• 25 Mart 2015, Çarşamba 8:30
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

İNANÇ, İMAN VE ÇANAKKALE

"Çanakkale Harbi’nin devam ettiği günlerden birindeyiz. O gün akşama kadar devam eden savaş, bu nispetsiz üstünlüğe karşı yine zaferimiz ile netîcelenmek üzereydi. Gözetleme yerinde muhârebenin son safhasını heyecanla takip ediyordum. Mehmetçiklerin “Allah Allah…” nidâları ufku titretiyor, korkunç bir medeniyetin bütün heybetini temsil eden top seslerini bile bu müthiş haykırışlar bastırıyor gibiydi.

Bir aralık, yanımda bir ayak sesi duyar gibi oldum. Geriye dönünce Ali Çavuş ile karşılaştım. Sapsarı olmuş yüzünde müthiş bir ıztırap okunuyordu. Daha neyin var demeye kalmadan, o her şeyi anlatmaya yetecek olan kolunu bana gösterdi. Dehşetle ürpermiştim. Sol kolu bileğinin dört parmak kadar yukarısından aldığı bir isâbetle hemen hemen tamamen kopacak hâle gelmişti ve elini yere düşmekten ancak zayıf bir deri parçası alıkoymakta idi. Ali Çavuş dişlerini sıkarak ıztırâbını yenmeye çalışıyordu. Sağ elindeki çakıyı bana uzattı:

“–Şunu kesiver kumandanım!” dedi.

Bu üç kelimelik cümle, öyle müthiş bir istek, öyle bir mecbûriyet ifâde ediyordu ki, gayr-i ihtiyârî çakıyı aldım ve derinin ucunda sallanan eli koldan ayırdım. Bu tüyler ürpertici vazifeyi yaparken de:

“–Üzülme Ali Çavuş, Allah vucûduna sağlık versin!” diye moral vermeye çalışıyordum.

Çok geçmeden Ali Çavuş, yalnız elini değil, vatan uğruna fânî vucûdunu da fedâ etti. Gözlerini hayata yumarken de:

“–Vatan sağ olsun! Allah îmandan ayırmasın!.. Canım vatana fedâ olsun!..” cümlelerini tekrarlayarak son nefesini vermiş, etrafı küçük bir kan gölü hâline gelmişti.

***

Çanakkale harbi nasıl bir îman gücüyle kazanıldı? Bu hususta, bizzat harbe iştirâk etmiş bulunan kahraman yiğitler, zaferin taktiğini şu şekilde anlatıyorlardı:

“Gönüllerimiz Allâh’a niyaz hâlindeydi. O’nun yardım ve istiânesine sığınmıştık. Kumandanlarımız da sürekli olarak bize «Salât-ı Nâriyye»yi okutturuyorlardı… Böylece ilâhî yardıma nâil olduk…”

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Âbide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle OSMANLI, Erkam Yayınları."...........

...............................Şunu kesiver kumandanım şahsiyetinden şimdiki geldiğimiz hale bakınca ya bana öğretmenlik yapanlar görevlerini tam yapamamışlar ya da ben öğretmenlik yapacak kapasitede değilim.Niye mi? Bana okullarda Mete Han'la başlayan ordumuzun uçan kuşu hedef aldığı at sırtında hızla giderken dört bir yöne(yana) ok atarak düşman saflarına daldığı,hedefini vurduğu,düşmanları bozguna uğrattığı anlatıldı."Türk Doğuştan Askerdir"felsefesinin gönüllere işlendiği, hakeza başta Milli Güvenlik Bilgisi dersi olmak üzere okutulduğu yazılıp çizildiğini bilmekteyim.Osmanlı zamanında Akıncıların üstlendiği rol ile,Akıncılar şiirinin ifade ettiği manâyı da bilmekteyim.Bilhassa Çanakkale'de her ne kadar ders kitaplarında kahramanlığın sadece bir kişi üzerinde odaklandırılmak istenilmesine rağmen nice isimsiz kahramanların var olduğunu, lise sıralarında okuyan öğrencilerin kısa bir eğitimden sonra cepheye gittiklerini ve şehit olduklarını bilmekteyim.Öyleyse bugün bu Çanakkale'yi,destanı,isimsiz şehit olmuş nice eşsiz  kahramanları andığımız bu günlerde,Ben,ne Ahmet Kabaklı hocamızın yazdığı bir kitabında konu edindiği ve gerçekten iğreti olan, Çanakkale ruhuyla asla bağdaşmayan,malum zihniyetin değerlerimizi hiçe sayarak ayaklar altına aldığı,Çanakkale gezisi bahanesiyle yaşanan o yıllardaki gemi macerası rezaletini kabul ederim,ne de bugün bedelli adı altında askerlik yapmamak için vatan borcundan kendilerince kurtulanları kabul ederim.Bana ters geliyor.Biz bugün bu işlerin edebiyatını yapmakla görevimizi yaptık zannediyoruz.Çanakkale’den durdurulan düşman bugün bizi, felsefi manada dahası,ihraç ettiği ve bizimkilerin de gözü kapalı kabul ettiği kültürüyle, emperyalizmin ayak seslerini her alanda hissettirdiği ve baskı altına aldığı gün gibi aşikarsa,ders kitaplarında hala geçmişe yönelik reddiyeler düzülüyorsa hele hele bir siyasi parti yapılacak olan Haziran 2015 seçimlerinde ezanı susturacağını bile bile söylüyorsa,birileri bu necip milletin henüz felsefesini ve temellerini,kuruluş gayesini iyi anlamamış,tarihte kurulmuş olan diğer Türk Devletlerinin de özelliklerini tanımaktan ve gerçek bir duruş sergilemekten uzaktır diyorum.Ne mutlu Çanakkale'de şehadet şerbetini içipte Allah'ın huzuruna varanlara.Selam olsun onlara.Rabbim rahmet eylesin...

 

Bana söz değil ruh gerek, Çanakkale'yi yaşayacak Bana gönülden icraat gerek, kalbe kilim dokuyacak Hani diyorum ki;”her güne bir gün sıkıştırıldığı ve yüzeysel ifadelerle kalbe nüfuz edilemeyen sözler ve sadece satıhta kalan görsellerle, her şeyin geçiştirildiği bir ortamda acaba diyorum bu "Onsekizmartın" dışında yine başka bir gün veya her gün için aynı kararlılıkla ve aynı milli bir heyecan içerisinde, içinden gelerek, olayı özümseyerek, yine Çanakkale’den aynı ruh ve inançla/imanla bahseden yiğitler çıkacak mı? diye merak ediyorum doğrusu.

Ben sözümü Osman Nuri Topbaş Hoca Efendi’nin şu güzel tespitiyle tamamlamak istiyorum. Ve sizlere, Allah’a emanet olun diyorum…

“Çanakkale’de yedi düvele karşı yiğitçe çarpışan şanlı askerimiz, sadece kahramanlık ve cesaret destanı değil, aynı zamanda bir fazilet destanı yazmıştır. Zira onlar, gönüllerindeki engin iman nuru sayesinde Cenabı Hakk’ın yardımına mazhar olmuş ve:

“Ey İman edenler!(savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çok anın ki başarıya ulaşasınız.(el enfal 45) ayeti kerimesinin canlı bir misali olarak tarihe nakşolunmuşlardır”

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık