• 25 Haziran 2016, Cumartesi 9:40
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

KULU KARACADAĞ ERTUĞRUL GAZİ ŞENLİKLERİ (2)

İslâmlaşma ile beraber daha sonraki dönemlerde Türkleşmede kendini gösterir. Buna da verebileceğimiz en güzel örnek Fahrettin Cüreklibatur asıl adıyla Cüneyt Arkın diye bildiğimiz sinema sanatçısının asıl mesleği olan Diş hekimliğini bırakarak çevirdiği tarihi filmleriyle bize tanıttığı Battal Gazi tiplemesi serüvenlerini görsel alanda aktarmalarıyla başlar. Battal Gazi bir Anadolu gerçeğidir. Hakkı, batıla karşı savunan bir gerçek. Ama bugün TV’lerde izlediğimiz filmlerdeki gibi aktarıldığı ya da yönlendirildiği şekliyle değil. Anadolu’daki kıyam hareketleri tıpkı;  İbrahim ve Nemrut misali iki kutbun temsilcilerinin birbirleriyle yaptıkları mücadelelerin hareketleridir. Bütün bu olanlarda İslam’ın ruhlardaki manevi esintileri ve hakka teslimiyet söz konusudur. Hareket basit bir ün şan şöhret kazanma vesilesi değil, tek kelimeyle Allah’ın rızasına uygun yaşamak ve hareket etmektir. Bu özdeki cevherin tüm verileriyle dışa vurumu ve somut hali almasından ibaret ritüellerdir.

Anadolu kıyam hareketi daha sonraki dönemlerde Selçukluların imzasını taşımaya başladı. Ve en önemlisi de Malazgirt ver Alpaslan la tanıştı. Bu Türk tarihinin dünyadaki en önemli dönüm noktalarından birisini oluşturur. Anadolu Türk-İslam Kimliğiyle bütünleşmeye başlamıştı. Akın akın Anadolu’ya gelenler, töreye uygun şekilde fethedilen yerlere kendi adlarını alan küçük devletçikler kurarak, bütüne ait temsilciler olmanın şerefini taşımaktaydılar.

Ne var ki zamanla gerek yönetim zafiyeti,gerek devlet ve askeri anlayıştaki zafiyetler ile düşünce normundaki yaşanılan ve fütüvvet baharından uzaklaşılan zihniyet değişimi bize pahalıya mal olmuş ve zaman içerisinde batının/batılının istek ve ideallerine uygun zeminler bünyemizde hasıl olarak tarihi,dini,kültürel ve sosyal değerlerimizi reddeden ve kendi konumumuza düşman olduğumuz bir anlayışı değişmez kalıplar olarak zihinlerimize ve dimağlarımıza yerleştirme bedbahtlığına düşerek  hiç çekinmeden batıya yardımda bulunmuşuz ve onlara bizden beklemedikleri kadar hizmette kusur etmemişiz.Ne kadar garip ve çelişkili bir durum değil mi? Bünyemizi saran bir komplimanla karşı karşıya bulunuyoruz ve sorgulamadan bunları evetliyoruz/onaylıyoruz….

Bu vesileyle bizler ne yaptık bu aşamada? Kendimize yeni kökler edinmeye başladık. Yani uydurma soyağaçları peşine düştük. Misallendirmek gerekirse hani şu meşhur Anadolu ateşi var ya! Mustafa Erdoğan denilen kişiye ait bir toplu gurubun gösterisi. İşte bizler bu köklerimizi resmi ideoloji çerçevesinde kendimize ait ne varsa inkar/red yoluna girerek bu herifin ekibinin canlandırdığı ve görüntüyle beraber verilmek istenilen bir mesajın bir misyonun/inanışların /ritüellerin/ oluşumların  peşine düştük ve nesebi onlara bağlamaya çalıştık.Antik putperest medeniyetlerin nüfus kaydı içerisinde yer almaya çalıştık.Tıpkı Şah döneminde İran kendisinin 2500 yıllık Persiyanların devamı göstermesi ya da Mısır yönetimlerinin, Kahire’nin içerisine Firavun Ramses’e ait heykellerini donattırması gibi…Peki sonuç ne oldu ? Bu inkâr/red nereye kadar işledi ? Bunun örnekleri günümüzde ortada değil mi? O halde inkar/red psikolojisiyle bir yere varılamıyor. Tarihi gerçek ve hakikatler ters yüz edilemiyor. Bunun artık anlaşılması gerek. Kısaca insan ve toplumların kendi tarih gerçekleriyle yüzleşmesi gerek. Tanışması gerek. Bilinen o dur ki Osmanlı Tarihi hatasız ya da günahsız. Yok, böyle bir şey. Elbette her şeyiyle dört dörtlük olmaktan uzaktır. Fakat şu gerçeği bilelim.    Osmanlı; Türk geleneği ile İslam müesseselerini kaynaştırmak için çaba gösteren ve bunu içselleştirdiği ölçüde başarılı olan değişimi yakalayan ama zamanın değişimine ayak uyduramadığı hallerde de sıkıntıyı bünyesindekilerle beraber yaşayan bir tarihi vakıadır. Bizde bir ruh/cevher vardı. Ne zaman ona tutunduk yükseldik, ne zaman ondan uzaklaştık ise düşüş başladı ve kendimizi bile tanıyamaz hale geldik. Birliktelik/cemaat ruhu kayboldu. Bugün çekilen sıkıntıların temelinde değerlerimize karşı lakayt hale gelmişsek, bunu kendimizde aramamız gerekir. Bizler kendimize benzemek yerine başkalarına benzeme uğrunda temel değerlerimizi reddederek asli hüviyetimizden uzaklaşıp, artık insanımıza birey ve devlet nezdinde bakış açımızı değiştirmiş ve aramızı soğutmuşsak,   elbette bunda yılların topluma benimsetilen gayri resmi birikintilerinde aramak ve buna göre yeniden şekillenmek gerekir diye düşünüyorum.

Eğer 26 Ağustos ve 30 Ağustos tarihleri bizleri bir araya getiremiyorsa bu yanlışları kendi uygulamaları mıza bakarak yorumlamalıyız. Daha dün bir arada hiçbir problem olmadan yaşayanlar bugün neden iki kutbun temsilcileri gibi davranıyorlar? İşte biz bugün dürüstçe bunu sorgulamalıyız. Tüm kalbimle diyorum ki bizler;

“Ecdada benzedikçe kendimiz gibi oluruz. Kendimiz gibi oldukça da ağzımızın tadı tuzu bozulmaz. Bozmak isteyenlere de bu fırsat verilmez… Eğer bugün bölücü ve hainler içimizden çıkıyorsa, dışarıdan destek buluyor ve içerden hami görüyorsa, Allah, Din. Vatan, Millet, Mülkiyet, İnsani değerler vs. düşmanlığı yapıyorlarsa, Kürt-Türk ayrılığını körüklüyorlarsa, bunun sebeplerini geçmişin izlerinde ve derinliklerinde aramalı. Tarihi, dini, sosyolojik gerçekler tekraren gözden geçirilmeli ve yapılan yanlışın neden olduğu gerçeği yakalanmalıdır. Bu yapılmadığı sürece bizlerin birbirine olan gayz ve kinleri gerek iç şartların gerekse dış güçlerin teşvik ve gayretiyle asla gitmeyecektir/bitmeyecektir”…

Biz kuru bir davanın 600 yıllık bir geçmişinden değil,bir iman cevherinin eksileriyle de olsa tutunmaya çalıştığı ve örnek olduğu bir toplum yapılanmasından bahsediyoruz.Osmanlı bu yapılanmaya varis idi.Fakat eksileri  ve hatalarıyla olsa, yükselen bir değer olan varis idi.Ruh ve şuurunu iman lezzetinden alan bir yapılanmanın versiyonları olarak Osmanlı üzerinde barındırdığı insanlara asla ayırım yapmaksızın /ayırt etmeksizin hizmet anlayışını ve insani değerlerini götürmeye çalışmış bu  ulviliği/mayayı  tutturmaya ahdeden bir anlayışı benimseyerek kalitesini/liyakatini her vesileyle göstermiştir…(devam edecek)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık