• 13 Kasım 2014, Perşembe 0:00
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

SADECE BİZİM MESELEMİZ Mİ? (2)

Üstün ahlakları ile tarihe şan veren atalarımızın bıraktığı manevi miras ve terbiyeyi günümüzün insanlık anlayışının; insanı hiçe sayan uygulamalarına karşı; bir kere daha ve yeniden, var olanı içimizde büyüterek, tarihe şahit tutmak en büyük görevimiz olmalıdır. Çöle inen nur nasıl dünyayı ışık ve aydınlığa ulaştırmış, ırk ve renk farkı gözetmeksizin, bünyeleri sararak ve insan olduklarını hatırlatarak hak ve hakikate ulaşmayı ve tevhidi inancı yaşamaya nasıl davet etmiş ise; biz gönül bağımızı kuvvetlendirerek aynı inanç ve kararlılığı göstermek zorundayız. Çünkü dünya İslam’a muhtaç. Çağ yeniden bu anlayışa göre yorumlanmak zorunda. Dürüst ahlaklı ve faziletli insanlar topluluğu, İslam medeniyetinin şahikalarını gökyüzüne arma olarak dikeceklerdir. Her eser baktığımız her yer bir gün gelecek İslami bir nitelikte insanlığa huzur sunan haliyle yerini almış olacaktır. Yüce Peygamberimiz”Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim”diyor ve Ayşe Validemiz O’nun ahlakı Kuran’dı diyorsa; Ya biz neyle şekil alacağız öyleyse?” Din olmayan yerde ahlak, ahlak olmayan yerde ise hayat olmaz… Sadede gelecek olursak; Batılı materyalist eğitim anlayışının kucağında kendisini bulanların bir nemelazımcılık cereyanına maruz kaldığı kaçınılmazdır. Benlik duygusu ve sadece “ben varım, benim olsun, benim menfaatim anlayışı hem insanlığı öldürmüş hem de dünyayı boğulma aşamasına sürüklemiştir. Kendi öz benliğinden ve kültürel bağlarından kopartılarak yeni bir şekil verilen ve dizayn edilen ister batılı insanı olsun, isterse ve bilhassa Ortadoğulu insanı olsun her şey de kendini düşünür hale geldi. Sistemi böyle kuranların rejimlerini yaşatma adına insan onuruyla bağdaşmayan baskılarla sindirme ve yıldırma politikalarıyla gücü elinde bulundurmanın kuvvetsel avantajıyla her tür makyavelist politikayı uygulayarak, var olma çabasını sürdürmesi dünyayı bugünkü bildiğimiz kaçınılmaz bir ateşin içine yuvarlamıştır. Merdiven altı kurgular demeyelim de alenen artık söylenilen ifadelere bakıldığında sadece bugün İslam dünyasında yaşananlara, devam eden olaylara baktığımızda hep ezilen ve sömürülenin, yerinden yurdundan sürgün edilenin ağırlıklı olarak Müslüman olduklarına şahit oluyoruz. Neden bizim coğrafyamız bu kadar ateşin içerisinde ve bahtı kara insanlarıyla zorbalara karşı ayakta kalmaya çalışıyor. Bakıyorsunuz bir taraftan emperyalist zorbalar, diğer taraftan içerdeki satılmış işbirlikçiler. Düşünebiliyor musunuz patlayan bütün bombalar bizim Müslümanların başında paralanıyor ve ölümler hep bizim coğrafyada kol geziyor… İnsanına sahip çıkması gereken rejim  muhafızları ise,iktidar da kalarak psikolojik varlığını sürdürmenin telaşını yaşarken,diğer taraftan bu emperyalist ülkelerle pazarlıklarını da  sürdürüp kendilerine sahip çıkılmasını ve zulmün devamının hesabını yapmaktalar.Verilenlere baktığımızda;Başta milli değerlerden ödün olmak üzere, ülke için gerekli olan hammadde kaynakları ve uzun vadeli sömürü plan projelerini onların istediği tarzda uygulamak ve batılı kafaya böylece hizmet sektörünü kalıcı hale getirmekten ibarettir….Mutlu bir azınlık karşısında itilip kakılan geniş halk kitleleri ise;ne bu olan bitenlere olumlu bir anlam verebiliyor, nede bir çare üretebiliyor.Sadece yaşamak için ayakta kalmaya ve bir yerlere tutunmaya gayret ediyor.Yeri geliyor terk ediyor ülkeyi,yeri geliyor küçük kuvayi  birliklere katılarak onurlu bir hayatı yaşamanın gereğine inanıyor. İnsan onuruyla yaşayan bir varlıktır. İnsanın inandığı değerleri vardır. Hele bu Müslüman da daha bir belirgindir. Ortadoğu’nun konjonktürü ile ister istemez yüzleşmek zorunda kalan bizler, tarihi mirasın bize yüklediği gerçeklerden kaçamayız. Bu bizim alınyazımızdır. Biz Ortadoğu’yu yeniden dizayn ve yaşama alanı haline getirecek fetih gücünde sahibiz. Hem maddi hem de manevi alternatiflere sahibiz. Biz, ensarın kardeşliğini ve anlamını bilenlerdeniz. Hicret edenlere günümüz şartlarına göre yardım etmek zorundayız, kim olursa olsun. Biz varlığımızın gayesini bilenlerdeniz. Bizim coğrafyamızda neler döndüğünün de farkındayız. İsrail itinin ve dayısı Amerikan’ın nasıl bir plan peşinde olduğunu ve buna göre satranç oynamamız gerektiğini bilenlerdeniz. Mescidi Aksa davası sadece bizim değil, bütün Müslümanların davası olmalı bunu da diyenlerdeniz. Ha ezik yönetimleriyle emperyalizme karşı iş birliğine girişip kendi halkını perişan edenlerinde kim olduklarını, zalime kimlerin yardım ettiğini ve kimlerin eylem ve söylemleriyle zulme ortak olduklarını da bilenlerdeniz. Buna göre ey mescidi aksa seni kimse üzemeyecek. Canını acıtan olsa da o acıyı ruhumuzda dindirecek olan bizleriz. Biz hem Filistin davasına sahip çıkar hem de dünya Müslümanlarının uyanması için elimizden gelen gayreti de göstereceğiz. Uyuyanları uyandırmak görevimiz olmalı. Biz biliyoruz ki; Hiçbir zulüm ilelebet değildir ve ayakta kalamaz. Ve yine biliyoruz ki; Zalimin zulmü varsa, mazlumun da Allah’ı var ve O’nun da bir hesabı var. Biz bu dünya’ya kula kulluk etmek için değil Allah’a kul olmak için geldik ve onun sınavındayız. Varlığının geliş sebebini bilen yaşama alanını da ona göre hazırlamak ve dizayn etmek zorunda.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık