• 18 Eylül 2019, Çarşamba 8:47
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

GELECEK  AİLEDE İNŞA EDİLİR

Çocuğun hayatındaki kesitler onun ileride oluşacak aile hayatı üzerinde büyük etkiler ve derin izler bırakacaktır. Başarıyı ortaya çıkaran en önemli faktör, günümüz aile hayatının büyük değişime uğrayan hengâmeleri karşısında yeterli donanıma sahip olamamasından mülhem, yaraya sürülen merhemin etkisini gösterememesi gibi çetrefilli bir boyuta ulaşmasından kaynaklanan faillerin, sonuçta; büyük bir soruna sebebiyet vermesiyle, açılan surlarda gediklerin yamalarla kapatılmasını kabullenmemekte, gerçek değerlere dönülmesine dair her gün bizlere işaret fişeği fırlatmakta lakin bunun farkına varmak ya da varmamaklık arası ihmaller zinciri bize asıl mesele budur şeklinde karşımıza çıkmakta Çin Duvarı gibi yükselmektedir.

Aile hayatı diyorum, o kadar önem arz eden bir durum ki; bunun ihmal edilmesi toplumun geleceğinin bilerek karartılması anlamındadır. Korumamız gereken korunması elzem en büyük kutsal realitelerin başında bu gelmesine rağmen, bunu koruyacak zırhın ortadan kalkması ve değerlerden uzaklaştırılması aslında kendimize kurduğumuz en büyük tuzak yahut kendimize yaptığımız en büyük kötülüktür.

Bizi yaklaşık 15 asra yakın bir sürecin inanç bağlıları olarak bugün kendimizden o kadar uzak kaldık ki;    içimizde akan ırmakları bulandırdık,suyunu içilemez hale getirdik,temiz berrak olan lezzetini bozduk ve bataklıkta kaynayan ama tehlikelerle dolu içimizdeki negatif yüklemeleri artıran güvensiz bir kimlik    yapısını inşa eder duruma  geldik.Artık kendimizi tanımıyoruz tanıyamıyoruz kısaca ya da tanıtmak istemiyorlar bize kendimizi….

Sözümüzün başında aile dedik, ama halimiz ortada. Perişan haldeyiz. Toplumsal başarıyı getirecek mutlu bir aile yapısını ortaya koyacak kayda değer olumlu bir gelişme göremiyorum. Geleneksel bir yapıyı belli yörelerde korumaya çalışan örf adet töre vari yaklaşımlarla ırmağın asıl kaynağına ulaşmadan yapılan her çalışma bence sonuçsuz kalacaktır. Çünkü sözde medeni olma adına yapılanlar hepside yapıcı olmaktan ziyade yıkıcılığı ön plana çıkaran Saiklerdir.

İsterseniz nasıl bir halde olduğumuzu Yavuz Bahadıroğlu’nun kaleminden dinleyelim. Hayır, öyle değil diyebilecek miyiz kendi durumumuz hakkında. Buyrun söz Yavuz Abinin.” Her günümüz koşturmaca, her gecemiz televizyon: Gecelerimizi televizyon başında yitire yitire, ailemizi yitirmeye başladık. Ailemizi yitirmesek bile, her gece, geleneklerimizden, göreneklerimizden bir şeyler yitiriyoruz…

Hepimiz bir şekilde sanallaştık: Televizyon dizilerinde yaşananları, hayatımıza yansıtmaya çalışmaktan, kendi gerçeğimizi yaşamaya sıra gelmiyor.

Evlerimiz televizyon stüdyosu değil, hayatımızın her yerinde kamera yok, ancak beynimiz kamera dolu; kendimizi zumluyor, pek de farkında olmadan, rol kesiyoruz: Yaşamak yerine rol yapmak, ne vahim bir tecelli!..

Bunun faturası ağır: Suç oranlarında, boşanmalarda, intiharlarda ve uyuşturucuda büyük artış var! Şehirlerimiz gaspçıdan, çeteciden, soyguncudan geçilmiyor. Yani “Rüzgâr eken fırtına biçer” atasözü boşuna söylenmemiş.

Rüzgâr ektik, soygun, vurgun, rüşvet, kapkaç, gasp, boşanma, uyuşturucu, fuhuş, intihar fırtınaları biçiyoruz!

Tam bu aşamada da en sorumlu makamdan bir çığlık kopuyor: “Kızlı-erkekli öğrenciler aynı evde kalamaz.”

Bu endişeye hak vermemek mümkün değil. Peki, ama kişisel hak ve özgürlükler ne olacak?

Bu problem ancak ailede çözülebilir. Öyle bugünden yarına olacak bir iş de değildir: Önce niyet lâzım, gayret lâzım, bilgi ve bilinç lâzım.

Eski dünyamızı yıktık! Yenidünyaya adapte olamadık. Bir yanda din, bir yanda demokrasi. Bunlar bazı alanlarda uyum içinde olabilirken, bazı alanlarda olamıyor işte. Dini kurallara uysanız demokrasi, demokrasiye uysanız din elden gidiyor.

Din “Yetişkin kızlarla erkek öğrenciler aynı daireyi paylaşamaz, fitne olur” (“Zinaya yaklaşmayınız” hükmü) derken, demokrasi ayrı telden çalıyor: “Kız-erkek birlikte aynı evi paylaşabilir, bu tamamıyla kişisel özgürlükler alanına girer” diyor.

Pirincin taşını ayıklayamıyoruz! Çünkü nesilleri din kurallarına göre değil, dünya kriterlerine göre yetiştiriyoruz. Arıza çıkınca da feryadı basıyoruz: “Böyle olmaz!”

Oysa tam da böyle olur: “Rüzgâr eken fırtına biçer!” Bu dünya “eski dünya” değil, “yenidünya!” Yenidünyada söz aileden çıktı, televizyona, internete geçti.

Hatırlayalım ki, eskiden çocuklar anlayamadıklarını anne babalarına, dedelerine-ninelerine, dayılarına-amcalarına, ablalarına-abilerine, öğretmenlerine sorarlardı…

Nesiller arasında, soru ve cevaplardan sıcacık köprüler kurulur, sohbet muhabbete dönüşür, sağlam iletişimin temelleri atılırdı…

Şimdi her şey Google’a soruluyor; Uzun zamandan beri Google, çocuklarımızın annesi-babası, ninesi-dedesi, amcası-dayısı, abisi-ablası ve öğretmeni oldu…

“Eskimez eski” (Necip Fazıl’ın tabiridir) ile aramızdaki bağ koptu. Fıkralar bile artık internetten okunuyor. Mesajlar da oradan aktarıldığından yürekten çıkmıyor, tabiatıyla da yüreğe girmiyor…

Gülümseme sünnetini unuttuk, bir birimizin yüzüne gülümsemek yerine, gülümseyen şekil gönderiyoruz. Gülme yerine de neredeyse kahkaha efekti kullanacağız!

Eskiden evliliklere aile karar verir, aile büyükleri tüm tecrübeleriyle evlatlarına iyi bir eş seçmeye çalışırlardı.

Aşklar platonik yaşanır, iffet sınırları zorlanmaz, edeb dışına çıkılmazdı.

Şimdiki aşklar bile sanal: Aşklar internette başlıyor, “cafe” köşelerinde bitiyor…

Zaten evlilikler de artık televizyon ekranlarında yapılıyor!

Anlayacağınız kendi gerçeğimizden kopuğuz! Bu durumda kanun çıkarsanız ne olacak? Yeniden aileye dönmekten başka çare yok.”…Diyor üstat.

Öyleyse; milletimizi, kendi ruh köklerinden ve sahih İslam geleneğinden koparan, Siyonist zihniyetin, son kırk yıldır aile birliğimize yönelik yıkım çalışmaları, dizi filmler, reklamlar ve animasyonlar ile desteklenen uygulamaları karşısında, hani şu meşhur İstanbul Sözleşmesi ile de zirve noktasına ulaşan ülkemizdeki yıkıcı feminist çalışmalarını bertaraf etmek için, geleceğimizi ve çocuklarımızı korumak için, üstadın dediği gibi yeniden aile hayatına dönüş yapmamız gerekmez mi? Sesimiz daha gür çıkmasın mı?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık