• 25 Mart 2020, Çarşamba 8:44
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

İNSANIZ İNSAN KALALIM (1)

Yaşadığımız hayatı anlamlı kılan insanın sahip olduğu inançlarıdır.

Paylaşmak hissiyatı ve paylaşabilmenin sonunda tadına varılan mutluluk.

İşte mutluluk hissinin bence tarifi yoktur.

Empati oluşturuyorsunuz, zor olana talip oluyorsunuz ve içinizde sizi durdurmaz eden “hadi yardım et” duygusu birden kabarıyor sanki ayran gibi.

Ne yapıyorsunuz sonra, o duygunun akışkanlığı içerisinde ister istemez, sorumluluk alma gereği duyuyor ve yapmanız gerekeni yapıp bundan zevk alıyorsunuz.

Diyebilirim ki;

En güç şartlarda bile bu duyguyu içtenlikle yaşatabilmek ve sürdürebilmek bence en önemli davranış biçimleridir.

Kur’anı Kerim Kasas Suresi 76-77. Ayetlerinde melaen buyrulur ki;”Allah’ın sana yaptığı iyilik gibi, sende iyilik yap”

Kalbimizde büyütüp yetiştirdiğimiz iyilik ağacının meyveleri leziz çiçekleri de hiç solmadan sonsuza dek açmaya devam edecektir.

İyilik karşılık beklemeden herhangi bir menfaat ummadan yapılırsa( ki öyle olmalıdır) işte insandaki en büyük servet ve bu dünyadan götürebileceği en büyük mükâfat olacaktır.

Arı, sürekli elinden balı alınır ama bu durumdan şikâyetçi değildir. Vermeye devam eder, arı bilir ki;( ilahi sevkiyatla)   veren el alan elden üstündür.(arı öyle yaratılmıştır onun kodları böyle dizayn edilmiştir)

Güneş ben sizlere ışığımı sıcağımı göndermeyeceğim diyebiliyor mu?

Hatta yaptığı iyilik karşılığında bir talepte istekte bulunuyor mu?

Hayatta olduğumuz sürece yaptığımız ve yapmak zorunda olduğumuz yapmamız gereken işlerden küçük, büyük iş fark etmez, önemli olan o işi zevk alarak ve gereken ölçülerde hassasiyetle yapabilmektir.

Yolda okula giderken birine merhaba demek hal ve hatırını sormak hatta yolda rastladığın bir karıncanın bile hacmine bakmadan ibret alıp bıkıp usanmadan çalışkanlığını düşünerek ondan ders çıkarabilmek, otobüste bir büyüğe yer vermek, karşıdan karşıya birinin elinden tutarak geçmesine yardımcı olmak ne biliyim bir telefonla dahi olsa bir dosta gönülden merhaba demek (velev ki o aramazsa bile)…

Bütün bunlar aslında hayatı anlamlı kılan ve yapılınca da,” hakikaten insan olduğunun farkına vardığın” ve” insan olmanın da bir farkındalık yaratma olduğunun ” aynı zamanda en güzel hasletleri hatta en önemli nimetlerindendir.

Sonra yaparım nasılsa yaparım yerine an’ı fırsat bilip yapmak ve yaşamak gerek. Hani atalar dediğin gibi:”bugünün işini yarına bırakma”

İnsan için asıl önemli olan ruh ve gönül zenginliğidir. Birine seviyorum dediysen(yani içinden gelerek)   bu sözcüğü eylemle doldurmak gerekir. Nasıl yani: sevmek, ilgilenmektir/ sevmek: zaman ayırmaktır/

Sevmek: sevgini, sevdiğinle paylaşmaktır/  sevmek paylaşmak, paylaşabilmek, ve empati kurabilmektir.

İnsan: göğsünün sol yanında duran et parçası var ya, işte onun içtenlikli sesiyle, bir uyum içerisinde hayatı sürdürmektir. Yani gönülden dile/ dil den gönüle.

Tolstoy’un bir sözüyle konuya devam etmek istiyorum fazlada sıkmadan:”Şu gerçeği unutmayın; tek önemli vakit vardır. İçinde bulunduğumuz an. O an en önemli vakittir. Çünkü sadece o zaman elimizden bir şey gelebilir. En önemli kişi, kiminle beraberseniz odur. Zira hiç kimse bir başkasıyla bir daha görüşüp görüşemeyeceğini bilemez. Ve en önemli iş” iyilik” yapmaktır. Çünkü insanın bu dünyaya gönderilmesinin sebebi budur”,diyor…

Demek ki dünya da olmak demek sorumluluk yüklenmek demektir. Zaten kimse başıboş bırakılmamış ki? İşte bunun için imtihan dünyasındayız ya! Mesela Albert Şwaytzer diyor ki;” yeryüzünde hiç biri insan, diğer insanlara karşı uzak ve yabancı kalamaz. İnsanlar birbirlerine aittirler…

Yani bu da gösteriyor ki; belki beğenmediğin hoşlanmadığın huyu suyu farklı olan kişilik sahipleriyle de karşılaşacaksın.

Hayatın içerisinde tabi’i ki böyle durumlar normaldir. Ancak sevmediğin biri de olsa insanları asla küçümsememek gerek, hele dışlamaya kalkışmak hiç yapılmaması gereken bir durumdur. Onun biz ölçülü olmak durumundan bahsederken, sevgisizlikten uzaklaşmayacağız, dengeli ve duygusal davranmaktan kopmayacağız… Yani içimizde sevmesek bile normal ölçülerde ilişkilerimizi sürdürüp asla kin ve nefret gibi kibir ve gurur gibi insanı mahveden zararlı hasletlerden uzaklaşacağız. İçimizde ümitsizlik gibi bir duvar olmamalı. Kavga, ihanet, kaba gürültü, dedikodu, nefret duyguları kirleten ve asliyyetini bozan kısaca aynanın görüntüsünü kamufle eden ve insana zarar veren şeylerdendir. İnsan içinde taşıdığı sevgisi oranında insandır. Ve Can Yücel’in dediği gibi;”Sevdiğin kadar sevilirsin”…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık