• 08 Mart 2017, Çarşamba 7:29
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

SİYASET(İ) KONUŞMAK (2)

Yaklaşık iki yüz yıldır uğradığımız zihniyet kazasından sonra sürekli tökezlemekteyiz. Bu kaza sadece tökezletmekle kalmayıp aynı zamanda büyük bir bozulmanın da en önemli basamak noktasını teşkil etmiştir. Zihniyet kazasına uğratıldığımızdan beri artık insanı merkeze alan bir uygulamadan ziyade devletin çarkını vatandaşın ensesi üzerinde hep ve en çok hissettiren bir nevi demoklesin kılıcı denilen baskıcı kanunlara ağırlık verilmiş ve böylece devlet korunmaya özen gösterilmiştir. Evet, ve elbette devlet çarkının işletilmesi ve korunması gerekir. Devlet çarkının dönmediği yerde ne insan kalır ne de toplumsal düzen. Devlet zaten bir milletin siyasi ve hukuki manada teşkilatlanması değil midir? Elbette.   Öyleyse bu bozulma ne şekilde başladı? Bozulmayı önleyecek kısa ve uzun vadede nasıl tedbirler alınmalıydı? Artı bir de iç ve dış güçler bu tedbirlerin uygulanmasında ne derece etkili idiler? Bu yapılanlara müsaade edilecek miydi? Yoksa hepsiyle yapılan mücadelede yeterli ve sistemli güç unsurlarımız bize böyle bir avantajı sağlayabilecek miydi?

Devlet kendi otoriter düzenini ve çarkını koruyabilmek için mutlaka sert tedbirler de  dahil almalıdır/alabilmelidir..Çünkü devletin yok edilmesi demek bir çöküşün başlangıcı ve düzenin bozulması,tüm hayatın olumsuz etkilenmesi ve nihayetinde esaret ve kölelik  demektir.Bu nedenle devleti ayakta tutacak unsurları birbirleriyle mücadele eden değil aksine birbiriyle uyumlu koruyup kollayan ve birbirine dinamizm teşkil eden kurumlara dönüştürmeli ve bağları sıklaştırmalıyız.Aksi halde sistem hantal bir yapıya dönüşürse ne ilerleme kaydedilir ne de olumlu bir başarı yakalanır.Bir defa unutmadan hassas bir mesele olan şu hususu atlamayalım.İnsan unsuru devletin en önemli ve en büyük güç kaynağıdır.İnsanın olmadığı yerde sistem ve kurumlarda olmaz.Ohalde aygıtı harekete geçiren insan gücü ve emeğini onun temel kavramlarını çok iyi analiz etmek zorunluluğu vardır.Hiç bir devlet ya da sistem/rejim asla zulüm üzerine devam edemez.Ancak insanı ele alan ve ona bir ideal aşılayan/kazandıran yetiştiren devletlerin başta eğitim olmak üzere verdikleri ehemmiyet ölçüsünde dünya ülkeleri ile boy ölçüşebildiklerine şahit oluyoruz.Aile okul ve cemiyetin eğitimi sistemin ve devletin yaşaması için en büyük güç ve en önemli faktördür.Zaman zaman duymuşsunuzdur,bizde adam kıtlığı var diye!Bence de doğru bir yaklaşım.Adam/insan yetiştirme tarzına göre ya senin değerlerini içselleştirecek seni savunacak ya da seni bilfiil hiçselleştirecek/bitirecektir.O nedenle devletlerin en büyük ve en önemli savunma mekanizmaları insan yetiştirme sanatı ve bakış açısı olmalıdır.

İşte biz yaklaşık iki yüz yıldır bunun eksikliğini sıkıntısını yaşıyoruz.İthal edilen zorunlu dayatılan bir sistemde insanlarımız birbirlerini anlama ve dinleme yerine kavga ortamlarına sürüklenme ile karşı karşıyalar.Yani demem o ki;İnsan bozuldu.İnsan bozuldukça sorunlar ve problemlerde ister  istemez beraberinde büyük sorunların bir ağ haline gelmesine vesile oldu.Sistem öyle bir çark üzerine kurulmuş ki;bazıları için sanki üvey evlat muamelesine tabi tutulmaya amade.Bazıları içinde devletin malı deniz yemeyen keriz!!! Ye babam ye, hatta yemeye devam eşe dosta hısıma akrabaya konu komşuya kim varsa en çok da aynı partili yandaş ise kayır kayırabildiğin kadar ve diğerlerini değersiz bul hatta tu kaka ilan et. Okuma yazma bilmeyen insanlara cahil derdik eskiden şimdiler de bu yerdikleri insanların feraseti okumuş cahillerin kötülüklerini ön gören bir basiret timsali. Hiç dağdaki çobanla prof un oyu bir olur mu tantanasını yapanlar, nedense kendilerine ayrıcalık verilmesi ve elit sınıfına dâhil edilmeleri yönünde sözde akıl yürütürler. Benim insanımı ve kimliğimi anlamaktan uzak halka yabancı bu aydın müsvetteleri karanlık simaların bugüne kadar ki verdikleri tahribatlar yüzlerce yıldır, yabancı ve kopuk bir aydın sınıfı ortaya çıkardı. Sonuçta vicdanları sorgulayan değil, cüzdanları kontrol eden ve değer/varlık belirtisi olan bir dünyeviliğin merkezinde yer aldık. Artık birbirimize olabildiğince yabancıydık. Yalan söylüyorduk. Birbirimizi anlamaktan imtina ediyorduk. tek geçerli olan adam kayırmacılığı, iltimas, rüşvet, irtikap, faiz, zina, lüzumsuz yorumlamalar baskılar, insanı anlamaktan uzak politikacılar ve kavga ortamına sürüklenen halkımız, çıkmazın aynasında kendisini tanımaya ve anlamaya çalışıyordu. Bir makama gelenlerin aşırı zenginlikleri, gırtlağına kadar devleti borç batağına sürükleyenler, bile bile devletin kurumlarını iflas ettirenler, hortumlayan iş adamları, plazalarda ve gazete patronlarının yatlarında malikânelerinde hükümet kurmalar, başbakanları pijamalarıyla karşılayan gazete patronları, kendilerini maskeleyenler, olmadık zulümler ve başörtülülere karşı yürütülen linç kampanyaları ve onların bu ülkenin vatandaşı olmaması gerektiğini söyleyenler, toplumu bile bile kamplaştıranlar ve bu başörtülüyü meclisten atın, haddindi bildirin diyenler, kısaca vicdanları ile her türlü münasebetlerini keserek ahret kaygısını unutanlar/unutturanların babasının çiftliği haline gelmiş bir ülke manzarası. Biz burada demek istediklerimizin tamamını söylemiş değiliz. Ben merkezli ve bencilliğin haddi hududu yitirilen ve kurtarılmış bölgeler ile kaygan bir zemine sürüklenen Türkiye, dış düşmanların cirit attığı bir yapıya büründürülmüş az da olsa yapının sistemin bozukluğunu dile getirenler de hemen ya siz demek rejime muhalif oluyorsunuz denilerek susturulmuştur.

Yani insan bozulunca her şey bozuluyor ve çark artık insan için boğucu bir yapı haline gelebiliyor. Ölçü kaybolunca ahlaki değerler yitirilince bakış açısı da değişiyor. Hele ahlaki çöküntü tüm aile kavramını etkilemekte ve halkının yüzde bilmem kaçı diye söze başladığımız Müslüman bir toplumda İslam’ın çerçevesinde yer almayacak çirkinlikler alıp başını gitmekte, adeta hayat felaketlere duçar olmaktadır.     Bozulma insan unsurunda olunca devlet millet aile tüm yapı olumsuz etkilenebiliyor.

Velhasıl bugün ki siyaset atölyemizde temel faktör insandır. Onun bozulması topyekûn birlik ve beraberliğin bozulması ve yandaş çarklı problemli iş yapmaktan ziyade çene çalıştıran üretkenlik yerine karalayan ve toplumun birbiriyle muhalif hale gelmesine sevinen kendi halkına güvenmeyen ve batılı devletlerin kılıcını çalan ihanet şebekelerinin başını çeken şahsiyetsizlerin türemesine vesile oldu. Çözüm inanç temelli değerlerimize gerçek ivme kazandırılması, insanı merkeze alan bir anlayışın sistemleştirilmesi, adalet ve ölçü, ekonomide üretim ve tasarrufa yönelme ve hem dünyevi hem uhrevi prensiplerin insan kalbinde zuhur ettirilmesi. Vereceğin “Evet’in” hayra vesilesi için 16 Nisanı unutma!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık