• 04 Ağustos 2018, Cumartesi 8:24
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

MESCİDİ DIRAR VE KÖY ENSTİTÜLERİ

Bugünkü yazımı mescidi dırar ile zamanında ülkemizde hayata geçirilmek istenilen hatta bir şekilde de devlet eliyle yaşatılan köy enstitüleri arasında bir bağ kurmak istedim. Zamanın en büyük fitne yuvası ve yıkıcılık mekânına dönüştürülen enstitüler ile dırar mescidinin ne bağlantısı olur demeyin içeriğe bakıldığından her ikisi de toplumu temelinden sarsan yıkıcılığa matuf kollektibil hareketlerdir. İsterseniz önce dırar mescidi hakkında TDV İslam Ansiklopedisinin ilgili maddesini aynen okuyalım.( yıl: 2004, cilt: 29, sayfa: 272-273 aynen alıntı)

“Medine’de münafıkların Müslümanlara zarar vermek amacıyla Kubâ Mescidi’nin karşısına yaptırdıkları, daha sonra Hz. Peygamber tarafından yıktırılan mescid.
Sözlükte “zarar vermek, muhalefet etmek, sıkıntı vermek” anlamına gelen dırâr kelimesi mescid kelimesiyle birlikte Kur’ân-ı Kerîm’de “mesciden dırâren” şeklinde geçmekte (et-Tevbe 9/107) ve âyette münafıkların yaptığı bu mescidden bahsedilmektedir. İslâm literatüründe yaygın olarak Mescidü’d-dırâr adıyla bilinen mescid, nâdiren Mescidü’ş-şikâk veya Mescidü’n-nifâk diye de anılır (İbn Hişâm, IV, 530; Taberî, XI, 18, 19).

Münafıklar İslâmiyet’in Medine’de güçlenerek yayılmasından rahatsız oluyor ve bu gelişmeyi önleyemedikleri için hayıflanıyorlardı. Hz. Bilâl’in okuduğu ezanın ardından müminlerin Mescid-i Nebevî’de saf tuttuğunu, birlik ve dayanışmalarının giderek arttığını görüyor, Hz. Peygamber’in sohbetlerine katılan müminlerin sayısının çoğalmasını hüzünle seyretmekten başka ellerinden bir şey gelmediğini söylüyorlardı. Ancak bu sırada içlerinden Vedîa b. Âmir onları teselli edebilecek bir haber verdi. Vedîa’ya Câhiliye devrinde hıristiyan olan ve o sırada Suriye’de bulunan Ebû Âmir er-Râhib’den bir mektup gelmişti. Ebû Âmir münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selûl’ün yakın akrabasıydı. Müslümanlara karşı hilelerinden dolayı Resûl-i Ekrem’in “Ebû Âmir el-Fâsık” dediği bu kişi Bedir Gazvesi’ne müşriklerle beraber katılmış (İbn Sa‘d, III, 540-541), Uhud’da da müşriklerin safında yer almış, Medineli hemşehrilerini tahrik ederek onları yanına çekmek istemişse de başarılı olamamıştı. Daha sonraki savaşlarda müslümanlara karşı olumsuz tavrını sürdürmüş, Mekke fethedildikten sonra Tâif’e sığınmış, Huneyn (Hevâzin) Gazvesi’nden ve Tâif seferinin ardından burada duramayarak Suriye’ye gitmişti. Giderken de münafıklara işlerini görüşebilecekleri bir mescid yapmaları ve güçlerinin yettiği kadar silâh ve mühimmat toplamaları için haber yollamış, kendisinin Bizans makamlarına gidip oradan asker getireceğini ve Muhammed’le ashabını Medine’den çıkaracağını bildirmişti. Ebû Âmir mektubunda Bizans valisiyle görüştüğünü, kendileri destek olurlarsa Bizanslılar’ı Medine’yi kuşatmaya ikna edebileceğini söylüyordu. Münafıkların bu konuyu görüşebilmeleri için dikkat çekmeyecek bir mekâna ihtiyaçları vardı. Vedîa bu mekânın nasıl yapılacağı konusunda bir öneride bulundu. Buna göre bir mescid inşa edip cemaate devam etmeyi kolaylaştırdıkları izlenimi uyandıracaklar, böylece hem Mescid-i Nebevî ile Mescid-i Kubâ cemaati arasında bir tefrika çıkarmış olacaklar, hem de Ebû Âmir ile gizlice görüşebilecekleri bir mekâna kavuşmuş olacaklardı. Vedîa b. Âmir’in teklifinin kabul edilmesinin ardından münafıklar süratle Kubâ’da bir mescid yaptılar.

Hz. Peygamber, Medine dışında Zûevan denilen yerde Tebük Seferi’nin son hazırlıklarıyla meşgulken münafıklardan beş kişilik bir heyet gelip yağmurlu ve soğuk kış gecelerinde hasta ve özürlü olanların namaz kılması için bir mescid inşa ettiklerini ve kendilerine namaz kıldırarak burayı ibadete açmasını istediler. Resûl-i Ekrem sefere çıkmakta olduğunu, dönüşte orada namaz kıldırabileceğini söyledi. Sefer dönüşü ordusuyla birlikte Zûevan’da konakladığında bazı münafıklar gelerek Hz. Peygamber’i mescidlerine götürüp namaz kıldırmak istediler. Bu sırada mescid ve onu yapanların niyetleri hakkındaki âyetler nâzil oldu (et-Tevbe 9/107-110). Bu âyetlerde mescidi inşa edenlerin niyetlerinin müminlere zarar vermek, hakkı inkâr etmek, müminlerin arasına nifak sokmak ve daha önce Allah ve Resulü’ne karşı savaşmış olan bir kişiyi (Ebû Âmir er-Râhib) beklemek olduğu belirtiliyor, bunların gayelerinin iyilik olduğuna dair yemin bile edebilecekleri, hâlbuki yalancı oldukları vurgulanıyor, Hz. Peygamber’e Mescid-i Dırâr’da asla namaza durmaması, buna karşılık takvâ üzerine kurulmuş mescidde (Mescid-i Kubâ veya Mescid-i Nebevî) namaz kılmasının daha uygun olacağı bildiriliyordu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Medine’ye ulaşınca Âsım b. Adî (veya Ma‘n b. Adî) el-Aclânî ile Mâlik b. Duhşüm es-Sâlimî’ye mescidi yıkmaları için emir verdi (Vâkıdî, III, 1046; İbn Hişâm, IV, 530). Âsım ve Mâlik yatsı vakti sıralarında Mescid-i Dırâr’ı yaktılar. Çıkmamakta direnen Zeyd b. Câriye’nin vücudunun bir kısmının yandığı söylenir. Münafıklar ertesi sabah mescidin yıkılmış olduğunu görünce Allah’ın, sırlarını ifşa ettiğini ve gizledikleri gerçek amacın Peygamber’e bildirildiğini anladılar.

Öyleyse şimdi diğer bölüme geçelim. “Okullarda din derslerini kaldıran din müesseselerini kapatıp 40 bin talebesini sokağa döken halkçılar Müslüman halkın mukaddesatını kutsal değerlerini ahlak ve adabını kaidelerini ve kurallarını yıkıp kendi akidelerini inançlarını kendi sapık zihniyet ve ideolojilerini yerleştirmek için köy enstitülerini açtılar ve devlet hazinesinden oluk oluk milyonları bu ahlak ve iffet mezbahası olan batakhanelere döktüler.

Kız oğlan karışık olduğu için sevişmeler fuhuş ve rezaletler tabi hale gelmişti. Çok kızların diploma yerine bir piç ile evlerine döndükleri tespit edilmiştir.

İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç bu enstitülere sık sık gider okulda içkili danslı ziyafetler verilir kız öğrenciler sakilik içki sunuculuğu ederlerdi. Düğün nişan toplantıları yapılır oldubittiler örtbas edilirdi.(Eşref Edip Kara Kitap sh; 67-68)”

Ben bu kitaptaki diğer yazılı olan bölümleri hicap duyduğum için alamadım. Ben az söyleyim siz çok anlayın. Devlet ve toplumsal müessesenin temeline dinamit koyan ve örf adet ahlak anane din devlet mefhumlarını hiçe sayan sınıfsız ve dini olmayan bir bedbaht bir ateist toplumu hedefleyen köy enstitüleri ile topluma fitne ve fesat sokarak dini yıkmayı ve insanları kendine (kul edinmeyi) öngören mescid dırar fitne hareketini elbette aynı yıkıcılık kategorisine birlikte almak gerekir diye düşünüyorum. O zamanın halini bu zamanın fevkinde tabloya bakarak görmek mümkün. Masum bir milletin evlatları zehirleniyor ahlak iffet ırz namus elden gidiyor mekteplerden din dersleri kaldırılıp köy enstitüleri Rusya’ya uygun zihniyetle özendiriliyor ve İslam sulandırılmak suretiyle yok edilmek isteniliyordu. Mesele din, maksat islamı yok etmek, kafa karıştırmak ve fitne ise sadece değişen taktik ve uygulamalar var dönemlere göre. Çünkü hedefte her ikisinin de arzuları toplum ve kimlik birliğini din mefhumunu yıkmak idi.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık