• 28 Ağustos 2019, Çarşamba 9:07
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

CİNNET HALİNİ ALMAK

Allah’ın emaneti olan kadınların son günlerde giderek artan cinayetlere kurban gitmesi Türkiye’nin gündemine iyice oturdu. Toplumun her kesiminde yüreğin dayanmadığı, gözyaşlarının sel olduğu ve hele çocukların yanında gözünü kırpmadan erkek tarafından işlenen bu insanlık dışı olayların bir yenisine tüm ülkemizi derinden yasa boğan Emine Bulut cinayeti de eklenince artık herkesin her kesimin şapkasını önüne koyup düşünmesi ve alınması gereken tedbirlerin acilen uygulamaya konulması gerektiğini düşünmesi gerekir. Bu mesele toplumun her kesimini, tüm yöneticileri, aileleri çocukları tüm kurumları ilgilendirmektedir. Gün geçmiyor ki; bu türden olaylara bir yenisi eklenmesin.    Hemen hemen her gün medya da gündeme bomba gibi düşen cinayetler derin yaralar açmakta, hele çocuklar açısından derin travmalara sebep olmaktadır.

Bu konuya değişik bakış açıları nezdinde, kişilerin, kurumların ya da toplumun yöneticileri babında her türden, her kesimden ayrı ayrı çözüm önerileri ya da farklılıkları gözlemlense de, ortada verilmesi gereken bir hesap ve cevap bekleyen sorular bulunmaktadır. Artık hiç kimsenin kaldıramayacağı yurdumuzun değişik yerlerinden gelen bir cinayetler silsilesi insanı aşmış ve insanlığın derin bir yarasını göz önüne sermiş durumdadır. Bu durumdan bu vebalden inanın hiç kimse kendini kurtaramaz ve benimle alakalı bir durum yoktur diyemez.

Konu devleti, devlet yöneticilerini, yerel yöneticileri, işletmeleri, aileleri, anne babaları, anne baba adaylarını, okulları, diğer toplumda yer alan farklı kurum ve görevlileri, hemen her şeyi ötekini, berikini, hâkimi, savcıyı, doktoru, öğretmeni, belediye başkanını, işçiyi memuru esnafı vs. kimliği olan herkesi ve tüm kurumları olabildiğince ilgilendirmekte ve dediğim gibi acilen mutlak bir çözüm bulunmasını hemen gerektirmektedir.

Lokantada yemek yerken takip edilen eski eşi tarafından hunharca işlenen bir cinayet eğer tedbir alınmazsa bu ne son olacaktır ne de başka işlenen cinayetler bitecektir. Daha ertesi bile olmadan üzerinden fazla bir süre geçmeden yurdumuzun değişik yerlerinde başka teşebbüsler ortaya çıktı. Doğum yapan eşini bıçaklayandan tutun da buna benzer eylemleri gözü dönmüşlerin işlediği başka olaylarda medya da duyuruldu. Hatta bunu yapanların biride öğretmen. İnanamıyorum ya topluma örnek olmadı gereken bir şahıs yeni doğum yapmış eşini hem de hastanede öldürmeye teşebbüs ediyor. Yine bir baba yedi yaşındaki çocuğunu öldüresiye dövüyor. Bu nasıl bir anlayış, bu nasıl bir ahlak, bu nasıl bir seviye ki;  aklım almıyor.

Toplum niçin bu kadar gerildi? Neden bu kadar hassas olan bir konuda çözüm aşamasında bir şey yapılamıyor? Toplum niçin kendini kadın derneklerinin tek temsilcisi olarak gören aşırı feminist akımların ve bizim kültürel değerlerimizin özüne aykırı uygulamaların baş mimarı rolündeki bu kokuşların eline, insafına terk edildi. Bizim insani kendi değerlerimiz, inancımız, bakış açımız, örf adet ve törelerimiz büyüğe saygı, küçüğe sevgi, aile kutsallığı gibi baş yücelik hasletlerimiz nerede kaldı? Hangi vadide, hangi çukurda yitirdik bunları? Hani mazimiz de örnek hayatımız, topluma insanlığa insanlık öğreten ve yaşatan değerlerimiz nerede kaldı? Hangi bulanık su da kayboldu? Niye kaybettik, kaybettirildik ya da bunları şimdi başımız dertten kurtulmuyor? Nüfus kaydımız Müslüman yazıyor ama uygulamalara baktığımızda hiçte öyle bir hassasiyet yok. Cendere içine alınmış bir hayat, zor ekonomik koşullar. Geçim derdine düşen anne babalar. Bencillik ayyuk ası ve evladın babasına babanın evladına artık kıymetin kalmadığı enaniyetin göklere yükseldiği bir trendle karşı karşıyayız.

Feminist sapkın derneklerin sözde sivil toplum örgütlerinin fırsat aracı haline gelen bu hunharca işlenen cinayetlerin gerçek sebepleri konusunda evet toplumun her kesiminden ayrı ayrı çözüm veya değerlendirmeler gelse de benim bakış açım bu olaya bizim tamamen kendimizden milli olan değerlerimizden oldukça uzaklaşmamız ya da bilerek uzaklaştırılmamız ve artık kendimizi tanımaz hale gelmemizdir. Buna ağır ekonomik koşullar da eklenince geçim yükü omuzları, fikirleri, düşünceleri iyice yerlere çekmiş ya da asliyyetinden uzaklaştırmış, sonuçta Allah’ın emri ve peygamberin sünneti ile bir araya gelen yuvalar en basit nedene dayalı ama en ağır sonuçlu toplumun ağır kangrenine dönüşmüştür. Gerçekten üzülmemek, etkilenmemek elde değil. Biz kaybediyoruz. Başta kendimizi, ailemizi, değerlerimizi, çocuklarımızı, kendimizi ve geleceğimizi kaybediyoruz. İnşa edecek bir şey bulamayacağız yakında milliye dair. Çünkü tükettik her şeyi. Eğer basit çözümlerle geçiştirilecekse bugün bu konular,  yarın yine aynı benzer sahnelerin yinelenmesine zemin hazırlayacaktır bu gidişat. Bugün olmaz da başka bir zaman yine karşımıza çıkacaktır bu haller. Biz doğru bir teşhis, doğru bir bakış açısı koymadığımız sürece bu kokuşmuş laik enstrümanların insanlık dışı uygulamalarını daha çok yaşar ve çürümeye, çökmeye mahkûm bir topluma dönüşürüz.

Eti olan kanı olan vicdanı olan insani değerlerini yitirmeyen her şey herkes gelin bu konuda gereken adımlar atılsın. Analar ölmesin. Ben ölmek istemiyorum diyen ve hayatın zor şartlarına yavrusunun varlığı ve kokusuyla göğsünü geren Emine Bulutlar ölmesin. Yavrusuna kol kanat geren bir annenin acı ve gözyaşlarını, denizin kanını bile donduracak canhıraş feryatlarını duymak istemiyorsanız, gelin toplumun kahir ekseriyetinin sesine vicdanına ve sahip olduğu elzem değerlerine kulak verin.Bu böyle gitmez.Bu devam etmemeli.Toplumu ayakta tutan aile yapısı/yapımız çökmemeli.daha ne kaldı ki geriye,o da giderse.

“Batı kaynaklı Feminist ideolojik akımların Müslüman Türk toplumunun aile ve kültür hayatını her geçen gün daha fazla yozlaştırdığına dikkat çeken bir psikologumuzun değerlendirdiği gibi;

“Aileye ve toplumsal yapıya bakış açımızı Hıristiyan Avrupa’nın değerlerine yönelttiğimizden beri huzurumuz kalmadı. Burada konu sadece belli kesimler üzerinden bu bozucu akımların propagandasının yapılması değil. Esas sorun; bu akımların siyaset üzerinden kanuni bir düzenleme aracı olarak topluma dayatılmasıdır. Bugün nesli ifsat projesi olan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramını Müslüman Türk toplumuna özümsetmeye çalışıyorlar. Peki, ne var bu Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projesinde, amaç ne? Fıtratı bozarak Allah’ın lanetlediği livata ve benzeri sapkınlığın yaygınlaştırılması ve meşrulaştırılması amacı taşıyor. Kadını erkeğin karşısına bir rakip, hatta bir düşman olarak çıkartıp aile bütünlüğünü hedef alıyorlar. Pozitif ayrımcılık adı altında sinsi bir ayrımcılık paradigması oluşturuyorlar. Kadın ve erkeği birbirine düşman hale getiren bu hukuki ve toplumsal düzen, aile hayatını bozarak toplumu yozlaştırıyor. Kadına yönelik şiddetin artmasının en önemli nedeni kendi kültürümüze aykırı yapılan yasal düzenlemelerdir. Konuyu sadece ‘kadın cinayetleri’ olarak değerlendirmek, sorunun bütününü görmemizi zorlaştırır. Esas sorun görünen olayların arka planında yatıyor. Bu alanlara eğilmemiz lazım.”(V.K.)

Velhasıl vicdan ve merhametini yitirmiş tüm kutsal değerlere savaş açmış batının laik feminist argümanlarını acilen gözden geçirip yanlışta ısrar etmeyerek, sindire sindire, kendimize,  gerçek kimliğimize yeniden dönmemizin zamanı değil mi?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık