acıya karşı katlanma gücü Allah’ın ihsanıdır.     Sen ümidini yitirmezsen orman da kaybolan bir insan misali, Allah sana bir patika çıkarır. Her zaman ümitvar olarak içimizde bu duygumuzu beslemeliyiz. Bob Marley bir ifadesinde şöyle seslenir.

                                               Sensin, sensin sensin seslendiğim,

                                               Niye böylesine üzgün.

                                               Ve terk edilmiş görünüyorsun?

                                               Bir kapı kapalı olduğu zaman,

                                               Açıktır bir diğeri…

                                                                              Bilmiyor musun?            

Evet, beklentiler olmasa da biz inanırız ki, bunda da bir hayır vardır der ve yangını kendi içimizde söndürürüz. Sevgili gençler şunu bilin ki; Sevginin ve güzelliğin boyutları günümüzde çok değişti.    Çöplük, saray diye tanımlanıyor. Etrafa yayılan kokular burun deliklerini sızlatmasına rağmen kimse menfaati gereği sesini çıkarmıyor ve dünyevi kaygıların makine gürültüsüne teslim oluyor. Ruhunu sevgi temeline oturtamadığı için o sadece varlık olarak dünyayı tanıyor ve hırsı bencilliği nefreti menfaati elde etme sevdası kendisinin ruhunu adeta canavarlaştırıyor. O insanda gönül gözü yahut gönül âlemi diye bir incelik bir estetik kalmıyor katılaşıyor yok olup gidiyor. Oysa benim şiirimin bir dörtlüğünde şöyle seslendiğim ifadeler vardı.

                                               Servetim şöhretim olmadı benim,

                                               Gönül sarayımı açtım dostlara…

                                               Sevdiğim çiçekler solmadı benim,

                                               Yediveren kokusu saçtım dostlara.

Öyle kuvvetli bir bağ kurulmalı ki, her mevsimin güzelliğini beraberce bekleyen ve yaşayan, sonbaharın rüzgârlarını, yaprakların dökülüşünü ve çıkardığı hışırtılı sesleri, göçmen kuşların yuvalarına dönüşlerini özleyen ve bundan ifadeler çıkarabilecek ve onu anlayabilecek ve anlamlandırabilecek ruh güzelliğini yakalayan; ,sevgi dolu yüzleri ile birbirlerinin aynaları olabilecek derinliğine sevdalı bakışlarla ki; “bakışı hoş olanın gönlüde hoş olurmuş “ âlemin bir parçası olarak, gökyüzündeki yıldızlar gibi parlaklıklarını sürdürebilen gönül insanları olarak yaşasınlar ve hasret ile vuslatın değer ve kıymetini bilsinler. Unutmayalım ki; bütün duygular bir kavşakta birleşirler ve arzulanan şeyler bir umuttur aslında. Umudumuzu yitirmeden yaşamanın da bir sanat olduğunu bilelim.   Sevgisiz hayat olur mu? Olmaz elbet.(devam edecek)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık