• 12 Ekim 2016, Çarşamba 8:37
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

MİLLET ÜMMET MİLLİYETÇİLİK (4)

BİZİMKİLER’e kısaca bir göz atarsak;

Tanzimat’ın ilanı ve 2.Abdülhamit’in halli sonucu Avrupalı yeni bilim ve felsefi düşünce akımları (insanlık dinini) bizim topraklarımızda da yaydılar. Petrol ve diğer hammadde kaynaklarını ken dilerine aktardılar ve hala da aktarmaya devam ediyorlar. Gidilen yerlerde yapılan ilk iş eğitim yoluyla, misyonerlik çalışmaları da dâhil, insanlara kendi kültürel değerlerini vermek olmuştur. Öyle ki; Cezayir’in  Avrupalılarca işgalini  jön Türklerden  Abdullah Cevdet adeta alkışlarcasına bir hamasetlik örneği  göstererek,”Medeniyeti hazıra bir seyli huruşandır,önüne çıkan her engeli darmadağın eder,ona teslim olmaktan başka yol yoktur” diyecek kadar Avrupa hayranlığı yapıyordu.Jön Türklerin ve ittihat terakki zihniyetinin düşünce yapısı böyle olmuştur.Bu batıyı taklit hastalığı o şiddetli hale gelip herkese bulaştığı gibi,bunu tedavi edeceğim diyenlere de aynı taklit hastalığı bulaşmış olup sonuç da yapılan tüm  iş ve işlemler de yegane ölçü batı normları olarak  görülmüştür.

 

                Cenabı Allah(c.c.) Bakara suresi Ayet 143’de;”Böylece sizi vasat bir ümmet yapmışızdır ki, insanlara karşı hakikatin şahitleri olasınız. Bu peygamber de sizin üzerinize tam bir şahit olsun diye”  buyurur. Fakat bizler ne yaptık, İslam âlemi vasat ümmet adil ve adaletli iken ve tüm insanlığa karşı hakikatin doğrunun gerçeğin hakkaniyetin şahitleri iken yaşanılan ve birbirini takip eden devrimler ve olaylar zinciri sonunda sahip olduğumuz tüm hususiyetleri birer birer yitirdik ve batının sahip olduğu ve ihraç ettiği tüm değerleri bize uyup uymadığına bakmaksızın aldık, böylece onların sahip olduğu ve ihraç ettiği tüm hastalıklara bedenen ve zihnen sahip olduk. Onların ruh yapısına ulaştık. Şimdi bu değerlendirmeleri yaptıktan sonra bir fikir olgunluğuna vardığınız ümidiyle esas konumuza günaydın diyebiliriz. Arkadaşlar arasında bir hayli ve sertçe tartışmalara yol açan bu kelime ve kavramların iyi bilinmesi kendi zihinsel dünyamızı da daha iyi tanımamıza ve insan ve topumla bakış açımıza kadar birçok şeyi etkileyecektir. Çünkü her sistem kendi penceresinden olaylara bakar ve değerlendirir. Öyleyse bizlerde bu kelime ve kavramların asli halleri ile bugünkü toplumuzda kullanılan manalarının neyi ifade ettiğini iyi bilirsek değerlendirmelerimizde sağlıklı bir yapıya bürünür. O zaman yaşanılan kavga ortamına bence gerek kalmadan doğrular üzerinde ortak bir noktaya varılır ve birbirimizle daha iyi bir iletişim kırıp dökmeden kurulur. Şimdi dönelim konumuza;

 

MİLLET: Batılı sosyologlar dil ırk ortak kültür ve tarihi içeren özelliklere sahip insan topluluğuna”Nation adını vermişlerdir. İngilizce bir kelimedir ve bugünkü dilimize millet diye tercüme edilmiştir. Hatta günümüzde Moğolca bir kelime olan Ulus’u Millet’e tevdi etmişlerdir. Bunun sonucu olarak günümüz de, şu anda İngilizceden dilimize millet olarak geçen kavramın şuanda ki bize ısmarlanan hali ile İslami kavram olarak ihtiva ettiği halin “hangisine göre” mevzu bahsinde yaşanılan sıkıntılar, zihin hayatımızı ve toplumun gündemini bir hayli meşgul etmektedir. Şimdi Arapça olan Millet kelimesi; din,   şeriat, tarikat, sünnet manalarına gelir. İmam Kurtubi “millet ve şeriat aynı manadadır ve Allah’ın kullarına yapmaya davet ettiği şeylerin tamamına verilen isimdir.”diye belirtir. Buradaki şeriat hak olan şeriat’ın mahiyetidir. Şehristani, din tarihi hususunda otoritedir. El Milel-Ven Nihal isimli eserinde el milel’i; vahye dayanan dinlerin milletlerin tarihi, ven nihal’ıda; vahye dayanmayan sistemlerin tarihi diye belirtir. Diyanet İşleri Başkanlığının resmi olarak yayınladığı Sahih’i Buhari’de;”Millet din manasındadır. Milleti İslamiye, Milleti Yahudi’ye, Milleti Nasranî’ye” gibi denilmektedir. Bakara suresi 37.ci Ayette Cenabı Allah(c.c.) “Ne Yahudiler, ne Nasranîler senden ebediyyen hoşlanmazlar, ta ki sen onların milletine girinceye kadar.” Hükmünü buyurmuştur. Yahudiler ve Nasranîler tek millet olarak kabul edilmiş, Peygamberimiz de küfür tek millet’tir hadisi ile bunu belirtmiştir.

 

                Kur’an’ı Kerim’de millet kavramı hep” din” manasına kullanılmıştır. Hz.Yusuf(a.s.)un kıssası beyan edilirken millet ve kavim bir arada kullanılmıştır. (Yusuf Suresi Ayet 37’-  ” Deki”,size rızıklanaca ğınız bir yemek gelecek oldu mu, ben muhakkak onun ne olduğunu size daha gelmezden evvel haber veririm. Bu rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir. Çünkü ben Allah’a inanmaz bir kavmin milletini(ki onlar ahiret gününü inkâr edenlerin ta kendileridir) terk ettim.” Hükmü buyrulmuştur. İnanmayan bir kavmin milletini terk ettim ibaresi, kavim ayrı millet ayrı mahiyetindedir. Türk kavmi var, Türk milleti  (şeriatı-dini) yoktur. Türk kavmine mensup insanlardan mü’min olanlar olduğu gibi, Hıristiyan, Yahudi ateist, Şamanist, Budist, deist, vs. olanlarda vardır. Ancak farklı dinlere tabi olmaları, onların kavim özelliğini ortadan kaldırmaz. İnsanlar hangi kavimden doğabileceklerini bilebilirler mi?hayır, ancak hangi milletden(yani dinden) olacakları hususunda seçme ve irade beyan etme hakları vardır.Malazgirt   savaşında Müslüman olmayan uz ve Peçenekler Alparslan’ın gönderdiği ajanlarca ikna edilip aynı kavimdeniz diye,savaş başlanınca saf değiştirmişler ve bizim tarafa geçmişlerdir.Bulgar ve Macarlar   da  Türk kökenli olmalarına rağmen,Hıristiyanlığı tercih edip Slav asıllı topluluklarla kaynaşınca onların   içerisinde eriyip gitmişler ve milli kimliklerini de  yitirmişlerdir.Demek ki  irade beyan etme haklarına   göre,ya iman ederek İslam milletine(dinine) yahut etmeyerek küfür milletine(batıl) geçerler. Selçuk bey’de oğuz yabgu devletinin memurlarına “Ben kâfire vergi vermem”diyerek onlara isyan etmişti.    Hz. Peygamber(s.a.v.) sünnetinde de her daim millet kelimesi din karşılığında kullanılmıştır. İslam fukehası; Müslümanların kâfirlerle, kâfirlerin de Müslümanlarla ilgili şahitlikleri geçersizdir. Çünkü aralarında millet(din) ayrılığından kaynaklanan mücadele vardır demişlerdir. Hüsnü Aktaş’ın yazdığı eserde (kelimeler-kavramlar)millet bahsi ile ilgili olarak şu bilgiler mevcuttur.”Sanıyorum millet kelimesinin günümüzde ne kadar yanlış kullanıldığı ve bu kavram anarşisi yüzünden ne kadar insanın telef olduğu sabit olmuştur. Peki, bu noktaya nasıl gelindi? Şimdi meşhur Elmalılı müfessir Hamdi Yazır’ı dinleyelim: “Hukuki şahsiyetini tamamlamış ve faaliyete geçmiş bulunan millet, İslam şeriatı lisanında ümmet mefhumuna tekabül eder. Emrullah efendi merhum, ümmet kelimesinin ümmi kelimesiyle ilgili olduğunu zannederek “nation” tabirini millet diye ifade etmeyi tercih etmişti. O zamandan beri ümmet mefhumu zayii edilmiş ve önemsiz küçümsemeli bir telakkiye maruz kalmıştır. O ıslahat encümeninde sonradan buluştuğumuz zaman; bu kelimenin ümmi veya umm tabiriyle değil, imam tabiriyle alakalı bulunduğunu izah etmiş ve kabul ettirmiştim. Maatteessüf geçmiş hatayı tashih etmeye fırsat el vermeden Emrullah Efendi vefat etmiştir.”(NOT: Bugünde balkanlarda yaşayan Türkler kendilerini ifade ederken Müslüman’la Türk olmayı veya Müslüman’ın Türk’le ayrılmaz olduğunu beyanla; hangi dindensin sorulduğunda elhamdülillah ben Türk’üm derler. Yani ben Müslüman’ım derler. Orada Türk’le ifade edilen anlam; Müslümanlık inancına sahip olduğu ve onun mensubu olduğu anlamındadır.  Ve orada bu söyleniş ve inanış olarak böyle yerleşmiştir, kendilerini böyle ifade ederler. Türk Müslümanlığı temsil eder. Avrupa’ da bunu böyle bilir ve Türkleri böyle görür.  Y.E.) (yazı devam edecek)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık