• 09 Ekim 2019, Çarşamba 9:41
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

İNSANLARI EĞİTİRKEN

Eğiticilerinde eğitilmesi gerekir. Yani hayat dediğimiz süreçte eğitim olayı doğum-ölüm arasındaki hallerdir kısaca. Kimileri bunun farkında kendilerini bu işle meşgul ederken kimileride hayatın çarkında öğütülmekle beklide farkındasızlık atmosferinde ömür tüketmektedirler. Mesele hayatın tüm canlıları ilgilendiren sürecinde eğitim faktörünü ön plana alarak pozitif davranış örnekleri geliştirmektir. Hatta geliştirmekle kalmayıp asıl olan onu uygulama safhasına getirebilmektir.

Dünyamız hızlı bir değişim içerisinde. Teknolojik anlamda bu değişimler yaşanırken ve ülkeler bazında bir rekabet boyutu; ticari kaygıların ağır baskısı altında bu akışkanlığı temel statü olarak yürütürken, geri bıraktırılmış ülkelerin neden bir sömürü aracı konumuna/ durumuna getirildiğini anlamak herhalde zor olmasa gerek. Değişen dünyada, bu değişimlere ayak uydurmak, adapte olmak ve değişimleri kendi avantajımıza nasıl kullanabileceğimize karar vermek hızlı düşünmenin de bir nevi ileriye yönelik (fuçurizm) düşünmenin de olmazsa olmazıdır.

Bugün dünyamızda yaşananlara baktığımızda göze çarpan en önemli nokta; Hızlanan değişimle beraber,artan karmaşıklık hali,hatta içinden çıkılamaz denilen meseleler, her pozisyondaki iş için dünya çapında öngörü haline gelen acımasız ve kıyasıya bir rekabet anlayışı mevcudiyeti, hali hazırda ayakta kalmaya çalışanların verdiği soluksuz yaşama sanatı gelmektedir ki; bunlarla her şeyin akışkan ve net olmadığı ve hızlı bir dünyada yaşıyor olacağımızın insanlara yüklediği sorumluluklar manzumesi bizlerin önünde duran güçlü bir tablodur.

Hayatta güçlü sürprizler var. Önümüzde nice engeller var kaos çıkaran cinsten lakin hayatta kendi bireysel cevherimizi görme/anlama/ve keşfetme yetisi de var. Biz buna kendi potansiyelimizden yararlanma gücü diyoruz. Karşımızdaki temel hedef; kişisel olarak sürekli değişim içinde olmaklığımızı keşfetmekle işe başlamak gerekir. Hayatın sahnesinde yaşama sanatı dediğimiz olayda bireyler içinde bulunmak lığın kendilerine daima ileriye yönelik bir iş yapmayı düşünme fırsatını verme konusunda ikaz eder bir konumda bulunmasıdır ve çark daima dönmektedir.

Biz hızlı bir değişimle iç içe olduğumuzu mesela okullarda olsun çeşitli özel veya resmi sektör kurumlarında olsun yarına ait bir şeyler yapma kaygısını olumlu stres olarak yaşayıp alışkanlık haline getirip önümüze koyduğumuzda hep yeniye doğru, ileriye doğru iş yapma yetisini de bir bakıma sunmuş olacağız.   Artık sanal âlemde yaşanılan bir rekabet olgusu var ki; eğitim çarkını rasyonel bir olgu haline getirirken bu hamurun milli bir davanın değerler manzumesi ile yoğrulması gerektiğini de geçmişimizden alacağımız ilhamla donatmamız gerektiğini asla gözden ırak tutmamak gerekir.

Globalleşme dediğimiz dünya çapındaki çalışma statüleri artık kendi ülkende değil sanal âlemde dahi güçlü bir sektör oluşturdu. Eski alışkanlıkları hangi sektör ve ya kategori olursa olsun sürdürmek nerdeyse imkânsız hale geliyor. Yani hepimiz sürekli bir değişimle hem iç içe hem karşı karşıya onunla hemhal durumundayız. Bundan kaçınmak mümkün değil. Ya bu eğitimin içindesin ya içindesin. Başka yolu yok. Değişime ve gelişmelere adapte olmak için değişimi yakalamak gerek, İçinde yaşadığımız bu rekabet ortamında farkında olmamız gerek durum nedir biliyor musunuz? Dünya yalnızca etrafında uzakta ya da yakında fark etmez bütün olan biteni analiz edip onları anlayıp yakından tanıma fırsatı bulan ve bunu yakalaya­bilenleri ve değişimin getirdiği fırsatları görebilmeye ve yakalamaya enerji yatırımı yapmaya yönelenleri ödüllendirir diyoruz kısaca.

Ve bu konuyla ilgili düşünme /okuma /anlama /araştırma çalışması yaparken şöyle bir cümle ile karşılaştım. “Bugünlerde yaşadığımız değişimin hızını ve kapsamını düşünürsek, oyunu yeni kurallara göre oynayanlar, kendilerini doğru konumlandıranlar ve kendi gelecekleri için kişisel sorumluluk alanlar için paha biçilmez fırsatlar ve çok değerli mükâfatlar olacağı açıktır.” Evet, ilk bakışta her şey sanki ticari bir kaygı ışığında değerlendirilmiş gibi gözükse de böyle bir cümlenin içerisinde aslında yatan temel faktör eğitime yapılan vurgulamadır.

Çoğu eğitici ya da idareci öğretmen bu gerçeğin maalesef farkında değil. Dar çerçeveden belli bir kalıpta kalıp onun dışına çıkamayarak oluşturulan bir bakış açısında geleceğe yönelik ne bir hayaller devreye girer ne de geleceğe odaklanan bir çocuk beklentisi/buna okul da diyebiliriz, kendini istendik donanımla hale getirir. Şu an ki konumda bilgi en önemli üründür. Bilgi ile teknolojik çalışmalar somut bir şekilde gerçeğe dönüşmektedir. İşe gönül veren ve gönül almayı bilen bulunduğu ortamda başarıyı yakalama şansını daha da kuvvetlendirmektedir.

Her olur olmaza saçma bir şekilde direnç gösterenler, aslında kendi fişini kendisi çekmekte yani dolaylı olarak psikolojik enerjisini aslında kendisi yitirmektedir. Kendinde bir şey yapma isteği yoksa değişim sancılı olur. Direnç ortaya çıkar sanki Çin duvarı gibi. Üzüntü kızgınlık ve depresyon kendi içini aynen bir güherçile gibi yer bitirir. Bir defa bunları aşmanın yolu gelişmeyi, hızlı değişi anlayışını kabullenmek ve pozitif duygular besleyip hareket kabiliyeti geliştirmek gerekir. Olumlu kişisel sorumluluk almaya yelken açmak ve bazı riskleri göz önüne alarak çalışmak bizlere daima yeni kapılar aralayacak ve önümüze yeni hedefler koyacaktır tabi akılla beslenen cinsinden.

Sonuç olarak algımızı güçlendirirsek ortaya şöyle bir tablo çıkıyor diyebiliriz. Bugünün dünyasında kariyer başarısı mesela biz buna okullarda öğretmenin veya idarecinin başarısı diyelim toplam kalite standardı bazında; işe gönlünü verip, yüreği ile çalışanlara ait olmak üzere, kendilerini işlerine adayanlara ve değişimi yakalayanlara ait diyoruz.

Eğer biz mevcut sistem değişikliğine gidemiyor kendimizi süratle yenileyemiyor ve gelişimlere ayak uyduramıyorsak, oradan ayrılmak en doğrusudur. Değişime karşı direnerek enerjimizi boşuna harcamayın ve tam ortada durarak değerli zamanımızı öldürmeyelim. Ya değişimi sahiplenelim, ya da kendi yolunuza gidin. Böylesi hem sizin hem de işvereniniz için çok daha iyi olacaktır. Ya da şöyle düşünelim. Yaptığımız iş kendi işimizin aynası olacaksa o aynanın daima ışık saçan parlayan bir aksı olduğunu bu aynanın sırrını kaldırmamamız gerektiğini içimizin paslanmaması gerektiğini, takım çalışması yaptığımızı ve bizim lokomotifin başında olduğumuzu(öğretmen veya kurum yöneticisi vs) kendi eğitim anlayışımızı ve değişimi sürekli kılmamız gerektiğini unutmayalım. Yetkin olduğumuz hususları yenilemek demek, vatanını en çok sevenin ona en iyi hizmeti yapmak demek anlayışı ile eş değer olduğunu bilmek ve buna değer katmak olduğunu bilip bununla iş tutmanın bunu yaşam tarzına dönüştürmenin gerekli olduğunu bilerek bunu hayatımıza tatbik etmek demektir. Var mı yan gelip yatarak ya da göz boyayarak insanları/öğrencileri kandırmak ve onların duygularını sömürmek? Hele de öğretmen camiasında…Etik mi çabalamadan beklenti içinde olmak.?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık