• 15 Ocak 2020, Çarşamba 9:13
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

KENDİMİZİ BULMAK (1)

Hepimizin çocukluğu bundan yıllar evveline uzandığımızda hep köy ağırlıklı yerleşim yerlerinde veya bizim o zamanki kendi tabirimizle söylediğimiz küçük yerleşim yeri olarak bildiğimiz yaylalarda geçti.Bu tanımların şimdiki çocukluğunu yaşayanlarda pek bi anlamı olmaz sanırım.Ama bizim için hayatımızın en önemli ve en şirin dönemleridir.Büyüklerimizin aile yapısına pek fazla tesirinin görüldüğü ve anne baba ve büyüklerimizin sevgi saygı ve hürmetinin pek fazla ziyadesiyle etkin olduğu o dönemler de sahip olduğumuz değerlerimizin korunduğu ve yaşatıldığı dönemler olarak hep bugün kalbimizde derinlerde işittiğimiz ve aradığımız ona ait olan özlemlerimizi dillendirdiğimiz o ah sesini içimizde bir an bile hiçbir zaman kaybetmedik.    

Biz anne baba ve dede ebe dediğimiz büyüklerimizin belki okuma yazmaları yoktu ama irfanıyla ve basiretiyle yol yordam olduğu günlerden geldik. Şimdikilerin cahil diye lanse ettiği okuma yazma bilmeme durumlarına rağmen ileri görüşlülük ve tahmini yordamaların isabetliliği ve bizim üzerimizdeki kalıntıları o insanların gerçekten azizane özelliklerini ve adabı muaşeret davranış biçimlerini hep içimize işledikleri ve örnek oldukları şirin halleridir.

Yaşadığımız dönemlerin çocukluk hayallerini geleneksellik stantında o kadim kültürü evlerin duvarlarına varıncaya kadar bezeyen bir anlayış bu iklimin yaşatılması ve korunmasında daima önsezili davranmışlardır. Mesela mahallemizdeki değerlere atfen karşılıklı anlayış ve hoş görü kalbimize ve ruhlarımıza salıverilen bir güzellik şuasıydı diyebilirim. Birlikte kapı komşuluğu yapmak, aynı kuyudan su çekmek, hayvanları sulamak ve komşu olarak hep imece usulüyle yardımlaşmayı ve kültürel zenginlikleri motif motif işlemek düğün tören örf adet ve cenaze vs. toplumsal tüm organizasyonlarıyla birlikte göğüslemek bugün gelinen noktada neyimizden ödün verip nerden nereye geldiğimizi acı bir tablo olarak karşımızda gördüğümüzde kadim kültürel mirasımızın uğradığı erozyonları sanki yüreğimizi söküp atarak bizden uzaklaşmasını/uzaklaştırılmasını bizim buna seyirci gibi davranmamızı belki de bir ah ile sadece hatıralara yönelmemizi anımsatmaktan öteye geçemeyecektir. İçimizdeki kıvranan acıları geçmişin anıları ile dindirmek ve birkaç damla yağmur parçasını toprağa ikram etmek belki de yaptığımız ve yapabileceğimiz en güzel son şeydir. Çünkü elimizden giden değerleri bugün fener ışığında aramaya kalksak bile kalbimizin bu yaralara karşısında sessiz kalması ve mutmain olması mümkün değildir.

Belki bugün bunu söylemek çok zor gibi gelecek ama biz sanırım insani vasfımızı bulduran kültürel mirasımızı hovardaca harcadık. Kaybedilen insani duyguların açtığı makas aralığı sisteminde yardımıyla ve kapitalizminde bolca desteğiyle bizleri yalnızlığa karanlığa ve tek başınalığa itti.

Bugün bir ailede yıllarca sana bakan yediren giydiren altını temizleyen besleyen büyüten büyüklerimize karşı kalbimiz hissiyatsız bir noktaya gelmişse bunun sorumlusu kim diye kendimize sormamız gerekmez mi? Sadece ben değil bizler hepimiz yöneticiler dahil hemen herkes bu sorunun cevabını kaybettiğimiz ölçüler genelinde vermesi gerekir.

Burada benliğimiz kaybetmek diye bir şeyden de bahsetmek istiyorum. Bir insanın benliğini kaybetmesi daha doğrusu kendini kaybetmesi demektir. İnsanı diğerlerinden farklı kılan yönü nedir? Onun sahip olduğu değerleridir.

İşte biz bugün bu benliğimizi yani bizi biz yapan değerlerimizi milletçe koruyamadık. Kaybettik kısaca kendimizi, kendi cenderemizde pişmemiz ve kendi yağımızın güzellikleri içerisinde taze beslenmemiz gerekirken ardıç ağacını terk eden kuş gibi içimizdeki iyilik değerleri bir anda sahip çıkmaklığımızdaki geç kalışımız ve ihmali hallerimiz yüzünden bir anda uçtu kayboldu gitti gönül göğümüzden ve gönül göğümüzü biz bugün viraneye çevirdik diyebilirim.

Biz bugünkü gelinen noktada şehirleri yerel belediyecilik anlayışıyla imar etmeye çalışıyoruz. Her yere önemli alan ve mevkilere yapılması kurulması gereken kurum ve binaları ilgi alanlara dikmekteyiz. Lakin hepimizin de takdir edeceği bir şey var ki bu kurumlar sayı itibariyle ne kadar artış gösterse de ne kadar yaygın hale getirse de biz kendi içimizde yalnız ve kendi içimizde kendimize yabancılaştık.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık