• 03 Mart 2018, Cumartesi 8:45
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

TOPLUMUN TEMELİ SAĞLAM DEĞİL

 

En sevdiklerimizin yer aldığı aile fotoğraflarımız vardır. En büyüğünden en küçüğüne varıncaya kadar bu aile fotoğrafında yer alanlar belli bir üslup, edep ve terbiye altında değerlerimizle yoğrulmuş örf ve adetlerimizle donanımlı hale getirilmiş ve asıl olanda Türk ve İslam terbiyesinden payını ömür boyu almaya amade bir şekilde bunun eğitim ve uygulaması ile yürekten yoğrulurdu. İnançlı bir toplum kadar değerli olan ne var ki? Aile toplumun güvencesini taşıma/aktarma konusunda ne kadar kararlı ise toplumun geleceği de o kadar güvencededir.

Biz büyüklerimizle beraber çekirdek aile denilen bir ortamda bulunduk. Gerçi o zamanki ekonomik şartların ağırlığı ve en önemlisi de ebeveynlerin eğitim konusuna bakış açıları ailelerde az çok farklılıklar gösterse de genel mana da geleneksel bir çizgi takip edilir ve büyüklere saygı da kusur edilmez yürürken bir büyüğün önü kesilmez bizlere söz hakkı düşmeden konuşulmaz ve büyüklerin sofrasına buyur edilmeden varılmazdı.

Lakin şimdiki gelinen noktada;  eskimeyen Osmanlı aile yapısı ile Cumhuriyetin batılı yaşam tarzını benimseyen ve sürekli olarak sahip olduğu önceki yapıyı eski olarak kabul edip,  bir an evvel kurtulmaya çalışma endişesi taşıyan yeni yönetimin bakış açısında;  kurtulma ve yenilenme isteği bizim yapımız üzerinde o kadar anti tesir etmiş ki; tüm hayatımızda artık bizler geçmişe potansiyel düşman ve yeniye gözü kapalı teslimde sınır tanımaz bir anlayışa büründük. Zaten okullarda okutulan ders kitaplarında sürekli pompalanan bu kara propaganda ile geçmiş suçlu yeni sütten çıkma ak kaşığa terfi ettirilmiştir.

Artık büyüklerimiz bizim yanımızda halis muhlis Osmanlı Türkçesi yerine Latin hurufatına dayalı bir alfabeyi modernizm adına okuyup konuşacak yazacak ve bu bizim için çağdaşlık diye atfedilecekti.

Gönül bağının sökülmesi, köprülerin atılması,  arada kurulan sıcak ilişkinin en küçük düzeye indirilmesi, huzurevlerinin de piyasaya çıkmasını ve kendine artık ihtiyaç duyulmayan ve ailede fazlalık olarak addedilenlerin çaresiz sığınağı/ limanı haline gelmiş olmasını sistemli hale getirmiş velhasıl, sevgi saygı ve muhabbet eksilmeye yüz tutmuş olan aile yapımızda hızlı deformasyonlara sebebiyet vermişti.

Bizim kendi yapımıza özgü dinamik yapımız vardı. Büyüklerin nefesinden ve sevgisinden mahrum kalan çocuklar bugün anaokullarında kreşlerde veya evlerde paralı bakımlı hale getirildiler. Sevgi ortamı olmayınca bencilce ilişkiler temel hareket noktasını oluşturdu aynı çatı altında bulunulmasına rağmen oyuncaklarını paylaşmayan çocuklarla tanıştık.

Dinamik köklerinden sıyrılan çocuklar, aile büyükleri olarak anne babasını bile dinlemeyen sadece kendi ihtiyaç ve isteklerini ön planda tutan bireylere dönüştüler. Artık literatürümüzde geçmiş, gelecek veya yarın ne olacak? Kaygısı yoktu. Her şey her an, an be an yaşanmalıydı ne nefisler tatmin konusunda gereken hazza varmalıydı.

Ve en zoru da evlerinde çocuklarıyla ilgilenmeyen aile büyükleri okula her şeyi yıkarak ondan medet beklemeye başladılar. Okul son limandı aileler için ve eğitimde artık oraya taşınmalıydı. Hâlbuki ilk mektep aile olması gerekirken, çocuklar evde öğrenmeleri gerekenleri es geçip, olduğu gibi boşluklar içerisinde ve tım tıkır vaziyette ne analiz ne tahlil ne gelecek kaygısı ile düşündürülmeyip sadece eline tutuşturulan, benden uzak dursun oyuncaklarına teslim ve mahkûm edilmiş, sürekli arıza çıkaran yeni tiplemeler toplumda yerini almaya başlamıştı.

Nedendi bütün bunlar ve toplumu sarsacak olan dengesiz davranışlar örüntüsü. Düşünün evde olması gereken çocuklarımız sanki yetişkinlermiş gibi uç noktalarda geziyor ve okul yerine sokakta, polise ve jandarmaya karşı zorla söktüğü kaldırım taşlarını atmaya çalışıyor ve ilgisiz aileler ve devlet tedbirlerinin yetersizliği yüzünden anarşi ve terör olaylarına bulaşıyor belki de bulaştırılıyordu. Manevi gıda yoksunu çocuklar tıkıldıkları dört duvar kreşlerde aynı kaderi paylaşan çocuklarla güya devletin kontrolünde uyumlu hale getirilmeye veya topluma kazandırılmaya çalışılırken baz özel anaokulu kreş gibi yerlerde hatta devlete ait kurumlarda bile, çocukların maruz kaldığı şiddet veya başka davranış bozuklukları yüzünden başta dayak olmak üzere insanlık dışı muamelelerle karşılaşmaları da enderde olsa görülen vakalar içerisinde yer alıyordu.

Velhasıl uyum yasalarına tabi tutulan yabancılar gibi yaşadığı ortam da bünye ve ruh eğitimine tabi tutulmalar ne kadar etkili idi ve ne kadar fayda sağlayacaktı. Büyüklerin sevgi dolu bakışı ile saygı sevgi ve hoş görüyü anca rüyasında gören yavrular, hayatları boyunca kendine reva görülen bu eksikliği ruhen hissedecek ve artık hayatımızda psikologlar, ilaç yazan psikiyatrisiler bizden biri olarak bilimsel çalışmaların aktör veya aktrisleri olacaklardı.

Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki, Osmanlı aile yapısında başarının şifresi; çocukların geniş aile içerisin de bulunmaları, sevgi ortamının tadını almaları, ebeveynlerin tecrübelerinden istifade etmeleri ve büyük küçük iletişim kanallarını iyi kullanmaları ile yeteneklerini sürekli geliştirmeleridir. Bizim aile yapımız o kadar sağlam ki batılılar bile bunu söylemekten çekinmiyorlar.

“Ben batılı bir aile hukuku profesörü olarak diyeceğim ki; Türk Milletinin aile nizamını elinden alınız, geride çok bir şeyleri kalmaz” diyen İsveçli prof.Gaston Jezz; tespitinde haksız sayılmazdı. Zaten batılılarda bu ilim ehli sözlere riayet ederek Hıristiyanlığın dünyevi ihtirasını ve kin nefret furyasını dikkate alarak ellerinden geleni yapmışlar ve başta Lozan olmak üzere yaptığımız batılı antlaşmalarla artık eğitim sistemimiz bizim değil onların kontrolüne teslim edilmişti.

Ondan sonra ortalıkta başıboş ve ruhsuz dolaşan, kaalesiz, üretken olmayan, sağlıklı düşünemeyen yarınlarından endişeli ve hazır yiyici, büyük küçük sözü dinlemeyen, okula geldiğinde ise bir zamanlar yapılmış olan sabah andını bile içeriğini hiç hatırlamayan çocukların cirit attığı meydanlar, nizam ve intizam tanımazların kalabalıklarıyla dolup taşmaya başladı.

Ne oldu sonunda? İrtica horum horum hortladı. Laiklik klinik vaka nöbetlerine tutuldu. İlerlemeye mani başörtüsü idi ve atılan uzay füzeleri hep bir başörtüsüne takılıp gerisin geriye şak diye yerine oturuyordu. Yönetimden veryansın eden baskıcı bir zümre,  bürokrasinin insan üzerindeki baskıcı etkileri ile zengin patronların hükümet kurma /yıkma konusundaki başarılı çalışmaları, BÇG’nun harıl harıl çalışması, 28 Şubatlı Çevik Birisiler nedense hep gündemi meşgul ediyorlar ve askeri vesayette MGK toplantılarında, Meclis Üstü baskınlığını kabul ettirirken, TBMM iç tüzüğü gereği koruma ve kollama yetkisi diyerekten artık asker sivil yönetime talimat veriyor, yargı askerlerin brifinglerine konu oluyordu.

Eğitim işte efendim öyle bir eğitim ki; ya yarınlarını ihya edecek ya da yarınlarını göz göre sistemim bu diyerek karartacaksın. Kendini geleceğini yarınları çocukları bu sisteme kurban olarak vereceksin.    Ruhun dikkate alınmadığı veya yeterince iç dünyanın beslenemediği her kim varsa zamanla ilgisizlikten ve sevgisizlikten bozulmaya mahkûmdur.Toplumda kötü örnek varsa çoğalması normaldir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık