• 15 Şubat 2018, Perşembe 7:26
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

KIBLE NE TARAFTA

Koynundan kanlanmış bir zarf çıkaran Yüzbaşı Muzaffer güçlükle yazdığı zarfın üzerinde “KIBLE NE TARAFTA” Diye sorabildiği manevi soruyla; artık kelimelerin tükenmiş, sözlerin son raddeye gelmiş halini ortaya koyarken, şehadetin, hükmü ilahinin ve kavuşmanın mutluluğuna ermek üzere olduğunu da bu vesileyle bildiriyordu.

Boğazından çok ağır bir şekilde yaralanmasına müteakip her an gelip karşısına dikilebileceğini düşündüğü ölüm artık onunla göz gözeydi ve tatlı bir tebessümle yüzbaşı muzaffer’e bakıyordu.

Ağır bir yaralanmanın bitkinliği yüzünde belirginleşmesine ve takatsiz kalmasına rağmen ruhen büyük bir hafiflik hissediyor ve konuşmak istese de konuşamıyor sürekli boğazından sızan kanlar vücuduna doğru yol bulmuş akarsu gibi büyük bir hassasiyetle eziyet etmeme telâşesin de süzülüyordu.

Ölüm de kanda kendisine gıpta ile bakıyor böyle bir nişanın ahrette olan hikmetlerini nemli gözlerle ruhaniyetini iliklerine kadar hissediyorlardı.

Giderek gözlerinin feri yaşadığı kan kaybından yavaş yavaş sönen Yüzbaşı Muzaffer Bey yaşadığı güç kaybının etkisiyle kımıldamayacak hale gelmiş ve çevresindekilerle göz temasını kaybetmemeye çalışırken son bir gayretle koynundan çıkardığı kanlı zarfın üzerine KIBLE NE TARAFTA diye yazmıştı.

Şerefli Türk Subayı. Ölümün şahadet olduğunu, sağ kalmanın gazi olmanın verdiği asaletli devlet anlayışı ile güçlükle yazdığı zarfa, bu kutsi ifadeyi son kez yazma bahtiyarlığını yakalamış ve teslimiyetin incisini kalbinden yazıya dökmenin mutluluğu ve kavuşmanın güzelliği ile kendini Yüce Mevla’ya “Rabbim ben geldim senin yolunda şehit olarak”  demenin hasretini böylece dindirmişti.

Ruhunu teslim etmeden az evvelde son bir gayretle zarfın tam ortasına kelimei şahadeti yazmıştı. Ordumuz askerimiz inanan insanlarımız kalben bilirler ki; Zafer Allah’ındır sefer bizimdir. O’ yardım ederse muzaffer olunur. Bizim inancımızın temel taşı direği budur çünkü biz biliriz ki O’nun izni olmadan bir yaprak kımıldamaz bir yaprak izinsiz yere dahi düşemez.

Bu yazılan zarf bir tarihe şahitlik etmiştir. O zarf bir intikam yeminine şahitlik etmiştir. O zarf gelecek nesillere aktarılacak en büyük vesikadır. O zarf bir medeniyetin teslimiyete boyun eğen simgesidir.O zarf bir hassas kalbin içinden geldiği gibi son bir kez daha inancın dışa yansımasını gerçekleştirmiştir.O zarf gelecek nesillere de kalbi bir bağlılığın ak olan yüzünü göstermiş şerefli Türk askerinin Allah ve Peygamber sevgisini ortaya koymuştur.

Yüzbaşı Muzaffer iman aşk vatan sonsuzluk ve teslimiyet abidesi olarak tarihin örnek isimsiz kahramanlığına destan olacak kadar bir konu ve konumdadır. Bizim savaşlarımızda görünmeyen ruhani askerlerin Rabbin emriyle yardım ettiklerine şahitleriz. Ya Rabbi yardım eyle, galip eyle çünkü bu son ordusudur islamın ifadesi artık ruhumuzda dilimizde inançlı bir tekerlemeye dönüşmüştür.

Yüzbaşı Muzaffer ırak cephesinde şehit olmanın mutluluğu ile bu kervana katılan değerli bir askerimiz ve şanlı ordumuzun güzide bir mensubuydu.

Keza güney cephemizde Antepli Şahin Bey bir başka gurur kaynağımızdı. Önce İngiliz 1919 yılında şehri işgal ediyorlar yaklaşık on ay sonra da Fransızlara bırakılan Antep savunulmadan teslim olmazdı. Bizde vatan kutsaldı. Vatan söz konusu olunca en küçüğümüze varıncaya kadar biliriz ki; gerisi teferruattır.   Antep direnmeden düşmana mezar olmayacaktır. Hele Antepli Şahinimizin Fransız komutanına yazmış olduğu bir mektup var ki; inanın insanın içini titretiyor. Bu bir şeref vesikasıdır yazılan mektup. Bu mektup alelade bir mektup değil. Bu tarihin bize özgü mükâfatlandırıldığımız en büyük şeref nişanesidir.

Diyor ki; Antepli Şahin Bey mektubunda;

“Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde bir damla Türk kanı karşıktır.Her bucağında bir atanın mezarı vardır.Adı belli olmayan zamanlardan beri Türkler bu topraklarda yaşamaktadır.Türk bu topraklara bu topraklarda  Türk’e ısındı,kaynadı.

Sade siz değil, bütün dünya bir araya gelse bizi bu topraklardan ayıramaz.

Sonra sen hiç ömründe “Türk esir yaşamaz” diye duymadın mı? Namus ve hürriyet için ölüme atılmak ise bize ağustos sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir.

Sizler canı kıymetli insanlarsınız.

Çatmayın bize.

Bir an evvel topraklarımızdan savuşup gidin. Yoksa kıyarız canınıza.

(imza-Antepli Şahin)

İşte şerefli mektup böyle. Buram buram kahramanlık kokan Türk’ün kendi öz güvenini yansıtan şeref ve haysiyetimizin timsali mektubu gençlerimize iletelim ki; bilsinler tarih bizim kadar şanlı bir geçmişi olan insanlığa hizmet etmiş başka bir millete sahip mi?

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker

Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi

Bedri’n aslanları ancak bu kadar şanlı idi.

Rabbim bizlere milli şuur nasip eyle. Milletimizi devletimizi sen koru ve yardım eyle. Kahraman Ordumuzu muzaffer eyle. Âmin.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık