• 26 Ekim 2020, Pazartesi 9:11
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

DİN EĞİTİMİ VE LAİKLİK (2)

Eğer cumhuriyet halkın iradesi ise, demokrasi halkın iradesinin sandığa yansıması ve insanı merkeze alan bir anlayışı öngörüyorsa ve çoğulculuk bu mekanizmanın motor gücüne ağırlık veriyorsa o zaman izmler değil, halk kendi iradi tercihini ortaya koyacaktı. Ve Türkiye’de açık oy gizli sayım gibi tamamen garabet ve demokrasiyle asla bağlantısı olmayan uygulamalarında bu ülkeye dayatıldığı zamanlar olduğunu hatırladığımızda artık şu gerçeği söylemek zorundayız. Eğer halk yönetimde söz sahibi ise, halkın iradesi sandığa yansır. Halkın iradesinin üzerinde de mevcut kanuni tanımlara göre güç olmamalı ve halkın dediğine yönetim anlam bulmalıdır.

İmdi şu ana kadarki bu kısa giriş ve görüşleri sizlerle paylaştıktan sonra yukarıda bahsettiğimiz din ve laiklik hakkında ülkemizin güzide sosyologlarından rahmetli Erol Güngör hocanın görüşlerini Sayın Tahsin Yazgan beyin Erol Güngör isimli kaynak eserinden yararlanarak söylemeye çalışacağım. Kırşehir ilimizin seçkin evladı, bilimsel düşünceye inanmış, milli ve manevi değerlere sıkı sıkıya bağlı, Kur’an ve Sünneti esas alan, sufi gönüllü ve medrese akıllı samimi bir Müslüman olarak tanıtan Sayın Tahsin Yazgan beyin tespiti tamamen yerinde samimi cümlelerdir.

Üniversitemizin de bir ara rektörlüğünü yapmış bu münevver insan, Anadolu insanının düşünce merkezinin anıt tepesidir. O Tahsin Beyin ifadesiyle “Bozkırın Mefkûresidir”.O’ enstrümanda Neşet Ertaş aynı zamanda hemşerisidir, neyse ve rahmetli Ertaş Anadolu’nun nefesi ise, Güngör hocamızda ilminde Anadolu insanının Hacı Bektaş Velisidir. Erol Güngör Hocamız Kızıl Elma Mefkûresinin ideal kaptanıderyasıdır.

İnsana bakış açısı tam bir Şeyh Edibali yaklaşımındadır. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın onun Anadolu insanına baktığı değer yargısıdır. İnsan doğuştan sosyal bir varlık olarak doğmakta diyen hocamız, bir takım değerlere de cemiyet içerisinde sahip olmaktadır. Cemiyetin insanlara kazandırdığı normlar ise,   örf adet inanç kıymet ve tutumlardır, der.

İnsanları bir arada tutan şey, bazı manevi normlara, yani ahlak standartlarına ortak olarak inanmalarıdır. Bu manevi inançlar olmadan cemiyet hayatı olmaz. Hâlbuki ahlak normları elle tutulup gözle görülmeyen, sadece inanılan şeylerdir. İşte bu ahlak ölçülerinin, kaidelerinin en büyük kaynağı dindir.(Erol Güngör: İslamın Bugünkü Meseleleri sayfa 177)

Yani din olmayan yerde ahlak, ahlak olmayan yerde de hayat yoktur, diyebiliriz kısaca. Din eğitimini mutlaka devlet düzenlemeli diyen Güngör hoca, bunun içinde din ihtisası olanların söz sahibi olmaları gerektiğini belirtmiş, dini ve manevi değerlerin eğitimin her kademesinde verilmesini ve eğitim kademelerinde de bunun ise, değişik ağırlıklarda verilmesi şeklinde olmasını dile getirmiştir. Şu da dikkat çeken bir görüşüdür. İlkokul çağındaki bir çocuğun ihtiyacı sayfalar dolusu bilgi edinmek yerine, o bilgileri alabilecek bir zihin olgunluğuna hazır hale getirebilmek, genel oryantasyonunu sağlayacak yani çevresini tanıyacak kadar, kendini bu yönde depolaması yeterlidir demektedir.

Sonuç olarak az da olsa değinmeye çalıştığımız hususları özetlersek; Din hayatın vazgeçilmezidir. Din medeniyetlerin çıkış /doğuş yeridir. Ahlakın kaynağı dindir. Ve dinsiz bir toplum olamaz. Yönetimler laik olabilir lakin insanlar mutlaka bir şeye doğuştan verilen bir donanım ile yani yaratılıştan beri kendilerinde bulunan bir eğilim ve yönelme ile inanışlarını ortaya koyarlar. Onun için dini cemiyetin hayatından uzaklaştırmaya çalışmak, camileri ahır haline getirmek, yok Tanrı Uludur diye halka tamamen garip ve yabancı gelen bir anlayışa zorlamak, halkın hiç alışık olmadığı durumlardır ki bizim tarihimiz içerisinde iyi anılmamaktadır. Bu yanlış elbette uzun soluklu olmamış ve halka değer verenler ile, halktan uzaklaşan kitlelerin bugünkü laiklik adı altında hep bir mücadelesi devam ede gelmiştir. Bunun nedeni hala bu kavramlara olgun bir tanımlama, yapılmaması ve halkın yüce gönlüne girilebilecek hoş bir yaklaşım manzumesini bulamamış olmaları ve uygulamada görülen yanlış tutum ve davranışların sergileniyor olmasıdır. Bu ise maalesef halkı kutuplaştırmaktadır. Bilhassa siyasilerin ilmi ve dini bakış açısı yerine geleneksel iradi yaklaşımları konuyu derinleştirmektedir.

Demek ki; halkın inancına müdahale etmek sağlıklı bir yaklaşım değildir. Ve laiklik inanç hürriyetidir, cahillik hürriyeti değildir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık