• 03 Kasım 2018, Cumartesi 9:31
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

EĞİTİME BAKIŞTA ÖN YARGILAR(2)

Yaklaşık iki yüz hatta iki yüz elli senedir batıyla kurduğumuz kültürel irtibat sonucu onlardan aldıklarımızı hep kusursuz doğrular olarak algıladık. Dini inancımız, değer yargılarımız, kültürel kimliğimiz farklılıklar göstermesine rağmen, özenti bezenti demeden giyim kuşamda ne varsa aldık almaya da devam ediyoruz. Batı bize verdikleriyle ne yaptı,bizi kendine benzetti. Peki biz batılı anlamda onların ulaştığı kalkınma hamlelerini yakalayabildik mi? Toplumsal değer yargılarımızı üst düzeye taşıyabildik mi? Hayır.Peki ne yaptık sadece onların bize sunduğu felsefe anlayışıyla uğraştık,kendimizi oyaladık,birbirimizi anlayamadık, yolumuza konan taşlardan kurtulamadık,eteğimizi doldurduğumuz taşları habire birbirimize atarak tüm enerjimizi bu yolda harcadık,yorulduk.Sorunları aşamadığımız gibi bir devletin en önemli hayatiyet meselesi olan eğitimi de tamamen politize edip iktidarların siyasal görüşlerine uygun hale getirip olayı yaz boz tahtasına çevirdik.

Türkiye eğer bir ülkeye benzeyecekse bu kendisi olmalıdır. Başkası değil. Lord Salisburg: Türkiye’nin değişmesi intihar etmesidir derken gerçekleri söyleyen bir batılı olarak takdir edilmesi gereken bir isabette bulunmuştu. Ancak anlayan olmadı. Bizler elimizde bulunan özümüzdeki gerçek reçete yerine, ona burun kıvırıp, dünyayla birlikte hareket ediyoruz ya diye örnek aldığımız batılı hayat anlayışının muvacehesinde; kalkınma ve ilerlemeye baş düşman olarak dini ve ahlaki değer anlayışlarını daha doğrusu bu necip milletin dini argümanlarını görüp bunlardan kurtulmadıkça ya da Din ve Namus telakkisi ortadan kaldırılmadıkça anlayışıyla hareket ederek, bu sefer batının istediği şekliyle ve onun hoşuna giden savaşı kendi içimizde kendi insanımıza ve inanç değerlerine karşı açıp, toplumu bugünkü manada bir inanç garabetine dönüştürdük ki, bunun hazzını da elbette batılılar duymaktadır. Çünkü onların istediği zaten buydu.

19.ve 20.yüzyıllarda bize tesir eden en önemli akımlar pozitivizm, materyalizm ve ateizm olmuştur. Bu düşünceler batıya kendini endekslemiş aydınlar nezdinde çok tutulmuştur. Hâlbuki bizim kendi öz kültürümüz incelenmeye çok değer hususiyetlerle mücehhezdi. Ne yazık ki o dönemin atmosferinden etkilenmeyen yok gibidir. İşte bu akımların bizim ülkemizde çok tutulmasında ve yaygınlaşmasında en etkili olan gâvurlardan biriside Büchner’dir. Bu adam Bilime din mesabesinde ilgi göstermiş adeta bilime iman edip ona tapmıştır. Diyor ki düşüncelerinde:” Sadece bu dünya vardır. Başka dünya yoktur. Bu dünya tek ve biricik va zaruri bir dünyadır. Onun özü esası maddedir. Metafizik yoktur. Madde sonsuzdur. Ruh maddedir. Din her çeşidi ile safsatadır. Allah, gerçekliği olan hakiki bir varlık değil, insanların uydurduğu bir vehimdir. İlim insanlığın şaşmadan takip etmesi gereken tek doğru yoldur. Eğer Tanrı diye bir şeye inanılacaksa, İlim Tanrıdır. Onunla her türlü engel aşılır, her problem çözülür.”

Büchner’in bu düşüncelerini şu anda Türkiye’de taşıyan ve inanan, birçoğu aydın kisvesi görünümlü, dine alerjisi olan ve bilim dininin sadık müminleri bağıntısıyla yaşayan kişilere rastlamak mümkündür. İşte bu sapkın görüşler ne yazık ki, bir zaman gelmiş bizim insanımıza sunularak din mefhumuna karşı okkalı bir mücadeleye girişilmiştir. Hedefte olan ise elbette gençlik olmuştur. Çünkü geleceğin toplumunu şekillendirecek olan gençlik olduğundan, en çok üzerinde durdukları, ele aldıkları ve ikna odaları oluşturdukları çalışmalarla, hep gençlik üzerine kurdukları hayalin peşinde koşmuşlardır. İşte bu yüzden gençlik bunalım yaşıyor ve sürekli arayış içerisinde kendini mutlu edecek yolları arıyor. Sosyolog Cahit Tanyol bir değerlendirmesinde: Üniversiteyi bitiren birisi Ya İslamcı ya da Komünist oluyor, tespitinde bulunurken, kimisinin kendi özünden gelen bir arayışa bağlandığına, kimisinin de Büchner misali fikirlerin etkisinde kalarak kendi özünden gelen değerleriyle ters düştüğünü anlatmak istiyordu herhalde… İslam inancıyla donatılan bir Türk Gencinin yabancı sapık ideolojilere saplanıp kalması mümkün mü? Evet mümkün oluyor, çünkü bizim yakın tarihimiz de görülmüştür, dini anlayışı hayatın dışına atmak ve yok etmek isteyenlerin güç ve kuvvetleriyle bu yapılmak istenilmiştir. Halada bunun peşinde olan, Ergenekon anlayışlı istismarcı, çıkarcı, kendi menfaatlerini Devletin çok üstünde gören birçok çığırtkanları görmek, ne yazık ki mümkündür. Onlar istiyor ki gençler diskotek kültürüyle yetişsin ve kendilerinin hizmetine girip, hizmette kusur etmesinler…

Evimiz Üniversite kampüsüne yakın olduğundan gençlerin hep çoğunlukta olduğu bir yerde ikamet ediyoruz. Yazıyı hazırladığım günden iki üç gün önce bir arabanın içerisinde, sarmaş dolaş olarak birbirine kenetlenmiş ve dünyayla bağlantısını koparmış, iki gencin halini görünce, Türkiye’deki şer güçlerin gittikçe kollarını güçlendirdiklerini düşündüm. Ben bu gençlere kızamıyorum. Çünkü çok yönlü bir olay var karşımızda. Anne-baba-okul-öğretmen-çevre-İçtenlik-hatta devletin bizzat kendi uygulaması vs. Bunların ihmali çocuklarımızın elimizin altından kayıp gitmesi anlamına geliyor. Bunları elbette göz ardı edemeyiz…

İstiklal Harbinde kazandığımız ve birlikte hareket ettiğimiz ruh öldürüldü. İnsanımızın elinden inancı alındı, yasaklandı. Camiler kapatıldı, satıldı, ahır olarak kullanıldı. Çocuklar ve gençlerin dini inancını öğrenme ve öğretmeleri yasaklandı. Hatta Matbuat Umum Müdürü Vedat Nedim Tör tarafından basın da dini değerler içeren yazı neşriyat yapmamaları hususunda dahi resmi yazılar hazırlanıp ilgili yerlere gönderildi, resmi uyarılar yapıldı. Bütün eğitim müesseselerinden din dersleri kaldırıldı. Bunlar yetmiyormuş gibi daha da ileri gidip hızını alamayan Mahmut Esat’ta Macaristan’dan, Türk ırkının ıslahı için damızlık erkek getirtilmesini akıl etmiştir.

Bir zamanlar Cumhuriyet Gazetesi ilgili sayısında ( 08.04.2012) Ünlülerin yeni dini başlığı altında yarı çıplak bir gâvur avradının resmini yayınlayıp “Ruhlarından gelen ışığı arayanların yeni dini Scienthology (siyantoloji). Kilise yerine buraya gitmeyi tercih ediyorlar, diye haber yapmış. Bunların yeni olmadığını dikkat ettiyseniz Büchner örneğinde vermiştik… Ünlüler diyerek acaba ilgiyi o noktaya çekmek, insanları kafa karışıklığına sevk etmek sizce bir ideolojik olguya yönlendirilme yapılması şeklinde yorumlanabilir mi? Yorum sizin diyorum…

Hâlbuki benim bildiğim, Türk gençliği daha dindar olmalıdır (M.Kemal Atatürk),şeklindeydi. Hatta daha yakın bir zamanda Dindar gençlik konusu bile siyasiler nezdinde istismar edilmek istendi. Ancak aklıma takılan bir şey var: Evet Türk Gençliği dindar olmalıdır denilirken, bu ölçü, bu çerçeve neye göre olacaktır?. Dindarlık kendi özümüzü, değer yargılarımızı, birlik ve beraberliğimizi, batıya karşı dimdik duruşumuzu, sağlayan İslam ahlakına göre mi? Yoksa kısaca teslimiyeti amaçlayan kendi değer yargılarımıza hor bakan ve insanımızı kendi kendisiyle kavgalı hale getiren batının laik ahlak anlayışı öğretilerine göre mi olacaktır? İşte bunun bilinmesi gerekir… Çünkü 1930 yıllarda yazılan ders kitaplarındaki yazılıp anlatılanlar, öyle düşünceler sergiliyor ki, sanırsınız bu kitaplar Türkiye dışında başka bir Ülkeye ait ders kitapları dersiniz…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık