• 18 Ekim 2017, Çarşamba 7:43
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

TESLİMİYETİN METNİ FULBRİGHT ANLAŞMASI

Bir ülkenin kaderi hangi ülke olursa olsun eğitim bakanlığının çalışma, sistem, program ve işleyişine bağlıdır. Ülkemizde başına milli kelimesi getirilerek avutulan bir eğitim politikası uygulanmaktadır.        Tıpkı bir kumar olan piyangonun başına getirilen milli kelimesi gibi sıradanlaştırılmış içi boşaltılmış ve sadece avutmaya yönelik uygulama.”Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.” Bu haysiyetli veciz sözü duymayan var mı? Yoktur muhakkak. Hepimiz duyduk duymasına da içeriği oyulan ve yıllardır insanımızı kendi vicdanına düşman ilan eden nesillerin yetişmesine zemin hazırlayan bir eğitim felsefesinin neye kime hangi amaca yönelik gizli işleyişi olduğunu acaba hangimiz gerçekçi bir şekilde araştırıp sağduyu ve selim akılla olaya parmak bastı ve gündeme alınıp hakikat ufkunda tartışıldı.

Yaklaşık yüz yıldır eğitimle kendi kimliğine düşman hale getirilen ve batının karşısında mahkûm olduğumuz bir kompleksi ne bünyemizden ne fikrimizden ne zikrimizden düşürebildik adeta ruhen teslim edildik(olduk) batılı argümanlara.

Her yeni gelen Bakan hep yenileşmeden dem vurup oturur koltuğuna ve sınav sistemleri üzerinde bir başka yöntemi yenileşme diye sunar aradan birkaç yıl geçmeden olmadı eleştirisiyle başka bir uygulama üzerinde çalışılır. Burada veliler öğrenciler öğretmenler hep bir istim üzerinde acaba nasıl bir sınav olacak diye? Kaygılı bekleyiş içerisindedirler.

Aslında eğitim kökenli yani bir üniversite kürsüsünden ya da öğretmen kökenli işin uzmanı ve bakanlığın maarif kodlarına, sistemin Türk Milletinin değer yargılarına ve kaygılarına cevap verecek nitelikte bir eğitim örgütlenmesi maalesef bugüne kadar akademik düzeyde kurulamadan hep siyasi yönden yaklaşımlarla, hiç değişmeden ve gerçekçi ve milli vasfını koruyacak, hükümetlerinde üzerinde bir sistem değişimi organize edip geleceğimiz üzerinde sağlam bir köprü kuramayışımız ne yazık ki işin temel boyutunun en başından yanlışlığına delil teşkil etmektedir.

Yukarıda konu başlığına istinaden değinmem gereken esas husus, bugün Milli Eğitim Bakanlığımızın nezdinde Türkiye’nin elini ayağını kolunu bacağını pranga altına alan bir anlaşma olan Fulbright’dan bahsetmek istiyorum.27 Aralık 1949 tarihinde ABD’nin doğrudan kalbimize bıçak dayadığı ve Balta Limanı antlaşmasından daha derin ve tehlikeli olan ve bir neslin geçmişine dair bütün bildiklerini kendisin kanalize ettiği ve dizayna mecbur kıldığı kendine bağımlı hale getirdiği bir kültürel kimlik ihracını bize sevimli gösterdiği kısaca Amerikan emperyalizminin kökleştirildiği ve içimize ruhumuza hançer soktuğu anlaşma olan Fulbrightla, bize sığır çobanları; ilerici, medeni ve uygar diye tanıtılmış, yenilmez bir armada olarak lanse edilmiş ve halkımız nezdinde bu domuz sever sığır çobanları bunca yıllık tarihi birikimimiz bir kenara itilerek hep onlar(ABD-Batı) bizlere şirin gösterilip, komplekse girmemiz ve boyun eğmemiz sağlanmıştır.

FULBRİGHT COMMİSSİON adı altında Türk Milli Eğitimini biçimlendiren kurulun başında Amerikan Büyük elçisi oturmaktadır. Ve Amerikan elçileri Türkiye’de iken, kendilerini adeta Washington’da beyaz sarayda oturan domuz sever sığır çobanı başı gibi Türkiye’den önde görmektedirler, bunların gizli faaliyetleri ve terbiyesizlikleri üst düzeydedir. Nitekim John Bass denilen şerefsiz ABD elçisinin Fetöcüleri büyükelçiliklerinde koruduğu ve hepsinin de CİA adına çalıştığı ve tutuklanan elamanlarının da ülkemiz aleyhinde bulundukları resmen tescillendi. Fulbright’ın mimarı Cumhurbaşkanı İnönü’dür.1963 yılında yaşanan sıkıntıları itiraf etmiştir. Öyleyse Türk Milli Eğitimini gayri milli duruma düşüren, kendi tarihine ve değerlerine düşman unsurlar olarak gençlerimizi ve çocuklarımızın yetişmesini sağlayan ve halen Fetöcülerin bilfiil hainlik ve etkinliği çeşitli komisyonlar marifetiyle devam eden bu bakanlık komisyonlarındaki ders kitaplarında dahi gizliden çeşitli şifrelerle Abd’ye olan borçlarını ödeyen kişiliksiz ve haysiyetsiz vatansız ve kimliksiz bu unsurlardan topyekûn kurtaracak adımın hızla ve bekletilmeden atılması gerekir. Halen ders kitaplarında Fetöyü kutsallayan ve bir takım gizli işaret ve şifrelemeleri yerleştiren hainler bulunuyorsa, Milli Eğitimi önce bunlardan temizlemek ve yeniden adına yakışır ve içi dolu gerçekçi bir MİLLİ EĞİTİM POLİTİKASI SAPTAMAK GEREKİR.

Bizim  ülkemizde tarihimiz nedense hep çift yönlüdür.

Yani resmi tarih ve özel tarih bakış açısı hep birbirine zıt ve aykırıdır ve farklı pencereden bakma hastalığı sonucunda ülke gençleri birbiriyle kavgalıdır. Bu ikilik acaba dünyanın başka ülkelerinin tarihlerinde de mevcut mudur? Bu ülke de ABD vatandaşları Bakanlıklara getirilmişler hatta Başbakanlık bile yapmıştır.(Tansu Çiller) Sanki Türkiye ABD’nin ileri bir karakolu olarak görülmektedir bunlar nezdinde.

Türkiyede’ki yabancı okullarda Hıristiyan misyonerlik propagandasının merkezi konumundadırlar ve ajanlar, ihanetler bu okullardan çıkar. Bu okullardan mezun olanlar Ülkenin kaderi üzerinde söz sahibi olurlar.

Gerçek tarihimizi öğrenemediğimiz ya da diğer bir deyişle öğretilmediği sürece, emperyalizmin sultası üzerimizde varlığını devam ettirecektir. Bunun neticesinde de FETÖ vb. zihniyetli kuluçka kafalılar köleliğin modern uygulama maşalığını devam ettirecekler, ihanet şebekeleri hep var olacaktır. Halen MEB’te Fetöcüler etkindir. Örnek verecek olursak;

Daha önce Sevgi Yayınlarından çıkan 6. Sınıf Sosyal Bilgiler ders kitabının 148.sayfasında “Çan, hazan, ezan sesi buluştu” şeklinde verilen bir metinde FETÖ’ nün “dinler arası diyalog” projesinin propagandası yapılıyordu. 6.sınıf öğrencilerine “hoşgörü” kisvesi altında sincice ezan ile çanı buluşturma mesajı verilecekti. Oysa bizim dinimizin böyle bir gayesi yoktur. Bu, FETÖ’ nün ılımlı İslam projesi kapsamında yürüttüğü İslam düşmanı bir projedir.

Bu örnekler şunu gösteriyor. Türkiye’de İnönü’nün imzaladığı ve daha sonra timsah gözyaşları tabirini ister istemez söylettirdiği fulbright ile Amerikan emperyalizmi MEB’te, FETÖCÜLER’e tevdi edilerek yeni Lawrencelar yetiştirmişler ve Ülkemizi evangelist zihniyete, dinler arası diyalog rezaletine mahkûm etmek istemişlerdir.

Bir ülkenin beyin, fikir, akıl ve geleceğe dair hayatiyet arz eden kavramlar manzumesi ve bakış açısı; eğer kendi eliyle içeriden hainler vasıtasıyla pişirilip, ülkenin geleceğini karartma noktasında üretilen düşman değerlerde amip gibi çoğaltılıyorsa ve kafa karışıklığı ile algı oluşturulup geleceğimiz ipotek altına alınıyorsa; yeniden ve üzerinde bin kez daha düşünülüp milli eğitimi her türlü anlaşma vb tasallut metinlerinden uzak tutmak ve köleci vatansızları milli eğitimden temizlemek gerekir. Değilse Fulbrightlar hiç bitmez. Lawrenceler ve Hasan Sabbahlar hiç tükenmez. Fetöcüler takiyyeci kılıflarda gizlenmeye devam ederler. Demem o ki; gelecek nesillerin bekası için, yarınlar için, yeni TÜRKİYE için hedef; Hakkını, Milli ve Manevi değerlerle teçhiz edilmiş bir MİLLİ EĞİTİM politikasını hayata geçirmek ve sıkı bir takip ve günün şartlarına uygun değişimlerle, değerlerden taviz vermeden yürütmektir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık