• 25 Temmuz 2018, Çarşamba 7:18
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

OKUMAZSANIZ YAŞAMIYORSUNUZ

İslam’ın ilk emri “oku” olmasına rağmen bu toplumsal savaş sürecinde ve bu sınavda istenilen noktaya geldiğimizi ve başarılı olduğumuzu söyleyemem. En azından ben böyle düşünüyorum.    Eğitim bir toplumun aynası, bireyler bu aynanın elemanları olduğuna göre, bizi şekillendiren eğitimde bizim ruh halimizden ve beden dilimizden yansıyanlardır. Yansıma insanın özü mayası ve alışkanlıkları ve yaşantı biçimidir. Ve doğrudan eğitimle alakalıdır.

Eğitimde istenilen noktaya neden gelemediğimiz konusunda her kafadan ayrı bir ses gelse de bugün ki; sistemin çarkı içerisindeki bakışımızı belli bir noktaya doğru dikkat çektirmek zorundayız.Cumhuriyetten önce hep eleştirilen ve modern olmadığı konusunda sürekli kötülenen mahalle mektepleri ve diğer okullar hep kötülenip çağdışı olarak nitelendirilirken asla böyle olmadığı ve en zor zamanlarda bile tedrisata önem verildiğini belirtmek gerekir.Hiç bir şeyden anlamayan şunu unutmamalıdır ki; 2.Abdülhamit döneminde açılan okullarla istiklal Harbini veren subay kadrosunun yetiştiğini ve hele Çanakkale’de şehit olanların büyük çoğunluğunun bu okullardan yetiştiğini göz ardı edemeyiz.Hani övünüyorlar ya fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller diye …!!! İşte öyle diye diye verilen eğitim anlayışı sonucu batıya teslim edilen eğitim sistemimizde laikçilik vurgusu ve uygulaması yapıla yapıla nesline ve geçmişine her gün küfür eden kendimizden düşman yetiştirdik maalesef.

Kim verdi bu düşmanlık anlayışını? Neden bir neslin evlatları kendisinden önce yaşayan ve türlü meşakkatlere katlanan atalarını ihanetle suçlar, topyekun hain ilan eder,gerici der,çağdışı ilan eder ve düşmanın ağzıyla konuşur.Oysa onların karaladığı gibi hiçte öyle değil aslında işin iç yüzü.Batıya yönünü döndürmüş kadronun elinde en büyük koz istediği gibi yönetim üzerinde güç tasarrufu elde ettiklerinden yeni bir sistemi oturtmak adına geçmişi kötülemek istediler ama işin dozu kaçınca da bu sefer kendi tarihlerine içimizden düşmana gerek kalmadan düşman yetiştirdiler.Böylesi ne görülmüş ne duyulmuş bir şeydi?

Ruslar bile sanırım Bolşevik ihtilalı olunca Çarlık Rusya’sına bile bu kadar kötülükte bulunmamışlardır. Düşünsenize sen kendi atana olmadık iftiralar atıyorsun, onun ihanetle suçluyor ve bütünüyle bir tarihi gericilikle nitelendirip müstemleke valisi sıfatıyla hareket ediyorsun. Evvela bizim eğitim sistemimizin yeniden milli manevi bir niteliğe büründürülmesi lazım. Hiç bir devlet kendi evlatlarından kendine düşman yetiştirmek istemez. İstememeli hatta hiç olmamalı derim.

Ülkemizdeki yeni sistemin kuruluş aşamalarından sonraki dönemlerinde Ordu’nun baskın olduğu ve ihtilallaren nota vermelerin,rot balans ayarı vermeye kalkışanların, muhtıraların haddi hesabı yok.Bu memlekette suçsuz yere başbakan asıldı.Şiir okuduğu hapse atıldı.Böylesi bir düzen çerçevesinde de eğitimi bu anlayıştan ayrı değerlendirmek olmaz.Neden olmaz? Çünkü her sistem kendi tipinde insan     modeli ister.tek bir şahsa resmi ideolojiye endeksli yetiştirilmek istenen gençler nedense üniversite kapılarına geçtikleri zaman ya bir komünist felsefeye ya da İslami bir hayat tarzına göre şekilleniyorlar. Sanki ülkemizdeki tek tipçi anlayışın resmi müdavimleri bundan habersizlermiş gibi bir anlayışla, bürokratik baskın ve jakobenist bir söylemi dillendirmeye devam ettiler, lakin gençliğin manevi gıdasını vermekten beri oldukları içinde, içlerinde hep bir boşluk oluşmasını anlayamadılar ve sadece konuşarak ilerlenemeyeceğini anlamamazlıktan geldiler.

Gençler üniversite yıllarında kendilerine sunulan reçetelere göre şekil aldılar ve toplumsal savaşta ne doğru dürüst cehaleti yendik ne de okumuşlarda dâhil olmak üzere oturup birbirimizle medenice tartışmayı öğrendik. Hep birileri dışarıdan gizli güç olarak gençliği birbirine düşürdü. Gençler tüm enerjilerini bu ideolojiler için harcadılar. Oysa sosyolog ve kültür abidesi Cemil Meriç; İdeolojiler topluma giydirilmiş deli gömlekleridir diyordu. Tüm enerjimizin heba edildiği dönemlerde batılılar birbirleriyle ilim fen sanat kültür edebiyat teknoloji sahalarında yarış yaparken bize bıraktıkları ideolojik kavgalar, bizdeki tüm enerjiyi almış sinerji kaybolmuş sadece adamı olan işini görmüş, siyasi çalkantılar ve tartışmalar bitmek bilmeyen noktaya getirilmişti.

Oysa bu ülke herkese yeterdi. Gençler doğru kanal ize edilip din inkâr edilmemiş olsaydı bu toplumda ne insanlar rencide olur nede tahammülsüz bir toplum sınıfına geçmezdik.

Biz solun hayal dünyasında kibirli ve cazibeli laflarla oyalanırken beri tarafta Müslümanlar yeni yeni kimlik edinmeye ve kültür dünyasına girmeye başladılar. Gençlik bugün NFK’yi Sezai Karakoç’u, Cemil Meriç’i tanır hale geldiyse ve şiirlerle tanıştıysa bu isimlerin toplumun ufkunun açılmasındaki söylem ve gayretlerinden kaynaklanmıştır.

Tabi sadece bu isimler değildi elbet bu kanatta emek veren dirsek çürüten ve toplumu yönlendiren. İnsanın ufkunu sadece bu isimlerin doldurmadığı, okudukça daha başka ehlisünnet âlimlerin İslam dünyasında zihni aydınlığı teşvik ettikleri görüldü. Çağını güneş gibi aydınlatan bu isimlerin İslam coğrafyasındaki eserleri gençliğin islama sevkiyatı ve kimlik edinme yepyeni bir zihni oluşumu ortaya çıkarmış artık Müslümanlarda bu âlemde bizde varız diyerek kendi gerçekleriyle tanışmışlardır.

Köleci bir anlayıştan ve zikzak çizmekten kurtulmanın yegâne yolu kendine gelmek kendini tanımak ve oku emrine uygun yaşayarak kitap ve sünnete riayet etmektir.

Kendi eserlerimizden batılı klasiklere varıncaya kadar insanın ufkunun genişlemesi gelişmesi elbette çizgisini de yönünü de yeniden tayin edecektir. İnsan okudukça boş olduğunu anlayacak, ruhun tatmin olmayacak ve sürekli bir arayışta olacaksın. Okudukça ruhun kanatlanacak ve sen Yüce Yaratıcın eşsiz sanatkâr yaratışına ve tevhide teslim olacaksın. İnsan kendinden kitaplara yolculuk yapmaya başladımı kendini keşfetmeye yola düştümü artık ne engeller bundan alıkoyabilir ne de yaşayacağı çeşitli zorluklar.

İnsan kelimelerle, cümlelerle, mısralarla barışık olmazsa hayatta hepten bunlar bir an sonra kendisinden uzaklaşacaktır. Okumakta ince iştir. Sanatkârane bir tutumdur. Anlamak marifet ister. Anladığını anlatmak onu satabilmek ve uygulamak ise daha büyük bir marifettir. İnsanın bir kitap arkadaşı olmalı bence. Biz okulda otobüste tramvayda iş yeri molasında evde karşılıklı sohbet konuşmalarımızda şayet kitaptan konuşmuyorsak her şeyimizi kaybederiz.

Okunanlar da hayatımız da değişiklik yapmayıp ufuk dünyamızı derinden sarsmıyorsa evde gösteriş için bulundurduğumuz kitapların bize hiçbir faydası olmayacaktır. Bismillahlı okumalar dünyasına demir atmanız temennisiyle, gayretinizin ümmetin uyanışına vesile olmasını dilerim. Fiemanillah.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık