• 05 Eylül 2015, Cumartesi 0:00
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

KİLOMETREYİ SIFIRLAYANLAR

İbni Miskeveyh, Ahlakı Olgunlaştırma MEB: yayınlarınca yayınlana ilgili eserinde”…Mal düşkünü olan kimse, iyilik mertebesine erişmez. Çünkü onun mal biriktirme hırsı kendisini başkalarına acımaktan, hakkıgözetmekten, gereken şeyleri yerine harcamaktan alıkor. Onuhıyanete, yalana, iftiraya, yalancışahitliğe, göreviyapmamaya, cimriliğe, ufak tefek şeylerin ardından koşmaya, din ve insanlıktan uzaklaşmaya sürükler. Böyle kimse belki övülmek ve ün kazanmak için pek çok mal harcar ve bununla Allah’ın rızasını ve onun mükâfatınıbeklemez. Aksine onu bir araç olarak kullanır ve kazanç vasıtası yapar. Bilmezki, bu kendisinin aleyhine olan bir kötülüktür…”

Hadi söyleyin dostlar buyurun söz sizin şimdi. Vurun bakalım kendinizi bu sözlerdeki ölçüye ve anlayalım halimizi, görelim ahvalimizi. Ancak asıl vurmamız gereken ölçü dinimizin kuralları/Vahyin ölçüsü değil mi?

Anladım ki hiçbir akım/ideoloji bize/size huzur getirmez. Sadeceoyalanırsın. Ve şahsiyetinden tüketirsin. Kaybolmayamahkûmolursun. İnsanın kendi şahsiyetini/kazanımlarını/olgunluğunu üç kuruşluk bir menfaate teslim etmesi kadar akıl kârı? Çözüm ne öyleyse? Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak. Başka çözüm yok… Günümüzde kirlilik arttı demiştim. Hem de çokça arttı ki, insanın aynası adeta ben buyum diye kendini ortaya koymakta zorlanmıyor.

Bir insan yıllarca Marks’ı savunuyor, onunla yatıp kalkıyor sonra gidiyor, Avrupacı, Amerikancı bizim oğlanlar oluyor. Sorosculuk yapıyor, demokrasi havariliğine soyunuyor vs. vs.

Ya ben öğrencilik yıllarımdan hatırlıyorum, şu an ki gibi de aklımda: ”Bana dokuz ışık Kur’an’dan çıkma diyenleri tanırım ”savunanlarıbilirim. Bugün hangi minval üzere hangi minvalde koştuklarına şahit oluyorum. Onu da öğrendim.

Bir insan yıllarca Kur’an’dan dersler okuyor/ okutuyor, öğreten oluyor sonra bir de bakıyorsunuz, kapitalizme payanda olmuş! Paraya para demeyen bir  “Sa’lebe’ye dönüşmüş, hayır kelam aklından uçup gitmiş, Bunlar hangi kaynağın aklın felsefenin ürünleri? Bunlar neyin kimin efendisi ya da hangi nefsin kölesi? Merak ediyorum.

Ve Üstat şöyle devam ediyor: “Anamızdan doğduğumuz geceden beri, heybemizi emektar makinelere yükleriz” Fikirlerimiz tıfıl vinçlere bağlı, biz yangın da koşuyu kaybeden atlarız”(Sezai Karakoç)

Rantiyecilik, haksız kazanç, cepçilik çalma çırpma goy goy culuk almış başını gidiyor. Ondan sonra Osmanlı-Doğu Roma harmanlamasından altımızdan ne çıktı? Derin devlet anlayışı-ya da “derin işler organizasyonu” Alın güle güle kullanın diyeceğim de ucu dönüyor dolaşıyor gelip sana bulaşıyor. Bir spekülasyonla vurulan ekonomi başkalarının ceplerine kasasına kesesine dolar/Euro cinsinden çil çil altınlar cinsinden akıp gidiyor. Birileri bu yolla halkı istediği gibi soyabiliyor. Ve sen buna bir şey yapamıyorsun.

El hâsıl; Bu gün Ülkemizde tam Kemal Tahir tabiriyle “bir kapıdan içeri girenler ile bir de kapıda girmek için sıra bekleyenlerin “olduğu bir menfaat alaturkası var.

Bana Dokuz ışığı anlatanlar bu gün ışıklarını, başka kulvarlarda arayanların arasına dâhil olmuşlar. İkballerini bu yolla kazanmaya bulmaya çalışıyorlar.

Bu gün ülkemizde yıllarca savunduğu fikirleri gazete başyazarlığını bir kenara itivererek ”kilometreyi sıfırladım ben, emrindeyim diyen politikacılar çıkmıştır”

Bu gün ülkemiz de rahmetli Erbakan hoca döneminde mebus seçilip de daha sonra saf değiştirerek Kürtçülüğü hayatının ideolojisine çeviren ve Apo katilinden “önder diye bahseden” vekiller/politikacılar çıkmıştır. Ve bu adamlar Türkiye’yi kan gölüne çevirmenin ve gerilla diye bahsettikleri dağdaki bitlilerin sözcülüğü yapmaktadırlar. Açılım/maçılım teranesinden dem vurarak resmen bölücülüğe zemin hazırlamaktadırlar.

Bu gün ülkemiz de milliyetçilerle/ulusalcılar adı altındaki düşünce argümanlarını çeşitli zorlamalarla bir araya getirerek daha düne kadar ”Ülkücü Milliyetçiliğin sembolü/savunucusu ve Dışarıdaki Türklerin bilge doğal Lideri olarak görülen Rahmetli Başbuğ’a ”bataklık buğusu rengi bakışlarıyla “ diye söz edenlerin resmi saflarında kendilerine yer aramaya bulmaya çalışanlar olmuştur/olmaktadır.

Ama aynı anlayış/zihniyet dün birbirine rest çekerken bugün birçok konuda hem fikirler. Hem fikir olmaları yetmiyor gibi birbirine yerel seçimlerde adayda oldular.

Herkesin çamaşırı kumaşı belli.

Öyleyse neyin peşindeniz?

Aferin, alkış mı istiyorsunuz?

Dava, menfaat için kulvar değiştirilen bir saf değil,

Dava, inandığın değerlere ölene kadar sahip çıkmaktır.

Dava; İlâyı Kelimetullah uğruna “Nizâmı Âlem’dir.

Dava; Onurlu Türkiye’yi İnşa etmektir. Ama milletin dertleri, değerleri, arzusu ve talepleri doğrultusunda.

Dava: Din gününün Yüce sahibinin emirlerine uymaktır.

Dava: Buna uyanlarla birlikte hareket etmek, birbirini kucaklamaktır. Kararlılıkla…

Dava: Menfaat ikileminde değil, Tek olan, bir olan Allah’ın ipi üzerinde kalabilmektir.

Bu davaya gönül verenler, bizim gönül kardeşlerimizdir. Bizi aldatanlar ise bizden değildir.

Dava da: Zorbalık ve keyfilik olmamalıdır.

Dava: İnanan gönüllerin birleşmesidir.

Dava: Kişilerin rant kavga yeri menfaat odaklanma yeri değil, bilakis imanla hizmet yeri olmalıdır.

Ve diyorum ki; “kirli çamaşırlarla temiz çamaşırlar” aynı anda aynı minval üzere bulunmaz diyorum. Bulunmamalı, katlanmamalı…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık