• 24 Haziran 2015, Çarşamba 0:00
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

HATIRLA EY ŞEHİR

İsmail Detseli ağabeyin bu güzel eseri, nostalji olarak insanı derinlere daldıran, düşündürücü,   geçmişe ait izleri hatırlatan ismine has bir lezzet abidesi. Öze ait güzellikleri yansıtıp değerlere atıfta bulunan ve duyguları kabartan. Tarihin dehlizlerinde insana yol aldıran ve günümüze ışık tutan güçlü bir kalemin eseri. Kendisine bu kıymetli çalışmasından dolayı kalbi şükranlarımızı arz ediyor benzer eserlerinin devamını bekliyoruz…

Hatırlamak ve hatırlatmak;Bu iki husus insan zihninin işlevleri. Hafızalarda olanı güçlü yorumlarla okuyucuyla buluşturmak, yerinde ve zamanında yapılması gereken uyarı ve telkinlerde bulunarak bir nevi aydınlığa hasret kalmış tüneller gibi, karanlığın gün yüzüne çıkmasını sağlayıp, insan zihninin kir ve şüphelerden arındırılmasına çalışarak, doğruyu bulmasına ve gerçeği yakalamasına yardımcı olabilme ve düşünce egzersizlerinde bulundurabilme çabalarıdır…

Bir zamanlar Osmanlı da bir Rum tercüman varmış. Adı Godrika. Napolyon’a Osmanlı Devleti’nin parçalanması yönünde raporlar sunmuş, Osmanlı elçisine gelen bütün yazıları Fransa Dışişleri Bakanı Talleyrand’a iletmiş ve Osmanlı ya ihanet etmiştir. Aynı işi aynı şekilde Divan’ı Hümayuna tercümanı ConstantineMourouzi, Eflak ve Boğdan isyancılarına yardım ve yataklık etmek suretiyle ihanetini yerine getirmiştir…

Ülkemizin Cumhuriyet öncesi ve sonrası yaşadıkları zorluk ve sıkıntıları aklı başında olan herkes bilir. Farklı bakış açıları ve yorumlar olsa da; günümüz teknolojisi ve iletişim araçlarının güçlülüğü sayesinde nerdeyse BBG evi gibi,  herkesin her şeyden haberinin olmaya başladığı da malumunuzdur. Ancak özellikle ve öncelikle özel hayatın gizliliği ve korunması noktasında hukukun üstünlüğü ve ondan da öte insan haklarının korunmasının önde olduğunu belirtmekte yarar var. Bunlar korunmadan ve olmadan; ne kadar kanunlardan ve devletin gücünden bahsedilirse bahsedilsin, özgür birey olunulamayacağını söylemek istiyorum…

Bu ilk dört paragraflı açıklık getirilen hususlar dâhilinde, verilen bilgilerden yola çıkarak ortak bir kanaate varabilmek için, İsmail Detseli ağabeyin kitabına aldığı konu başlığını bende burada okuyucu kardeşlerime Ülkemizde olan biten bazı unutulmazları tekrar kendilerinin bilgisine sunarak, hafıza yenilemelerini ve gözlerinin önünde resmi geçit yaptırmalarını sağlayıp, düşünce talimi yapmalarına fırsat tanımak ve onları kendi düşünce ve eylemleriyle baş başa bırakabilmektir. Zira Ülkemizde olan biten ve karanlıkta kalan o kadar çok işler var ki; sanki denizler mürekkep olsa yazmaya yetmez…   Bizim ki ise sadece yansıyanlardan yakalayabildiğimiz birazcık ışık süzmesi. Başka bir gayemiz yoktur.

Kendi halkına hor bakan, onlara yarasalar, koca göbekliler, bidondan kafalılar, çember sakallılar, dinciler diye suçlayarak, onu bin türlü boyaya batırmak isteyenlerin ve toplumdan dışlayanların karşısında;  o saygınlığını ve devletine olan bağlılığını örnek tevazu hareketiyle gösterip,  devletten menfaatlanan ve çeteleşme ile ele geçirme cüretinde bulunan kanun ve nizamları hiçe sayıp bozmaya çalışanlara karşı; gereken cevabın ne olması gerektiğini hatırlatmakta insanımıza düşen milli bir vecibedir. Çünkü bir inanç sahibi bilir ki, boyanılması gereken bir boya varsa “o da Allah’ın boyası ile boyanmaktır”, biz böyle bilir, böyle kabul ederiz…

İlkeli ve dürüst kimlikleri ile tanınıp devlete olan bağlılıkları şüphe götürmeyen, inançları uğrunda zindanlarda çürüyen, suçsuz ve sebepsiz yere idam edilenlerin savunduğu fikir ve düşünceleri temsil bazında; masaya yumruğumuzu vururuz ve hallederiz diyerek söylemlerini belirtenlerin de; bu bağlam da verecekleri kararın, kendi geleceklerini ve misyonlarını gözden geçirme ve kendi gelecekleri hakkında tarihi karar verme fırsatı taşıdıklarını da unutmamaları gerektiğini hatırlatmakta yarar var. Bir insanın kavliyle fiili aynı olmalıdır…

Osmanlı da Kanuni döneminde Avusturya Hükümdarları Osmanlı Baş vezirine denk sayılırmış…   Kanuni kendine denk görmüyor bunları. Muhatap bile almıyor. Bizim de bugün muhatap almamamız gereken ve Yahudi sermayesi ile zorla kurdurulan İsrail’i ilk tanıyan ülke olduğumuzu hatırlatmama gerek var mı? Gizli olarak yahut açıktan üst düzey birçok alanda sivil- asker i işbirliği yapanların ve ağlama duvarında poz vermelerin bu Yahudi Siyonist zihniyetin ekmeğine yağ süreceğini ve onların temsilcilerinin bugün ülkemizdeki anarşi ve terörün baş hamisi olduklarını, ırkçılığı ve bölücülüğü körüklediklerini, Barzani ve Talabani gibi kendi soy bağlantıları vasıtasıyla Ülkemiz üzerinde söz sahibi olmaya çalıştıklarını bilmeyen var mı?  Bugün gelinen nokta da;  Aziz şehitlerimizin sayısının artmasında ve en demokratik hak olarak sunulan sandığın boykot edilmesinde bu ülkenin rolünü iyi belleyip, ”Milli Devlet Güçlü İktidarın yerleşebilmesi için verilecek kararın, geleceğimize atılan imza olacağını da iyi bilmek gerekir değil mi?

Aziz Nesin’i Türkiye’ de herkes tanır. Zafer Üskül’ü de. Asker ve Siyaset isimli, Zafer Üskül’ün eserine ön söz yazan Aziz Nesin’in tespitleri…”29.10.1923-19.07.1987 tarihleri arasındaki 63 yıl 8 ay 20 günlük bu sürede 25 yıl 9 ay 18 gün sıkıyönetim uygulaması olmuştur. Cumhuriyet Tarihinin %  40’na tekabül eder. 19.07.1987-19.07.1989 yılları arasındaki olağanüstü hali de bu 25 yıla ilave etmek gerekir “ diyor. “ Zafer Üskül’de 19.07.1987-31.07.1996 arasında geçen 9 yıl 11 ayında bu 25 yılın üzerine dâhili gerekir, çünkü bazı bölgelerde olağanüstü hal uygulaması devam ediyor, diye belirtiyor. Velhasıl bu kadar süre yıllık Cumhuriyetimizin süresi itibariyle yarıdan fazla sivil yönetim olmadığı görülüyor”…diye açıklamasını sürdürüyor, tespitler böyle.

Şimdi tespitler böyle derken olan bitenlerin sadece bunlardan ibaret olmadığını bırakın hatırlamayı, unutulmaması gereken ve halkın zihnine yerleşen o kadar çok olaylar olduğunu belirtmek isterim. Yani Türkiye’miz gibi gündemin çok hızlı oluştuğu ve iç içe girdiği bir toplumda belleğimize  kazınan o kadar çok şeyler  var ki ,neler mi  mesela ,bazen öyle oluyor ki, insan nerden başlayacağını  bile şaşırıyor.. Bütün bunlar, gönül isterdi ki; hiçbir şekilde insana sıkıntı vermesin. İnsanlar huzur ve güzellikler içerisinde iş birliği çerçevesinde kardeşlik dokusuyla yaşasınlar. İnsanımıza verdiğimiz değer sadece kitaplarda yazıldığı veya Avrupalılar verdi diye değil, “İnsanımızın buna layık olduğu “düşüncesiyle, ele alınarak sistem halkla barışık hale gelmeli ve insanlar şucu-bucuolmakla suçlanmamalıydı. Başka ülkelerin dış tahriklerine kapılmadan kendi içimizde yaralarımızı saracak kadar bütünleşebilmeliydik,  fakat ne yaparsak yapalım yahut düşünürsek düşünelim yinede üzerimizde oynanan oyunları anlayamıyor ve birbirimizle çocukça çekişmelere devam ediyoruz.(devam edecek)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık