• 18 Mart 2015, Çarşamba 8:30
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

SU ARKINI BULUNCA-2

Kirlenmenin alabildiğine yol aldığı bir dünyada düşünce dünyasında tertemiz kalabilmek dileğiyle kaldığımız yerden yüreğimize düşen ve kalemle buluşan kısa açıklamalara devam ediyoruz.

MAL HIRSI:

İnsanın dünya menfaatine olan zaafı onu saplantılara sevk eder. Ne gözü doyar, ne de nefsi… Tıpkı; Salebe gibi. Karun gibi. Saplantılar ise dünyevi telaşı artırır, kaygılar onun yoldaşı olur..Nefsi ve gözü doymayan insanı ise derler ki: toprak doyurur.Tabi toprak da bağrına basmayı kabul ederse…..

İFLAS:

Bedenen ve zihnen iflas etmişler için, içlerini cüretkârca göstermek marifetmiş bellenilir. Hâlbuki iç ve dış bir bütündür. Kabuğu soyulan bir ağaç ta sıvılar dolaşır mı? Kurumaya mahkûm ve meyvesiz kalır. Ve O’nu ancak ateş doğrultur…

KİRLENME:

Asıl kirlilik dünya ya atılan veya dökülen materyaller değildir. Asıl kirlilik: Onu oraya bırakanların düşüncesizce davranışları /vurdumduymazlıkları ve zihinsel yetersizlikleridir… Kafalar kirlenince akıl, sakil olur…

 

 

GENÇLİK:

Özentiliğe özendirilen gençlik, boşa akıtılan su misali, tasarrufsuz ve işe yaramaz bir şekilde hayatını şuursuzca harcamakta, vaktini eğlenerek geçirmekte ve kilometresini azıksız doldurmaktadır. Su: içinden geçtiği her şeyi özümseyerek,ona tesir eder ve beraberinde götürür.Ama önemli olan içinden geçilenin ne olduğudur.Kimi sular kirlerle beraber akar gider kirlenir, kimi sular da tertemiz ve berrak bir şekilde menziline doğru etrafını besleyerek aheste aheste akarak, ummana varmayı ve kavuşmayı hararetle bekler....

SURVİVOR:

Acunun dünyası. Gençliğin idolü olmak, dünyevi ihtiraslara iştiha ile yaklaştırmak ve onları Eski Çağ Roma’sının arenasına taşımak.                       

Evet, hayat zorluk ve sıkıntılara sahne/gebe, ama sonsuz olan bir gerçek değil. Her şeyin bir sonu var ve her şeyin/kâinatın bir ölçüsü ve düzeni varsa; Ben, İnsanım diyen eşrefi mahlûkatında, uyması gereken bir ölçü ve prensipleri olmalıdır. Öyleyse hayat sadece, yiyip içip eğlenmek ya da şehevi emeller peşinde koşmak değildir.

Hayatı anlamlandıran ölümdür. Ölüm olmasaydı yaşamanın ne anlamı olurdu?

Eğer aklımız varsa, ölümsüzlüğe ulaşmak ve sahtelerin olmadığı hakiki/gerçek ve ebedi bir hayata kavuşmak için: Lütfen, fikir dünyamızı/düşünce sistemimizi tekrar gözden geçirelim.  Azgınlaşan nefis ve dünyevi ihtiraslar, insana sahip olduğu temel değerleri bile unutturur….

Ve tekrar ediyorum bir lütfen daha; hayat anlayışımızı yeniden /motor durmadan bir daha gözden geçirelim. Bu herkes için önemli ve gerekli…Motorun durması ahirete açılan kapının aralanmasıdır.Ama,dünya da ahiretin tarlasıdır.Bizim kültür dünyamızın değer yargıları ile, Acun’un özlettiği sahte dünyaların değerleri arasındaki fark: gece ile gündüzün farkı gibidir….Acun’un dünyasında, Makyavel’in  Prensi olmaktansa, Taptuk Emre’nin dergahında Yunus olmak tercihimdir…

 

ÇUVAL:

Kapitalizmin zihniyet çuvalını başımıza geçirenlere karşı gösterilmesi gereken tepki: İşte asıl göstermen gereken ve karşı çıkman gereken tepki bu olmalıydı… Zamanında bu zihniyet çuvalını topyekûn giymeseydin/ya da benimsemeseydin bugün somut olarak ta bu çuval senin başında olmayacaktı.

Kimliksiz oluşan şahsiyetler, kaypak zeminde ya da buz üstünde seyreden araçlar gibidir. Ne kadar fren yapsan da kazayı önleyemezsin…

 

İNAT:

Toplumca okuma özürlü ve evde ders kitabı dışında kitapların varlığından rahatsız olan bir anlayışın yaygınlığı karşısında ellerini kitaplara uzatamayanlar, bu sefer TV kumandasını kapma yarışına giriyorlar. Ailelerin, böyle bir teşvikle, çocuklarına karşı kötü örnek olduklarını bilmezlikten gelerek, TV kültürüne teslim ettikleri gençler: gördükleri ve yaşanılanları gerçek hayat zannederek, kendilerine sunulan zehirlerin farkına bile varmadan şuursuz ve umursamaz bir tavırla geleceğini heba etmenin onarılmaz yarışına giriyorlar…

Aslında heba olan bizim neslimiz/geleceğimiz/hayatımız….

Bahusus olan budur. Bu kanalların insanlara sunduğu ve manevi bünyeyi sarstığı filmleri, dizileri, dünyalık kaygılar, hazır kazançlar peşinde koşma isteği, ” vur, öldür, yok et, büyüksün” gibi nefsanî hassasiyetleri ön plana çıkarıyor ve her kim olursa olsun, ondaki mevcut olan tüm güzellikleri ve güzel duyguları ya yıkıyor ya da dumura uğratıyor…

Yozlaşı kültürüne esir olan zihniyetler, şahsiyet edinme konusunda duyarsız davranırlar.Kimlik problemleri olmayanlara yahut kimlik kaygısı taşımayanlara ise başkaları bir güzel kendi değerlerini ihraç eder….Bizdeki gibi….

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık