• 30 Mayıs 2018, Çarşamba 7:51
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

TOPLUMSAL AHLAKİ TAHRİPLER

Sistem kendi çarkı içerisine her kesim insanı takarak peşinden sürüklüyor. Faizle iştigal edilen bir ekonomik tabloda iş yapabilmek, kendini harama bulaştırmadan yaşayabilmek gerçekten büyük maharettir. Hudutlar belli olmasına belli de nefsanî takıntılar ve zafiyetler kendi bünyene ve düşüncene öyle bir savaş açıyor ki; uhuttan daha çetin bir hamle ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Kendimizi bu sistemin tuzaklarına düşürmeden yaşayabilir miyiz? İçimizi ve dışımızı nefsimizi ayaklar altına alıp, yasak ve necis olan tüm bela ve musibetlerden uzak tutabilir miyiz? Kalbimizi fethedebilir miyiz kötülüklere karşı koyma ve insanca davranabilme konusunda ikna edebilir miyiz? İçimize yönelip kendi kandillerimizi güneş paneli gibi aydınlatabilir miyiz acaba? Ruhen ve bedenen hazır olabileceğimiz bir konuma getirip her an canlı ve diri tutarak zafiyetlerimizi giderebilir miyiz gerçekten? Din iman ruh düşünce kalp vicdan akıl mantık ekseninde taraf olup, tüm şer güçlere karşı kendimizi koruma duvarı çeperi oluşturabilir miyiz? Demek istiyorum ki düşmanı yenmek önce kendimizi zafiyetlerimizi yenmekle başlar. Kendi içimize yönelmediğimiz ölçüde kazanmış gibi gözüksekse kaybedenlerden oluruz.

Bütün varlığımızla ruhumuzun derin vadilerinde kir ve lekeleri temizleyip birikmiş katran ve tortuları atmak aslında bizim elimizde. Arınmış bir dil ve arı bir düşünce ile yüksek bir direnç kazanma her türlü bela ve musibete karşı duruş ortaya koyma ancak kalbimizi sağlam bir donanımla süsler ve uygularsak kazanılır. Ruh bedeni kontrol altına alır ve akıl imanın emrine girerse basiret ufkun ötesine yol alır. İç meydan muhasebe savaşı kazanılmadan hiçbir başarı daim kalıcı olamaz. Kendisiyle barışık ve içindeki düşmanı yenecek olgunluğa ve iman gücüne sahip bir Müslüman nefsinin esiri değil efendisi olur. Ha şunu da ilave edeyim ki; bir zafer; eğitilmiş ve donanımlı manevi temellerden mürekkep milli hasletleri benimsemiş kişilerin varlıklarıyla anca zafere dönüşür.

Ülkemizde şimdi de toplumsal alanda yaşadığımız tahribatlar yetmiyormuş gibi aynen batılıların kutsadığı bakış açılarından bakılarak yerden mantar biter gibi patlayan küçük kiralık ve bol reklamlı lüks daireler aldı başını gidiyor. Sektör bu konuda çok hızlı ve işin ucunda hem para kazanma olayı var hem ticari bir kaygı hem de nefislere uçkur çözdüren zafiyetler ve hazlar var. İnsanların görevlerini veya yüklenilen misyonlarını gerçekleştirdikten sonra limon gibi sıkılıp sokağa atılan bir kapitalist kader çizgisi ile karşı karşıyayız. Sanki bir meta gibi işi bitenleri kullan at felsefesi bu ekolün yabancısı olmayan ve yeni bataklara imkân hazırlayan popülaritesi geniş olan bir yaklaşım tarzı. Zamanında sözde bir sanatçı yaftasıyla şişirilmiş olanlar ne oldum delisi kabilinden zıvanadan çıkmışsa bir müddet sonra görevi bittiğinde kendini bilmem hangi kapının çöplüklerinde buluyor ve hem de acınacak bir şekilde. Yeşilçam süvarilerinin at koşturdukları yılları yaşadı sonra ne oldular atıldılar bir kenara ve beş parasız ölüp gittiler. Bu sistemde acıma yok. Böylece insanımızda haliyle ekonomik ve ruhen içinde bulunduğu buhranlı boşlukta ya kendini kaybediyor ya da kendini artık işe yaramaz hissediyor çünkü sistemin kendine kazandırdığı önemli bir haslet yok ki?

Bi de şöyle bir şey var bu sistemin tüketim ekonomisinde sürekli kendini dış görünüş ve imajınla diri tutacaksın lakin yaşayan ölüler diyorum ben bunlara. Desinler benim için şu şunun laydı bu bununla kırıştırdı, bu şunla âlem yaptı, bu bununla ortak hayat yaşıyor daha neler neler. Sanki normal bir şeymiş gibi TV ekranlarında şuh ve rüküş kadınları, esas oğlanları görmek ve hatta iğrenerek acınacak bir şekilde onlara bakmak ve ibret almak gerekir. Özenti batı tarzlı ve imani zafiyeti olanlara kompleks oluşturmaya yarayan ve yeterince iman zırhına bürünmemiş nesilleri zıvanadan çıkartan bu anlayış maalesef özenti sektörüne eleman kazandırmaktadır. Eğitim anlayışı zaten kısıtlı ve ne ailede ne okulda ne de çevrede bunlara dur diyebilecek olumlu atraksiyonlar yetersiz kaldığından günümüzde birçok sokak olayları ve toplumsal travmalar daha sık yaşanır hale geldi. Evvela kişiliksiz nesillerde kendine güven sorunu ortadan kalktı ve şımarıklık öz güven potasında görüldü. Sorumsuzluklar ayyuka çıktı ve davranış bozuklukları olabildiğince hız ivme kazandı: Aileler eğitimden birinci derece de sorumlu eğitimin kalbi olmaları gerekirken çocuklar için aile de kendini eğitme diye bir dert kaale oluşmadı ki; başkasına ve çocuklarına yardımı dokunsun. Her istediğini elde etmeye çakışan sabır ve kanaatten yoksun hazır yiyici üretmeden kazanmayı hedefleyen ve çalışmayı sevmeyen okumaya yüzü olmayan bir değişik ajanda var şimdi karşımızda ve ciddi bir kaygı ve ciddi bir problem aslında.   Diyoruz ki; insan toplumsal bir varlıktır. Hayır, insan şu anda toplumsal değil tamamen bireysel fren ve balatalara dönüşmüş katı kuralcı bencil ve hazcı bir varlık kitlesidir bence. Toplumsal bir paylaşım yok, duyarsız neme lazımcı bencil hazcı çoğu üçkâğıtçı diye tanımlanan yüksek karakter hasletlerinden mahrum duruş sahibi olmayan yetkisiz elemanlar güruhu. Yüreklerden merhametin koparıldığı bir toplum hiyerarşisinde menfaatler dizili çatışmalardan kuruludur, aynen bir dişlinin çarkları gibi. İnsan neredeyse bu sistemin karmaşasından, kendini yiyip bitiren başkalarına düşman olan ve bencil karakterli bir etken hakikat olmuştur.

Yani şunu görüyoruz sistem varlığını sürdürebilmek için insanlara borçludur ama kendi insanını da öyle bir gayya çukuruna itiyor ve zorluyor ki; ahrete ait hiçbir kaygı taşıtmadığı gibi dünyevi manada da Roma’nın gladyatörleri gibi birbirine düşman nesiller süregeliyor, anlamsız ve kaygısız. Kavgaların iç dünya da bitmediği ve huzurun kendini alıp buralardan götürdüğü iç mekânlar daha ne kadar kendisine yönelip tahrik ve iç çekişmelere dayana bilir ki?

Gerçek manada ailenin ve çocukların korunmadığı gerekli tedbirlerin uzun ve kalıcı olarak alınmadığı geleceğe dönük bizi bizden emanet alacak nesillerin uzun vadede iyi şekilde manevi dinamiklerle yetiştirilemediği, beslenemediği bir toplumda sağlam olan bir şeyin dahi yok olmaya mahkûm edildiği bir mekânda, ortamda sağlam bir nesil beklemek hayal değil de nedir?

Bir sistem ayakta kalabilmek için kendi müesseselerini üretir. Bunu yapmak zorundadır. Kapitalizmde temel hedef kitleleri kendine bağımlı hale getirmek ve kullan at projesi ile daimi tüketici elde ederek insan sırtına dayalı sömürü çarkını devam ettirmek. Kurumlar işte sistemin en önemli halkalarıdır, çarklarıdır yani. Değilse sana tutup ta TV’ler İslam ahlakından bahsedecek değiller yani. Bahsetse de mesela siz hiç şimdiye kadar devlet TV’lerinde Faiz, içki kumar piyango vs. haram olan yasak olan islama zıt olan bu faillerden bahsedildiğini yasak olduğunu bir Müslüman’ın bunlara bulaşmaması gerektiğinin söylendiğini hiç duydunuz mu?

Dolayısıyla aileyi ve çocukları önemsemeyen ahlaki dejenerasyonlara zemin hazırlayan ve çöküntüyü körükleyen bir sisteme karşı Müslüman kendince ne yapabilir? Ne yapmalı ki koruma altına alsın kendini geleceğini evlatlarını ve ailesini ve tabi’i ki bu vesileyle de toplumsal yapıyı. Uysun gitsin mi zamana yoksa zamanın fitnelerine karşı kendini donanımlı hale getirip örnek bir Müslüman mı olsun?    Söyleyin ne yapmalıyız?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık