• 17 Aralık 2014, Çarşamba 9:30
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

Osmanlica meselesi

Bizde bir konu tartışmaya açıldımı herkes,artık  o konuda super uzmanlaşır.Aslında tartışma uyuyanları uyandırmak gibi bir şey.Benim yaşımda olanlar bilirler.”uyu uyu yat uyu”alfabesi okumuştuk.Şimdi Osmanlıca alfabesiyle türkçe meselesi ortaya atılınca,bir gecede bırakıldığımız cehalete karşı kendimizi tekrar dokularımızla ve kimliğimizle kuşanmayı,değerlerimize sımsıkı sarılarak milli benliğimize ve tarihimize kucak açmayı öngörenlerle,tamamen batıya teslim olmuş ve kıblesini ona yöneltmiş olanların,birbirlerine karşı attıkları salvoloru görüyoruz.Hemen şunu sizlere soru olarak yöneltiyim ki;Ankara’da DTCF niçin kurulmuştu?

Şimdi konuya dönersek  İstesende istemesende  kendini sorumlu hissettiğinden olacak ki;bir şeyler söylemek lüzumu duyarsın.

Elbet herkes konuşmalı ama tabir caizse saçmalamadan,geçmişe düşmanlık ve buğz duymadan   slogan ağızlı değilde bu konuda hakikaten uzman olup ilminin hakkını verenlerden ve onların bilhassa bakış açılarından yararlanmanın gerekli olduğuna inanırım.

Değilse, bizde aydın kafalı bazı şahıslar var ki;sırf osmanlı sözüne kin bağlamıştır.Olaya bu yaklaşımdan bakar ve sen ne desen,ne söylesen  inandıramazsın onları,onlar inadı sabittir.

Birde slogan kafalılar vardır.Kendilerinden bir şey değil de,kendilerince, kendi görüşlerinden olanlardan duyduklarıyla hareket edip seni inadına şaşırtırlar,hayret edersin!

Ha bir de aman canım osmanlıca okutulsun, nasılsa bizim kürtçeyede sıra gelsin diyerek,olaya siyasi açıdan yaklaşanlarda vardır.

Biz diyoruz ki;Bu millet kendi göbeğini kendi kessin.İsteyen istediği gibi yazıp öğrensin konuşsun.Ama canlı bir organizma/mekanizma olan din dil kültür adet ve gelenekler nesilden nesile devam etsin.Bizi biz yapan değerler bilinsin korunsun silinmesin.Biz kendi öz yurdumuzda kendimize yabancı gözüyle bakmayalım.Kendimiz olalım kısaca.

Bir öğretmenime söz vermişitim.Artık siyasi şeyler bahsetmeyeceğim diye.Ondan özür dileyerek bu konu ile yazma ihtiyacı duydum,eminim kendiside hak verecektir.

Şimdi iki görüş daha doğrusu iki bilim adamının görüşünü sunuyorum sizlere.

1-“Bir memleketin dili,o memleket tarihinin ve psiko sosyolojik varlığının mahsulü ve asırlar içinde nesillerin birbirine devredip emanet ettiği bir ocak mirası ve ecdad mülküdür.” Ord.Prof.Dr.Ali Fuat Başgil

2-Türkçe deyince Dil kurumu tarafından icat  edilen yapma dili değil,Türk milleti tarafından asırlar boyunca kullanılan dili kasdediyorum.İngilizce gibi bu dil de çok çeşitli unsurlardan oluşmaktadır.Onun içinde Türkçe asıllı kelimeler dışında,Farsça,Arapça,Rumca,Ermenice,İtalyanca ve diğer batı dillerinden gelme kelimelerde vardır.İngilizce gibi Türkçe’de bir imparatorluk dilidir.Tarihin ve coğrafyanın eseridir.Bu kelimelerden her biri ayrı bir manaya ve ahenge sahiptir.Nazım Hikmet şiirlerinde işte bu dili kullanmıştır ve iyi kullanmıştır.Kullandığı kelimelerin zenginliği onun şiirine büyük bir renk ve ahenk sağlamıştır.”..Prof.Mehmet Kaplan.

 

Siz nasıl algılarsanız bilemem olayı ama Mehmet Kaplan’ın şu cümlesi hakikaten sarsıcı.”Binlerce yıllık bir tarih ve kültürü yok farzeden bir şair veya yazarın,halka vereceği pek az şey vardır”…

Bende diyorum ki;Vermiyorlar veremiyorlar.Çünkü kendilerinde yok ki verseler.Neyi verecekler saçmalıklardan ve slogan kafalılıktan başka,taklittten başka.Verecekleri ne var ki,değerlerimiz adına.Adamlar kendi kimliğine yabancı, batı kafalı, sömürü kafalı olmuş ve herşeyiyle kendi kendine,kendi kimliğine  adeta savaş açmış durumda.

Bunlar neye benziyor söyleyim mi;Bakın okuyun öyleyse:”İngilizler Güney Afrika’da boer savaşlarına girmişler ve bizim batı medeniyeti taklitçileri başta Tevfik Fikret olmak üzere ne yapmışlar biliyor  musunuz? Sözde medeniyet temsilcisi olarak gördükleri sömürge ruhlu ingilizleri desteklemek için bu bizim yerli sömürge kafalılar”ingiliz elçisinin arabasına kendilerini koşmuşlar,atların yerine.”   Nasıl bir zihniyet anlayışı bu görüyormusunuz?Teslimiyetçilik ve entegrasyonun ta kendisi.

Herif diyor ki;mezar taşlarınımı okuyacağız?Sen çuvallar dolusu Osmanlı Eserlerini yok yere Bulgarlara üç kuruşa satan bir zihniyetin ürünüsün,biz sana nasıl laf anlatabiliriz,siz varın bildiğiniz gibi yaşayın ,sizin gibi olanlarla, başka ne diyelim…

Kuzey Kıbrısta,Kıbrıslı Türklerin kimliği ile yayınlanan bir kitapda,Ali Nesim aynen şöyle söylüyor:”Her şeye meraklı olduğumuz halde tarihimize,mezarlıklarımıza,camilerimize karşı saygımız çok azdır”.

Bizden ne farkı var bu sözlerin.Aynen bizide anlatmıyor mu? Her şey ortada işte.Sadece özetlemiş bizi,tarihimizi,kimliğimizi ve olaylara bir kesim tarafın dan yapılan bakış açımızı.

Ülkemizde batının kriterlerine gore şekillenen ve değer ifade bulan oryantalist bir kültürün temellerini”milli kültür”diye empoze eden bir anlayış,her halükarda islami temelli bir kültürün zararlı olduğunu ifade ve ders kitaplarına alarak adeta kendinden kaçıyor ve yüzleşmekten korkuyordu.

Böyle bir birikim ve kültürel anlayışla yetişen gençler,birbirlerine çekici değil itici gelmiş ve dinamit yüklü ve düzeneğe dönüşmüştür.Ruhundan sıyrılan bir anlayışın nelere ve kimlere teslim olduğu aşikar değil mi?

Tüm çabalar ve varyasyonlarla, girişilen bunca tertip ve düzenlerle aldatılan ve kendine düşman hale getirilen  bunca insanımızla ne olursa olsun bizde yaşanılan olayın kısaca”yaşanan bir kimlik krizinden çıktığı”belliydi.

Halbuki olay basit değildi.Olay insanın kendine bakış açısını kendi hüviyet anlayışından/aynasından değil de;batının sahte projektöründen yansıtılanları yani sanal ortamı gerçek sanmasından/ heyulasından ibaretti.İşte bunun için kendine savaş açmış,aslında kendine sıktığı kurşunun batı endeksli olduğunu bilmemesinden ibaretti.

Öyleyse şuna kesin olarak ben inanıyorum ki;Batıya özgü kavramların ışığında kendi çerçevemizi oluşturmamız ve bir kimlik bulmamız çok zordur.Bir yüzyıl daha kaybetmek ülkeyi geriye götürmektir.Asliyetine rücu etmeyen yani kendini bulmayan bir kimlik pusulasız bir gemidir.Biz ancak bize ait olanlarla kendimize gelir,kendimizle özdeşleşiriz.Gerisi hikaye.

Öyleyse bizde kendi işimize bakalım,kendimiz gibi olmayı ve düşünmeyi öğrenelim.

 

Karşı çıktılar; gerçek niyetlerini koydular ortaya,

Karşı çıksalarda sağlamdır, bozulmamıştır maya…..(Y.E.)

 

İşte sağlam olan bu mayayı harekete geçirmek ve ülkeyi gerçek manada ilerletmek için yapılacak tek şey,sevginin gerçek temeline sıkı sıkıya sarılmaktır.İnşallah buda gerçekleşecektir,hep birlikte…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık