• 30 Kasım -1, Pazartesi 0:00
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

MEKTEBE GİDERKEN

Mektebe giderken(ilkokula)çok korkardım. O çürük yumurta sarısı renkler beni ürkütürdü.2.sınıfta sanırım okuma yazmayı söktüm ama ne söküş. Yedi İri Elmas diye bir okuma parçası vardı. Ben okuyamadım, öğretmenimiz sağ olsun parmakların ucuna öyle vuruyor ki; hak getire. Bükemiyoruz mübarek elleri. Eller kalem tutuyor da, ne yapalım sökemedik bir türlü uyu uyu yat uyu alfabesini!   Sonunda okumayı söktük. Öyle bir söküş oldu ki! Dördüncü sınıfta okumada herkesi geçiyordum.   Öğretmenimiz beni kendi sırasında oturtmaya başladı, ancak teneffüste kıskançlıktan öğrenciler başımın etini yiyorlar. Dedim ki; Öğretmenim ne olur sırama geçeyim, arkadaşlardan tepki alıyorum. Çocukluk işte, yapacak bir şey yok.

En sevdiğim öğretmenim Ertan’dı. Bizlere çalışkanlığımızdan dolayı kalem alır defter alırdı. Baba gibiydi. Trabzon’a tayini çıktı. Günlerce ağladım arkasından. Bize gönderdiği mektubunda bile kalem gönderecek kadar öğrencilerini seven bu öğretmenimi unutmam mümkün değil.

Geçende Osman Kemal Kayra(Emekli Profesör) hocama söylemiştim. O sevdiğimiz canlar gittikten sonra insan kendisinde büyük bir psikolojik boşluk hissediyor. Ve hayatın her anında bunu yüreğinde yaşıyorsun.

4.ve 5.ci sınıftaki öğretmenimi de işte öylesine pek sevemedim. O zamanlar birazda bu öğretmenlerin TÖS ‘mü ne davası varmış, bunların sıkıntılarını sınıfada yansıttılar, Sınıfın içerisinde öğretmenimiz sigara içerdi. O zamanlar korkardık bunları dile getirmeye, ne mümkün? Ama şimdi en ufak bir şey de veliler hoooop okulda!

Neyse Ortaokulda iken önceleri ortama alışana kadar biraz korku biraz heyecan, bizden önceki sınıflarda okuyanlardan öğretmenler hakkında bilgi edinmeler vs.hepsi de bizlerin hareket noktaları idi. Öğrenci her yerde öğrenci işte. Öğrenciliğin, oyun oynamanın, çocuklaşmanın yaşı başı olmuyor.

İlhan Orhan ve Osman Kemal Kayra Öğretmenimiz geldikten sonra hayatımız anlamlaştı desem yeri var. İlhan hocamız anlatmıştı. Bir gün yazılıda öğretmen mezhepleri sormuş. Çocuğun biri diğer arkadaşını sürekli rahatsız ediyormuş yazılı esnasında. Hadi söyle hadi söyle diye! Çocuk sıkıntıdan olsa gerek, ağzından gayri ihtiyari;”yedin naneyi”demiş. Çocuk cevabın bu olduğunu anlamış ve yazmış kâğıda. Mezheplerden biri olarak:”Yedin nane mezhebi.”…Gülen mi ağlan mı halimiz bir lisan işte…

O yazılı sıkıntılarını ben çok yaşadım. Hem Lise’de hem Eğitim Enstitüsünde. Etraftaki arkadaşların isteklerinden doğru dürüst kendi cevabımı yazamazdım. Hele bildiğin sorular odlumu o yazılı bizim için ballı ekmek idi. Fakat bir türlü Takdir(iftihar)listesine giremedim. Hep teşekkür değerlendirmesinde kaldım. Aldığım notları bazen arkadaşlarım diğer sınıflarda ballandırır, öğrenciler görmek için bizim sınıfa gelirlerdi. Mahcubiyetimden ne diyeceğimi bilemez, elim ayağım dolanırdı. Hiç değilse bir dönem takdir alabilseydim ama olmadı, Kıramadım o zinciri.

Bir gün Lise 1’de Onur Yener Coğrafya Öğretmenimizin yazılısı var. Ortaokuldan beri tanıyor ve beni seven birisi. Genel coğrafya ağır bir ders. Yazılıdan bir soruyu bir türlü çıkartamıyorum. Öğretmenimiz arada sürekli dolaşıyor ve disiplinli biri. Adamıda iyi döverdi. Yanımdan şöyle süzülerek geçti, hafif hafif ilerliyor arada. İyice kanaat getirdikten sonra aynı aheste geçiş sonrası, soruyu hatırlarım mı diye? Şöyle bir doğruldum, öndekine doğru sıramdan. Ama nasıl oldu bilemiyorum, Onur Öğretmenim bir topuk dönüşüyle beni gördü. Ne eğilebiliyorum, ne tam doğrulabiliyorum. Sıram da öylece kalakaldım. Utancımdan ölüyorum. Gözüme baktı ve bir şey demedi. Sevdiğini biliyordum, derslerine çalışır tahtada anlatırdım konuyu. Beni biliyordu kısaca. Allah’tan bir şey demedi ama hâlâ aklıma geldikçe utanıyorum.

Onur hocam öyle davranmasıydı, belkide naneyi yiyen o zaman ben olacaktım.

İnsanın askerlik ve okul anıları bitmez derler doğruymuş. Şimdi bir de buna paralı askerlik olan öğretmenliği katarsanız elbet hiç bitmez. Hakikaten bu öğretmenlik güzel meslek. Bu mesleği bana sevdiren de Ertan Öğretmenimdir.

Üzerimde emeği olan bütün öğretmenlerin ellerinden öpüyorum. Ölenlere Rahmetler diliyorum.

Hangi meslek diye sorsalar tek cevabım var: Öğretmen olmak,derim.”Bir Ülkenin Geleceğini Şekillendiren manevi mimardır,  benim gözümde öğretmen.Bir sevdadır benim için….


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık