• 22 Haziran 2016, Çarşamba 9:09
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

KULU-KARACADAĞ ERTUĞRUL GAZİ ŞENLİKLERİ

Efendim herkese bu güzel sıcak haziran ayında selam ve muhabbetlerimi iletiyor, mübarek ramazanı şerifin ülkemize ve tüm İslam âlemine ve tüm insanlığa barış ve huzur getirmesini canı gönülden diliyorum. Ramazanı şerifiniz cümleten mübarek olsun. Bugün izninizle tarihimizin köklerine sizlerle bir yolculuk yapmak istiyorum. Malumunuz TRT’de yayınlanan Diriliş dizisinin etkilerinin gençler ve büyüklerimiz üzerindeki tesirinden hareketle, geçmişin izlerini ve köklerini araştırıp özüne dönmek isteyenlerle, karşı olanların hayat mücadelesinin devam ettiği bir ortamda bende ülkemizin gençlerine, büyüklerine birkaç hatırlatmada bulunmayı kendi adıma milli bir görev sayıyorum.

26 Ağustos ve 30 Ağustos tarihleri; Sultan Alparslan ve Anadolu’nun Kurtuluşu yolunda Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, düşmanın anladığı dilden konuşarak, bu mübarek beldeleri ebediyen vatan tutma gayretiyle ve birlik içerisinde topyekûn müşterek hareket etmeleriyle ki;  kazandıkları büyük başarıların sonucunda;  hem milletçe birlikte başarmanın hazzına varılmış, hem de onların kuşkusuz Türk-İslam Tarihinin altın sayfaları içerisinde birer abide kimlik olarak yer almalarını sağlamıştır.

Bir arkadaşımın mesajıyla öğrendim ki, Kulu İlçe eski Milli Eğitim Müdürü Sayın Servet Altuntaş Hocamın gayret ve desteğiyle Karacadağ Ertuğrul Gazi Şenlikleri adı altında bir etkinlik yapılması düşünülmüş. Bir başka arkadaş da böyle bir etkinliğin daha önce Devrim Sönmez tarafından dile getirildiğinden bahsetmiş. Kim iyi niyetle bir çalışma içerisinde bulunursa bunu kalben ve fiilen desteklemek bizlerin görevi olmalıdır. Kimden gelirse gelsin böyle bir faaliyetin olması Kulu’yu Sosyal medyada daha çok tanıtacak ve hak ettiği konumunu kendi tarihsel sürecinde alacaktır.

Bizim zenginliğimiz sadece maddi platformlarda değil asıl zenginlik kaynağımız manevi dinamiklerdedir. Bugün Osmanlı dönemine ait bazı etkinliklerin yurdumuzun sadece belli bölgelerinde değil, asıl etkinliklerin ruhumuzun ve hücrelerimizin her anında hissedeceğimiz manevi güzelliklerle bezenmesi ve donanması gerekir.

Bizler görüntülerle geçmişe ait bir izi günümüz gerçekleriyle bağdaştırarak aradaki mesafeyi koruyup, köprüleri atmadan ve kendimize ait olan bir değeri dışlamadan onu gelecek nesillere taşıyarak rabıtayı güçlendirmek istiyoruz. Bu taşınılan temel değerler insan ve toplum hayatının vazgeçilmez öğeleridir. Çünkü toplumlar güçlerini köklerinden alırlar. Tıpkı ağaçlar gibi.

Ülkemizin her tarafında yaşayan asırlık çınar ağaçları vardır. Bunca yaşına rağmen ayakta ve hayatta kalabilen bir çınar. Ulu Çınar. Tıpkı Osmanlı gibi. O da bir çınar idi.

600 yıldan fazla yaşayan bir çınardı Osmanlı.Hemen peşinen söyleyeyim ki,geri gelmeyecek olan bir çınar.Ama gönüllerde yer alan, iyisiyle/kötüsüyle/güzelliği ile anından ders almamız gereken bir Ulu Çınar….Biliyorum bazılarınız hemen ensesini kaşıyıp kaşlarını çatarak yine bildiği ezberleri sıralayacaklar ama varsın olsun,inkar etsen de kabul etsen de,geçmişte tarihin sayfaları içerisinde kendine yer bulan ve bugüne eğer ders alırsan ışık tutacak bir görünümü ve ihtişamıyla,günümüzde bile özellikle ilmin ve tarihin hakkını veren  gerek bilim adamları gerekse ABD gibi kimi Ülkeleri kendine hayran bırakan bir Osmanlı Çınarı gerçeği ile karşı karşıyayız. Durum gayet nezih bir şekilde ortada.

Bize düşen bu gerçekleri reddi miras yapma yerine akılcı hareketle inkâr psikolojisinden kendimizi kurtararak tarihimizle barışmak ve resmi yalanlardan biraz olsun sıyrılmaktır.

Bu nedenle hata ve sevaplarıyla almamız gereken dersleri bizi bizden önce temsil eden bu Ulu Çınar’ın tarihe mal olan sayfalarında arayıp bulmak ve bugünkü özellikle içinde bulunduğumuz açmazların sebeplerini de bu minvalden iyi hesaplamak gerekir….

Bilirsiniz insanın bir ömrü var. Devletlerinde öyle. Araf suresi 34’de bundan toplumların ömürlerinden bahsedilir.

Şimdi şunu söyleyebiliriz.Eğer Osmanlı devleti yeniden yapılansaydı,zamanında kendi bünyesinde restorasyon yapabilseydi yıkılmayabilirdi diye.Evet sadece ömrü uzayabilirdi.Ama İlahi Adalet mutlaka tecelli edecektir.Tıpkı İnsan ömrünün sona erdiği gibi…,

Ama unutmamamız gereken asıl mesele şu. Bizler geçmişi kendimizden tamamen silip atmak dışlamak yerine, zamanın şartlarına göre restorasyona giderek almamız gereken tedbirleri almalıyız. Tıpkı Peygamberimizin buyurduğu gibi: Düşmanın silahı ile silahlanınız. İşte biz bunu yapamadık. Yani Dünya’daki ekonomik, kültürel, sosyolojik, endüstriyel ve psikolojik havayı zamanında tümüyle kendimize uygun hale getiremedik. Ha şu olur. Devletlerin adı değişir ama önemli olan Millet mefhumunun tüm değerleriyle maddi manevi kültünü sürdürebilmesi ve bu değer özelliklerini koruyabilmesidir. Dikkat ederseniz tarihte 16’sı imparatorluk olmak üzere 50’den fazla devlet kurduğumuzdan bahsedilir. Demek devlet felsefemizi ve misyonumuzu kaybetmememiz gerekir. Adı değişse de biz bize ait olan kimliğimizi koruyarak bu tarihi süreçte devamlı olalım.

Efendim meseleye bu boyuttan yaklaşımda bulunduktan sonra konumuzla alakalı bazı gerçekleri de izninizle hatırlatmak istiyorum.

Anadolu’da İslami hareketler yani kıyam ya da Anadolu’nun İslami kimliğe sahip insan /fikir hareketleriyle tanışması Hicri 1.yy.da fütüvvet hareketleriyle kendini gösterir. İstanbul’da mezarı bulunan ve fatih’in Hocası Akşemsettin tarafından kabri ortaya çıkarılan Ebu Eyyüp El Ensari Hazretleri buna bir örnektir.(yazı devam edecek)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık