• 17 Kasım 2018, Cumartesi 9:29
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

DÜŞÜNCELERİN IŞIĞINDA

1-Kemal Tahir romancı kişiliğinin ötesinde düşünce alt yapısını oluşturabilmek için kendince büyük mücadele vermiş, kendi tarihi ve toplumsal oluşum sürecini iyi etüt etmiş, siyasi ve sosyal tarih konularında Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye’sine ait derin tespitlerde bulunmuş ve bugün de birçok köşe yazarına ilham kaynağı olmuş(Bülent Ecevit’in dahi sohbetlerine katıldığı),sistemi sorgulayan objektif tespitlerde bulunmuş bir şahsiyettir.(Bence tanımak gerekir.)

2-Amerikan aşığı değilim. Hiç olmadım. Olamam. Olmam da mümkün değil. Yakın bir tarih geçmişi olan ve kıta da beyazlara yer açabilmek için yirmi milyondan fazla kızıl deriliyi katleden,”en iyi Kızılderili ölü olandır .“  sözünü kendi generallerine söyleten, iç savaşını efendileri İngilizlere karşı kazanıp 13 koloniyi birleştiren, Liberalizmden ticari kapitalizme, oradan sanayi kapitalizmine kapı aralayıp emperyalizme uzanan zihniyeti ile ve özellikle günümüzde Yeni Dünya Düzeni yalanıyla kıyım yapan, kan döken, gözyaşı akıtan,  kurduğu insanlık dışı kamplarıyla insanlara olmadık işkenceler eden, menfaati gereği savaş çıkaran,  maddiyatçı,  Siyonist zihniyetin emrinde, sığır çobanlarını Hollywood filmleriyle  “western” haline getiren, işgalci, kitle imha silahlarını çekinmeden kullanan, bir ülkenin iç halkını ajanlarıyla birbirine düşüren, yoksul Kara Afrika’yı çocuklarına varıncaya kadar silahlandıran, (Vietnam İşgalcisi)  ve dünyayı sahte yalanlarına alet etmeye çalışan, dünyanın jandarmalığına soyunan bir tarzı (bir hayat anlayışını)  benim alkışlamam mümkün değildir. Gazze bombalanırken yeni seçilen çiçeği burnun da ekselansları golf oynamakla meşguldu ve taç giyme törenine hazırlanıyordu. Hal böyleyken; bugün “Ah!  Sizin tarihinizin bir asrına sahip olmak isterdik”  diye gıpta ile bakan Dr.Rufi’nin bu tespitleri; olaya ilim penceresinden baktığının işaretidir. Dr.Rufi’nin bu tespitleri ne kadar önemli ise bizlerin kendimize ait olan tarihimizi ötelememiz ya da ona düşman hale getirilmemiz, düşünülmesi ve üzerinde durulması gereken bir vakıadır.  Yine tespitinizle,  Ulus bile olamamış dediğiniz bu ülke için, bizim   “Kurtuluş Savaşı”  yıllarının en sıkıntılı anlarında, onların  “manda” yönetimine girmeyi talep edenler kimlerdi acaba?  Hadi ben ilkini söyleyim. Mesela şu romancı Bayan: Halide Edip Adıvar… Peki ya diğerleri?

3-Yunan Kültürüne hayranlık duyanlar ya da bu kültür üzerine oturanlardan bahsediyorsunuz.     İslam literatüründe fetih demek, bir beldeyi bir ülkeyi yaşanabilir hale getirmek demektir. Oraya hayat vermek demektir. Nitekim Bizans’ta her yönüyle kokuşmuştu. Osmanlı Türk’ü, Hz.Peygamber’  in müjdelediği Konstantiniyye’yi alarak oraya hayat bahşetmiş ve şehrin adı İslambol(İstanbul)  olmuştur. Oranın dini inanç sembolu olan Ayasofya’yı Kilise’den dediğiniz gibi etrafına dört minare ile ekleyip Cami’ye çevirmiştir.(sadece camiye çevrilen budur. Diğer kiliseler aynen kalmış ve insanlar ibadetlerinde özgür bırakılmışlardır-Bugün ise Balkanların birçok Ülkesinde Osmanlıya ait ne varsa; kin ve husumetlerinde dolayı ya bilerek bakımsız bırakılmış, ya kiliseye çevrilmiş, ya da yıktırılmıştır. Oysa bizim ülkemiz de bir zamanlar daha yakın zamanda camiler ahır haline getirilmiş ya da çoğunun satışı yapılmıştır.) 

Şimdi ;  Haçlılar  İstanbul’da Latin İmp.ğu   kurdukları  zaman   fuhşiyatın  en  adisini ve alasını  kutsal    mabetleri  olan Ayasofya’da icra  etmekten  çekinmemişlerdir.Şimdi  soruyorum”İstanbul’da  Latin  Külahı  görmektense Türk Sarığını  tercih  ederim” diyenler kime hayranlık  duyuyordu  ?..Karamanlis  için  meslektaş  olmalarına rağmen,arabasının  kapısını açanlar kime hayranlık  duyuyorlardı ?

Ayasofya Bizansın Ruhuna uygun güzel bir eserdir. Fatih sadece orasını cami’ye çevirmiştir. Ancak biz insanları kalben fethederiz. Esas önemli olan bu. Fatih bununla o güzel esere İslam ruhunu kazandırmak istemiş ve Ortodoks Kilisesine özgürlük tanımıştır. Halkın birçoğu da Osmanlı Adil yönetimine hayran kalıp islamla şereflenmişlerdir. Ayasofya güzel bir eser ancak bizim sanatımız da onlardan daha üstündür. Şöyle ki; Sinan’ın ustalık eserim dediği Selimiye Cami, Ayasofya’ dan dan daha heybetli, daha estetik, daha güzel ve İslam ruhuna uygun icra edilen tüm dünyanın gıpta ettiği bir şaheserdir. Tüm ölçüleri ile görüntüsü ile, estetik güzelliği ile, Ayasofya’dan önde olup, adeta ben Osmanlı’yım, ayaktayım, ve ruhum ve bedenim burada diye, anlayana sesleniyor. Dediğiniz şu söz yerinde kullanılmış teşekkür ederim.”Etrafına dört minare çevirmekle bizim malımız mı oldu?”…Ya da bize ait bir sanat eserimi demeye getiriyorsunuz?  Öyleyse şu tespitimizi yapabiliriz.”Demek ki yama yapılsa bile asli öze uygun ruhun derinliklerinden gelen esintilerle ortaya konulan eserler kadar, güzel ve estetik olunulamıyormuş. O halde işin özü: mukallit olmak değil, orijinale gidebilmektir… Ama içinde bulunduğumuz ve yaşadığımız şu toplumsal çevrede şöyle etrafımıza bir göz atsak ve baksak: sanki ” bizim olan ne var ki ?”.diye insanın sorası geliyor… Katılıyor musunuz?    

4-Dönüşüm hayatın kendi içinde yenilenmesi olayıdır. Başarı şansı ise; acı çekmeye devam edenler ile acı çekilmesini kendilerine reva görenlerin göstereceği başarı ehliyet-liyakat ve sabır tevekkülüne bağlıdır. Bazıları bünyenin acı çekmesi-çekilmesi şeklinde anlayabilir. Asıl acı çekme olayını ruh beden manen yaşar. Bu yaşanmadığı müddetçe insanın kendi varlığını sorgulayabilmesi biraz zordur. İçindekilerin sana yaşattığı ızdırapları sen en derinlerde hissedip bunu düşünceleri ile kendini şeklen belli bir kalıba yoğunlaştırabiliyorsan demek ki içinde taşıdığın partiküller seni içten kuşatmış durumdadır. Bu nedenle de gerçek mana da yaşama tutku ve ya statüsü insanın iç dünyasını saran gelişmelerdir. İçerdekilerin dışa yansıması onun bünye üzerine yaptığı tesirleridir diyebiliriz.

5-Modern dünyanın temelleri Avrupa’da atılmıştır. Avrupa bu görüntüsü ile kendisine bugünkü gelişimin merkezi konumunda bakmaktadır. Temellerinde insan kanı bulunan Roma düzeni ile Bizans kokuşmuşunun bileşiminden Hıristiyanlığın soğan cacık opsiyonunda kaynar suda haşlanan Avrupa kendi içinde kendine cazibe merkezi dışarıya neon ışıkları saçan ve fakat gerçekte insan avcısı ve olağanüstü düşman merkeziyetçi kolonici emperyalist bir oluşumdur. Herkesi kendi merkezi endeksinde düşünme garabetliğine davet eden bunu da bilimsel sunum reklamlarında evire çevire sesli makale olarak aba altından sopa göstererek yansıtan Avrupa’ya bugünkü bakış açımız zorunlu bir teslimiyet düşünden mücehhezdir. İnsanları sanki kendine TV bağımlısı gibi gören ve kendi eksenli merkezci formda düşünmenin çözüm olduğunu savunan bir Avrupa açıkçası birey toplum aile ya da devletler nezdinde kendine kulluk yapan örgüt elemanları aramaktadır. Gönüllü haspaların sayesinde istediği reklamı yapan ve kulluğun kendisine zorunlu olduğu imajını zayıf iradelilerin ve değer düşmanlarının belleğine yerleştiren Avrupa çağdaş olmanın şantajcı pozu ile dik tuttuğu kuyruğu sayesinde halen revaçta yaşam sürmekte ve bizim gibi resmi zihinleri kendisine kul köle yapabilmektedir.

6-Ohalde; resmi salataya talim edenlerin menüsünde bunlar hangi Avrupa’yı baz alacaklar acaba kendilerine? Azıcık şirin gibi görünen içinde çok çeşitliliği barındıran hatta tek pota içinde eritip tutmayı amaçlayan bir Avrupa’mı? Yoksa kendi gerçeğini vahşi kapitalizmin çiçek tozlarında yakalayan ve insan ilişkilerinde barbarlığı meşru hale getirmiş,  modern köleliğin ana girizgâhı konumundaki Avrupa mı? Şöyle bakaca bir ayar yapsalar her ikisinin de aynı tornadan çıktığını fark edebilirler mi ki?             


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık