• 28 Kasım 2018, Çarşamba 8:51
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

HAKKI OLMAYAN ERKEK

Yâda sefilleri oynayan mağdur. Toplumun tehlike çanlarının iyiden iyiye alarm verdiği dönemler ki, bugüne kadar birikimlerin tüm zamanları zorladığı kaygan bir noktadayız. Teslim olunulan feminizm hareketi ile hiçte bizim bin yıllık aile ve toplum hayatımıza uymayan ama tehlikesi ile şu an alarm veren bir sosyal müessesenin artık ne kadar diplere vurduğunu müşahede etmekteyiz. Gün geçmiyor ki TV’lerde aile faciasına dair bir haber işitilmesin. Bazen tek taraflı bazen ailelerin müdahalesi bazen de sosyal ve psikolojik bunalımların güçlü tesiri ile yıkılan yuvaların, ağlaşan yavruların ve kimisi mezara kimisi hapishaneye düşen yol ve kederlerin dramını görmekteyiz.

Geçen gün okula giderken(ki her zaman yaya olarak tercihimdir) Bosna Cumhuriyet Parkında otların üzerinde artık kışın kendisini hissettirdiği bu günlerden birinde sanki valiz mi bavul mu karışımı ki biraz küçükçe boyutta ve o sırada içini açıp bir şeyler çıkaran bir ağaca sırtını yaslamış bir erkeği otururken gördüğümde; çocuğuyla yoldan geçmekte olan kadının söylenerek, “ çocuğuna sahip çıkmazsan işte” diye başlayan sözlerine şahit oldum. Anlaşılan o ki yine evden uzaklaştırma kararı alınan bir adam var ve elinde bir valiz-bavul ile yeşil alanın üzerinde kendisine dinlenme molası vermiş vaziyette yalnızları oynarken,  aradan birkaç saat geçtikten sonra gördüğümde ise, çimenlerin üzerinde sere serpe yüzükoyun yatış pozisyonunda, artık düşünce dünyasında nelerin geçtiğini bilmediğimiz ama az çok tahmin edebileceğimiz sert fırtınaların mağdurunu oynayan bir adam vardı.

Mağdur olan her kimse ise kendisinin zaten psikoloji diye bir moral manevi gücü kalmamıştır. Böyle bir haleti ruhi yenin, bir baskı unsuru olarak toplumdan tecrit edilmiş dışlanmış görüntüsü durumu bile ürkütücüdür. Kaldı ki psikolojik frenleri patlamış, artık tutmayan balataların aynen buz üstünde sekiz çizen araba gibi şekil aldığını düşünürsek, bundan etkilenen insanın yani artık mağdur her kimse bir yastığa baş koyduğu hayat arkadaşına karşı içinden kinlenmeyeceğini ve kötülük düşünmeyeceğini kim garanti edebilir.?

Bu konuya ait sıkıntıları bizzat yaşayan tanıdıklarım var. Onların ruh hallerinin hiçte iyi olmadığını söyleyebilirim. Toplumu bu kadar baskı altında tutan sözde bireyleri bir çatı altında aile kurmaya yönelik müeyyidelerin bilhassa feminizme kapı aralayan düzenlemelerinin kadını koruma adına hep erkeğin aleyhine dönüştürülmesi bence en büyük infialdir. Asgari ücretle geçinen bir bireyin çalışmayan ve ayrılan eşine karşı yok nafakasıymış, yok maddi manevi tazminatıymış yok eşya parası- bedeliymiş gibi sırf kadın lehine öttürülen düdükle kazandırılan maddi çıkarların, ezilen ve ezdirilen erkeğe sunulan cezalarla anasından emdiği sütün burnundan getirilmesi sizce kadın çocuk ve aileyi ne kadar koruma ve kollamaya matuf girişimlerdir.

Müslüman bir toplumun İslami esaslara göre olmayan medeni yasalarından kızını fayda sağlasın diye öğütleyen anne babalar ve bunun açık kapısını iyi bilip aralayan ve hukuken haklarını mahkemeler karşısında resmi çerçevede savunanlar parayı esas alarak bir yuvanın yıkılmasına resmi ön ayak olduklarını ve bunun vebalini nasıl ödeyeceklerini hiç mi düşünmezler? Mesela nafaka var mıdır ömür boyu İslami ölçülerde?

“Günümüzde, bir kadının asgari ücretle çalışması onu "yoksul" kılmakta iken boşandığı eşinin asgari ücretle çalışması süresiz nafaka borçlusu olmasına gerekçe kılınmaktadır.” Diyerek haklı bir duruma kapı aralayan yazar Lütfi Bergen haksız mıdır? Bu şu hususa zıt değil midir? “Yargıtay asgari ücretli boşanmış kadını "yoksul" sayarken, asgari ücretle çalışan eski eşi "zengin" saymaktadır…(Lütfi Bergen)” Ve yine Lütfi Bergen diyor ki; İnsan hakları öğretisine mi göre, yoksa nafaka- mehir hukukuna göre mi evleniyorsunuz?

Boşanmış eşinden ayrılmış olan bir kadın eğer çalışmıyor ise buna bakacak olan kardeşleri ve babası(yaşıyorsa eğer) değil midir? Bizde nasıl bir aile hukuku var anlayan var mı? Türk Medeni Kanununa göre; TMK 364: Yoksulluk Nafakası: Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Diyorsa; Niye bir erkek hadi belli bir yıl değil de ömür boyu nafaka ödemeye mahkûm ediliyor. Eşinden ayrılıp ta yeniden evlenen adamın karısı da bu cezadan nasibini almıyor mu? Burada mağdur olan sadece erkek ile yeni evlenen kadında olmuyor mu?

Günümüzde feminizmin aile hayatını alt üst ettiği ve İslami olan ne varsa piyasadan silinmeye çalışıldığı bu ortamda kadın kinlenerek eşinden nafaka alma mücadelesi vermektedir. Türk Medeni Kanunu eğer yoksulluk nafakası düzenlemesi yapmış ise feministler neden bu konuda bir yarış ya da çalışma yapmıyorlar da hep erkeği günah keçisi haline getiriyorlar?

Yasalarla yapılan bu düzenlemeler bilhassa 6284 sayılı ile yasa getirilen haksız durumlar kadın erkek ve aile hukuku gibi, çoluk çocuğu korunması gibi temel öğelere en azından bizim gelenekçi toplumsal değerlerimize ilaç olacak türden uygulamalar olmadığı için toplumda şiddet eğilimleri ve boşanmalar buz üstünde yürüyen adamlar gibi frensiz bir haldedir. Dağılan ve yıkılan yuvaların feryat eden masum yavruların biri hapse biri mezara giden anne babaların ahının hesabını kim verecek?

Yasalar ve sivil toplum kuruluşlarının kadını erkekten önde gören pozitif ayrımcılığı edinilmiş mallara katılma rejimi peşinen kazandırılmış bir cinsiyet ayrımcılığı statüsüdür. Hem damat altın takacak hem de önceden edinilmiş malına ortak olacaksınız eğer eşitlik var ise o zaman kadınında kazandığı erkek gibi ½ olmalı. Neden kadın getirdiği her şeyin sahibidir. Yani anlayacağınız düğünlerde takılan her takı geline sunulmuş bir hizmettir.

Tabi bu durumda gelin nasıl olsa kanun hukuk benden yana işliyor düşüncesiyle istediği gibi hareket ettiğinde de o evde ne düzen kalıyor nede dirlik kalıyor. Bir bozulmaya görsün gidişat artık onu hiçbir güç engelleyemiyor ne erkeğin çıldıran şiddeti ne kadının baş döndüren inatlaşması artık o aileden ümidi kesmek gerekir. Hadi iki tarafta kendine yakışan bir şekilde buna medeni diyelim evlendikleri gibi severek ayrılsalar o da olmuyor. Ne oluyor? Biliyorsunuz ne olduğunu ve her gün TV’lerde boy endam gösteren mağdurları.

Ben şunu söylüyorum. İnsan fıtratına aykırı olan her şey tehlikeli ve çözümsüzdür. Memnuniyet asla söz konusu değildir. Her ne kadar kadına nedense statü diyerek bir üstün rol kazandırılsa da yasalar nezdinde vallahi bu onun sadece kinini belki karşılar. Hele varsa çocukları ya yaşadığı sır dolu anılar unutabilecek mi ömür boyu bunları. Mutlu edecek mi onu aldığı maddi kazançları? Asla.

Ey yasa koyucular toplumda aile mefhumu diye bir şey kalmadı. Dibe vurdu her şey. Diziler, yasalar bozdu bizleri. Bozulmadık ne kaldı ki? Şimdi en bamtelinden vurulduk. Vebal düşünüyorsanız düzeltin en azından şunu yaptık deyin bir incir tanesi bile olsa gidişatı.

toplum feminizme kurban edildi?
kadın hep haklı, hep haklı, hep haklı..
medeni !!! Avrupa'nın izinden gidildi,
diller Müslüman gibi, kalpler  meraklı.!!!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık