• 13 Ekim 2018, Cumartesi 9:29
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

DÜŞÜNCE İKLİMİMİZ

İnsan hangi yaş aralığında olursa olsun içindeki arayışlarına cevap bulma telaşındadır. Maddi yetersizlikler bu arayışı engeller gözüken en amil faktör olsalar da, nihayetinde kararlı bir arayış en güç şartlarda dahi; aradığını bulma, edindiğini sorgulama ve anladığını uygulama/icraata geçme azmiyle daima bu istikamete yönelerek hedefe kilitlenmeye/varmaya doğru yol alır.

Fikrinde kuru sabit inatla, karışık asabiyetiyle herkese yukarda bakan hele hedefe vardırmayı mubah gören makyavelist zihniyetli tiplere değil, insan sevecenli, paylaşım ve katılımcı, ülkesine hayranlık duyan, kendisiyle barışık ve üretken olan insanlara riayet etmenin, toplumsal uzlaşıdan yana çözüm üretmede daha etken olduğu kanaatini taşıyanlardanım.

Günümüzün toplumsal problemlerinin çözümünde asıl unsur insandır. O’da eğitimli sağlıklı düşünebilen, çevresine aydınlık sunan ve ışık saçan, duyarlı, kararlı ve azimli/sabırlı, bizi/bizleri aradığımız noktaya ulaşmamızda yardımcı olabilen, kısaca kaynağa talip ve o kaynağı tarif edebilen bir insan.

Öyle bir insan ki, olaya/olaylara sadece maddi boyuttan bakmayacak/olayları sadece bu bulunduğumuz alana sığdırmayacak, hem maddi hem de manevi bir ufuk çizgisi açacak bir insan. Bir gönül  fedaisi.

İnsan da can var. Ruh var. Akıl var diyoruz. Göremiyoruz bunları ama var olduğunu biliyoruz/hissediyoruz./İnanıyoruz. İnsani bir değere kıymete ancak onlarla ulaşabiliyoruz, tabi doğru yerde doğru olarak kullanmak şartıyla. İnsan onların doğru kullanılmasıyla gerçek kimliğine/duygusal olgunluğuna/dengeli kişiliğine ulaşabiliyor.

Geçmişte ve günümüz dünyasında bir takım öğretiler felsefeciler ya da bazı dinsel öğreti temsilcileri nezdinde insanlara ulaşmaya ve kendi öğretilerine taraftar bulmaya çalışıp, davetle iştigal ederler. Çağrılan her davete insan olarak vereceğimiz cevap yahut sorgulamamız gereken husus böyle durumlar da”Beni nereye çağırıyorsun? Nereye götürüyorsun?” olmalıdır. Bizler de bu çağrımıza olumlu cevap veren ve bizi ikna edenlerin peşinden gider, hatta sevgi ve muhabbet bile besleriz.

Tabi her yolun bir hak yolu ve yolcuları vardır. Sorarsan herkes kendi yol haritası çizgilerinin doğru olduğundan emindir. Ama asıl varılacak yer neresi? Asıl hesap noktası neresi? İşte oranın ayrı bir özelliği ve hesabı var. Bu durumda asıl bunun düşünülmesi gerekir bu âlemde. Kendini sorgulamak demek, samimiyetle işte bu hali düşünmek demektir. Veremeyeceğimiz hesabımız kalmasın. Belki de peşlerine düşüp yol haritalarını benimsediklerimizden bizler davacı olacağız. İki elimiz onların yakalarında olacak, bizler dünyayı aldatanlardan, aldananlar olarak onları dava edeceğiz, bizim yanılmamıza sebebiyet verdikleri için değil mi? Kim bilir. Bunları da yapılabilecekler listemize mutlaka almamız lazım.

Bizlere sunulan reçeteler hakikaten aradığımız gerçeğin kendisine parmak basıyor mu? İşte bu çok önemli. Yoksa peşine düşüp gittiklerimiz bile kendilerini dahi kurtaramamaktan uzakta ütopik bir dünya mı vaat ettiler. İnsan hayatının her noktasında/her hücresinde bu arayışın içerisindedir. Bir yerlere gelmek/varmak için illa birilerinin peşine hemen düşmek mi yoksa bu birilerinin sunduklarını kabuliyetten önce sorgulamak mı gerekir. Yalnız bizlerde özellikle var olan sanki bir nevi geleneksel hale gelen uygulama ki anadan atadan babadan dededen gelen kalıtsal bir miras gibi sorgusuz sualsiz büyükler ne iz üzerindeyse hemen diğerlerinin de bu minval üzere yol almasıdır, genel teamüller bilhassa böyledir. Hâlbuki önce insan kendi düşüncelerine göre çarpıp toplayıp bölmeliydi bazı şeyleri, yani sorgulamalıydı. Ve kendi kararını vicdanına danışarak verebilmeliydi, tıpkı Hz. Ali gibi. Ayrıca sorgularken kılı kırk yarmak, basiretli davranmak, muhakemeyi ön planda tutmak ve onu göz ardı etmemek, sunulan reçetelerin geçici bir zevk ve neon ışıklı göz kamaştırıcı halini değil de, ölümsüzlüğe gidecek kapısını aralamanın gerekli olduğunu kanısını algılayarak, hal ve durumumuzun gidişatını kendi kendimizce takip etmek ve buna hayatında inanmak gerekir ki,”Bugün Allah İçin ne Yaptın” Hz. Ömer’in sözü üzere verebileceğimiz bir cevabımız olsun.

İsterseniz, şu reçete sunanlara bir bakalım ve sizin vasıtanızla da, bilhassa genç dimağlara bu konular paralelinde anlayış ve iz’anlarına hitap etmeye çalışarak, sunulan reçetelerin umulur ki kendi öz kaynağımızdan beslenmesi gerektiğine vurgu yapabilelim. Mesela Solon denilen bir düşünüre göre,”insan bir arızadan ibarettir.”Sadi ise:”İnsan tek damla kan’dır. Kaygı ve endişeden mahal bir varlıktır.” Görüşler ve bakışlar farklı değil mi? Burada bakış açılarına ve algı kuvvetlerine göre vurulan bir ölçü var. Ama insanın kim ve ne olduğunu tam olarak tanımlayan ise, Onu yaratan Rabbimiz Kur’an da şöyle buyurur.”Ben insanı eşya ve hadiseleri teşhir etmesi için kendime halife olarak yarattım.”

Dava işte burada. Halimizi, ölçümüzü, varlığımızı bu ölçüye göre dizayn edebilmek. Kendimizi hangi kulvarda yürüyeceğimize karar verdirebilmek. İnsanın sadece maddi olan bu dünyaya göre değil, metafizik ötesine göre de halini ölçüsünü yol ve çizgisini ayarlayabilmesi ve bunlara uygun kendine bir yaşantı çizgisi oluşturması/yol haritası belirlemesi gerekir. Hayat düsturu bizim anlayışımızda”Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın da ölecekmiş gibi Ahiret için çalışmak”olmalıdır. İnançlı bir insan için dünyanın hangi coğrafyasında yaşarsa yaşasın kriter/uyacağı ölçü bellidir. Mühim olan bu ölçüye göre hayatını tanzim edebilmektir.(devam edecek)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık