• 04 Şubat 2017, Cumartesi 8:53
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

DİRİLİŞ İÇİN EVET

Çarşamba günleri TRT’ 1’deki “Diriliş Ertuğrul “ dizisini umarım benim gibi dört gözle bekleyenleriniz vardır. İnsanımız yıllardır böyle ruhuna hitap eden dizilere aç bırakılmıştır desem yeri var. Küçükken gitmiş olduğumuz açık hava sinemalarında bir Tarkan, Karaoğlan veya Cüneyt Arkın’ın oynadığı tarihi rollerde hep geçmişe duyduğumuz bir kahramanlık hikâyesinin özümüzde kahramanları olmuşuzdur.    Hele ortaokul ve lise yıllarımda parasızlık yüzünden satın alma imkânımız olmadığından ancak ödünç alarak birkaç günlüğüne okuduğumuz tarihi romanlar benim kendi tarihimize karşı bir hayranlık oluşturmam da baş sebep olmuştur. Bizim tarihimiz özümüzün dışa vurumudur. Okudukça kendi geçmişine karşı hata ve sevaplarıyla kendisine pay çıkarabilen bir Türk genci asla başka fikir ve cereyanların akımına kapılmadan kendi istikametini tayin noktasında donanımlı hale gelir. Eğer bizim kültürel mirasımızın o eskimeyen kanallarını tıkamadığımız ve berrak bir şekilde akıttığımız sürece bizim bu milletteki değil bin yıllık ebediyen sürecek olan kardeşlik dokusunu kimse kıramaz, ortadan kaldıramaz.

Yıllardır hasretiz. Yıllardır özümüzden çıkacak ve bizi tanıtacak gerçek dizi ve kahramanlara hep lakayd bırakıldık. Okuduğumuz tarih kitapları tek yönlü resmi ideolojinin denetiminde tarihin belli bölümlerini bugüne kadar övme sövme olarak takdim etti. Ne yazık ki tarih yazanlar tarih yapanlara sadık kalmayınca değişmeyen hakikat gün yüzü gibi bir gün ortaya tüm çıplaklığıyla çıkacaktı ve nitekim bugün tarihin derinliklerinde kalan veya o yöne doğru itilen değerlerimizle yavaş yavaş tanışma fırsatını yakalamaya başladık. Sanki durumumuz Türkî Cumhuriyetlerin yıllardır Rus esareti altında kalmasından dolayı hızla uzaklaştırıldığı kendi değerleriyle yeniden tanışması gibi bir olguya büründü desem doğru ifade etmiş olurum. Hâlbuki tarih kimsenin babasının malı değildi. Tarih bir milletin hafızadır gerçekte. Fakat batılılaşma cereyanıyla traş edilen hafızalar vardı. Kafamızı çevirdiğimiz batı bizi mankurt hale getirmenin planlarını bizzat kitapların içerisindeki programlı cümleleri ile benliğimize ve kimliğimize sırt çevirmemiz için çalışıyordu. Kendine hizmet edecek zihniyettekileri iş başına getirerek hızlı bir kimlik savaşına giren ve kültür emperyalizminin tüm inceliklerini kardeşi kardeşe düşman ederek kötülük tohumlarını atan batı istediğini elde etmenin bugün meyvelerini topluyormuş gibi gözüküyor. Bugüne kadar ülkemizde devam eden kendi getirdikleri demokrasiye rağmen beğenmeyerek raydan çıktı bahanesiyle yapılan ihtilallerin kaynağında hep bir dizayn etme ve yeniden şekillendirme korkusu yatmaktadır. Her yapılan ihtilalden sonra yapılan baskı anayasaları hep milletin aleyhine olmuş günün ihtiyaçlarına cevap veremeyen anayasa maddeleri büyük sorun olarak hep bize ayak bağı olmuş fakat güçlenen bürokrasi ile bunları değiştirmek mümkün olmamış hatta atananlar seçilmişleri fikren zihnen yönetim kademesinde dâhil olmak üzere hep bir gizli baskı altında tutmayı başarmışlardır. Bütün bunların altında temel sebep kendi varlığımızın temel değerlerine sırt çevirmenin/çevrilmenin kurtuluş olduğu lanse edilmesidir. Hele kulağa hoş gelen çağdaşlık, medeniyetlik, hukuk, insan hakları vs. gibi kavramlarla batının gerçek yüzüyle karşılaştığımız zamanlar hep sancılı bir dönem olarak bir kez daha tescil edilmiş ve bizler kendi öz vatanımızda düşman kardeşler olarak kimi zaman sağcı solcu kimi zaman alevi Sünni kimi zamanda laik anti laik gibi kavramlarla adeta sindirilme ve anarşi terör hareketleriyle oyalanma içerisinde adeta süründürüldük.

Hâlbuki tarihimizin muhteşem dokusu kimlik özümüzün yürek inkılâbından aldığı değerleri hayata yansıtacak imkân ve yaşantı ruhsatını rahat uygulayabilseydi ve okullar böyle bir içtimanın mümessili olabilselerdi, bugün gerçek muasır medeniyet seviyesi ve insanlık ayarı bizim ceddimizden yayılacak dünya adalet ve insanlık tecellisi ile bir kez daha tanışacaktı…………”Cihadımız fikir ve ruh cephesinde, ahlak ve iman cephesinde yapılacaktır. Mektebimiz ve devletimizle, hukukumuz ve ahlakımızla, ilmimiz ve sanatımızla bizim benliğimizin mimarı olacak güzide bir fedakâr zümrenin mektepleşmesi zamanı gelmiştir. Davamız cemiyet içinde kendiliğinden mektep haline gelince gönüllülerini de kaydedecektir.   Yarın ki Türkiye’nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lakin gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacaklardır. Bu ruh amelesinin ilk ve esaslı işi, insan yetiştirmektir. Hünerleri hep fedakarlık olan bu hizmet ehli gençler, hizmetlerinin mükafatını da hizmet ettikleri insanlardan beklemeyecekler,sonsuzluğa sundukları eserin sesinin akislerini yine sonsuzluktan dinleyeceklerdir.Yarın ki Türkiye’nin kurucuları,millet ve cemaat uğruna fedakarlıklar kabullenenlerin artık bulunmadığı cemiyetimizde,muhtelif simada  insanları şahıslarında birleştireceklerdir.Onlarda Yunus,Yavuzla birleşecek,Sinan Akif’e uzanacak.Ebu Hanife Hüseyin Avni’yi tebrik edecektir ve onların eseri olarak Yarın ki Türkiye,şu temellerin üstünde kurulacak:Anadolu’nun  toprağından kaynayan bir  kan,   cemaat için harcanan emek,bin yıllık bir tarih,otoriteli bir devlet ve ebedi olduğuna inanmış bir ruh” Nurettin TOPÇU……..

İşte böyle bir ruh ikliminin hayatiyet kazanması ancak, kendi milli medeniyetimizin kodlarını yeniden tanımlamakla kazanılır. Az laf çok iş. Ama ihlâs ve samimiyetle çalışma…Gerisi Rabbimin takdiri….


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık