• 17 Şubat 2018, Cumartesi 8:49
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

TARİH CANLI VE DİRİDİR

Tarihin en zor zamanlarında insanlığından ve kahramanlığından vazgeçmeyen tek millet Türklerdir. Tarihle yaşıt olan insanlık serüveninde inandığı insanlığından ve töresinden vazgeçmeden değer ülküleri boyunca kendine özgü yaşantısı ve bakış açısıyla nice isimsiz kahramanlara ev sahipliği yapmış bir soy şeceresine sahiptir bu millet. Geçmişin birikimlerini gelecek nesillere aktarmak hem tarihimizin zorlu şartlar altında nasıl olguya dönüştüğünü gözler önüne sermek ve kültürel birikimi ileriye taşımak verilecek eğitimle ve gösterilen hassasiyetle mümkündür.

Genç nesillerin tarihimizle olan barışıklığını sağlayamazsak sadece ezber diye öğretilen ve sınıf geçme notuna göre ilgi gören bir tarihi anlayışı yerleştirmek tarihimize yapılacak en büyük kötülüktür. Her milletin kendi inanç birikimiyle meydana getirdiği kültürel fonksiyonlar medeniyetin temellerine inilmesini sağlar. Kültür ve medeniyet ilişkisi o kadar hassastır ki; medeniyet milletlerarasıdır doğru lakin medeniyetin kaynağı da dini ritüellerdir. Bu argümanlardır ki mensuplarına sistemli çalışmayı ve güzel ahlakla etik hale gelmeyi öngörür. Tarih ve vatan şuurunun gençlere taşındığı ve anlaşılır hale geldiği her durum bize dünya coğrafyasında yaşamanın da kodlarını öğretecektir.

Bugünün kıymeti ancak geçmişle yarının temelleri de bugünün değerleri ile atılır. Tarihimizle yaşıt olan kültür dünyamızda inişli çıkışlı hallerimiz vuku bulsa da kültür ve medeniyet denilince aklımıza gelen toplum Türklerdir. Eskiçağ tarihinde tekerlekli arabaları vasıtasıyla dünyanın çeşitli yerlerine tarihi ve coğrafi şartların zorlaması sonucu göç etmek zorunda kalan atalarımız gittikleri her yere kendi değerlerini taşıyarak yeni kültürel dinamiklerle ölmez eserler bırakmışlardır.

Bir toplum ancak idealleri inançları ve mazisine olan bağlılığı ile istikbaline istiklaline sahip çıkabilir. Bizim çocuklarımıza karşı vazifelerimiz sadece okullardan ibaret değildir. Büyüklerimizin en az bir tarih kitabı kadar hassas olan yürekleri onlara bir kitap sunmak kadar tesirlidir. Anlatılanlardan çıkarılacak dersler kendimizi keşfetmemiz içinde ilham kaynağımız olması içinde en lüzumlu vazifelerin başında gelmelidir.

Tarihi ile barışık olmayan bir yapıya maalesef sahiplendirildik. Daha doğrusu kafa karışıklığına uğratıldık. Son yüzyıllık bakış açısında Avrupai tarzda kafa yapısının entelektüel formatörleri yeni bir toplum sunumu yaparlarken bizleri geçmişten koparmanın hayalleri içerisinde idiler. Çünkü bizim mayamızı ve asliyetimizi inancımıza olan bağlılığımızı gâvurlar çok iyi bilmekteydi. Bizi kendilerince alt etmenin tek yolu olarak elimizden inancımızı almak gerektiğine kanaat getirdikten sonra ilk işleri bizi kendi kültürel coğrafyalarına medeniyet örgüsü diye transfer yaptılar kendilerine uygun bize yabancı olan bütün toplumsal alt ve üst yapısal kurumlarını başta eğitim olmak üzere kendi istedikleri gibi dizayn edip bizi alfabemizden kopardılar ve sonuçta savaş meydanlarında diz çöktüremedikleri Türkleri masa da yenilgiye uğratmanın hazzına ulaştılar.

Ne yazık ki ülkemizde resmi tarihin kaleme aldığı ve topluma sunduğu anlatımlar bizim öz ve şahsiyetimizi değil batıya uşak ve köle olarak bağımlı olmanın temel aktiviteleri ile doludur. Bizim çocukların gözünde batılı masumdur. Her şeyin en ilacı batıdır. Her bir teknolojide en başarı batılı toplumlardadır. Doğu toplumları ise medeniyette geridir. Batıya bağımlıdır ve bağımlı olarak ta kalmalıdır.

Kendine güven duyamayan ve gözünde Amerikan Rus heybet ve hayranlığına mecbur edilen gençler uzaydan çıkıp gelmediler. Bunları kendi içimizde yetiştiren bizleriz. Biziz o gençlerin kendine tarihine kültürüne yabancılaşmasını sağlayan. Bizim gençlerimizdir çoğu bilhassa yurt dışında üçüncü dördüncü kuşak olarak doğup ta haritada Türkiye’nin yerini yurdunu gösteremeyen. Kim bunların suçlusu peki? Kim bu çocukları gençleri coğrafyayı içimizi bu hale getirdi? Neden batının istediği gibi bir sistem bizim başımıza örüldü? Tamam, hadi bir ölçüde yenileşme değişime uyum ve modernizm adı altında sisteminizi yenilemeye ihtiyacı duydunuz. Peki, neydi o verilen tavizler? Elimizde ne dini değerler kaldı yahut bırakıldı Ne de kültürel bize özgü hal. Hepsi hepsi batılı sevdaya peşkeş çekilip al gülüm ver gülüm hesabı adına modernleşme denilerek ne varsa bir bir kenara atıldı. Dil alfabe yazı toplumsal kurallar dahası yeniden dikte ettirilen bir tarih perspektifi. Ne oldu sonra ağız tadıyla bir kendimize gelemedik. Hep kavgalar ekonomik sıkıntılar. Batının üzerimizdeki yaptığı antlaşmalar ile tahakkümü dışa bağımlılık ve teknoloji çöplüğüne dönüşmüş bir ülke, insanı bir biriyle kavgalı ve dinine düşman hale getirilen inancı ile alay eden yeni yetişen nesiller. Laikliği dindarlığı köreltme ve mütedeyyinler üzerinde susturucu olarak kullanmakla kaçınılmayıp bir de onu çeşitli akla hayale gelmeyen lakaplarla suçlamak ve her şeyin olmayan hayali suçlusu olarak göstermek, velhasıl sindirme politikaları sonucu, hep kavgalı, dışa bağımlı kumarı bile milli hale getirilmiş ve şansını at yarışları ve kumara bağlayan içkiye müptela bireylerin kendine güveni kalmamış yarınından endişeli figürlerine kavuşturulduk.

Kendi içimizdeki kendimizi keşfetmekten uzak, kendi içimizde gerçek ve hakiki bir inkılâbı Allah için yapmaktan maade, nefsi alışkanlıklara kanalize edilen bir gençliği sizler sloganlarla ayakta tutamazsınız. Öğretilen bir de sana ait değilse ve seni kendinden koparıyorsa ne alabilirsin bundan? Sadece batının büyüklüğünü kendi ezikliğimizi ve hiçbir işe yaramayan perişanlığımızı ve kendimize güven duyamayan kompleksimizi. Başka şey yok yani. Böyle güvensiz kalan gençlerin tek düşüneceği şey sevda değil menfaattir.

Büyüklerini doğru ve gerçekçi bir şekilde bilmeyen hatta unutturulan bi haber yaşayan gençlerden bir şeyler beklemek hakkımız değil. Biz onların tarih ilmini öğrenirken esas meselenin ışığın kaynağı olduğunu değil de bir mum da sen ol nasılsa batılı bilim adamları çalışıyor biz onlardan alırız düşüncesi ile bağlı kılınılıp bir türlü üretken olamamanın aczi yetine mahkûm edildik.  Açıkçası bu batının batıl hasadı bize pahalıya mal oldu. İnsanımızın duygu ve düşünceleri akamete uğratıldı. Öyle olmasaydı bir Müslüman ruhaniyet kendi kimliğinde yazan din hanesini görmezden gelerek şeriata dair beddualar okuyabilir miydi? Hele de diline yapıştıra yapıştıra sündüre sündüre kahrolsun, yaftasına sarılarak. Ne garip bir dünya değil mi? Sana can vereni sen suçlayıp tüm kabahati ona yüklüyor ve dünyevi telaşla saldırganlaşıp bir vahşiye dönüşebiliyorsun. Ne kadar acı gerçekten.

Tarihinden balözü çıkaramayan ve yararlanamayan tarihin anlam ve sorumluluğunu yüklenemeyen insanlar dirençli ve iddialı olamazlar. Mehmetçik kötülüğe karşı şer ittifakına karşı tüm kötülük ve zulümlere karşı sevgi merhamet ve asaletin vatanıdır. Ne mutlu bize ki; Müslüman bir ruhun Türklük bedeninde kızıl elma ülküsü ile var olmayı hedef sayan bir idealimiz vardır. Selahaddinler de Fatih Yavuz ve Kanunilerde Abdülhamitlerde, Sultan Alparslan da, daha nice isimsiz kahraman Türk’ün evladı ve kahramanıdır. Ne unutalım ne de unutturalım inşallah. Kan’da ter’de gözyaşı da bize aittir.

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık