• 26 Kasım 2016, Cumartesi 11:28
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

ÇIKARIN AĞZINIZDAKİ BAKLAYI

Duygusal bir toplumuz. Yaklaşımlarımız kendimizi aşan boyutlarda seyredebilir birden parlarız saman alevi gibi elimizde eteğimizde ne varsa dökeriz. Fevriyane halimiz var. İçimizde özlem duyduğumuz doğrularımıza karşı inandığımızı söyler, savunma mekanizmamızı geliştirirken bizim gibi düşünmeyenlere karşı ölçüyü/pusulayı şaşırır ağzımızdan çıkanı kulağımız duymaz masa sandalye cam çerçeve kırar duyarlılığımızı hissettiklerimizi bazen de böyle yansıtırız. İtidali elden bırakmamak gerektiğinin çoğu kez geç farkına varırız. Ama pişmanlık gibi duygusal bir aktiviteyi de özümüzde taşır, gururumuzdan dolayı diyeme sekte ömür boyu iç ederiz içimizde beklide bir turşu misali yıllar yılı kokusuna katlanırız. Ah o içimizdeki kuru kibir ve nefsi gurur olmasa, bir araya gelebilsek yatırsak tüm sorunları masaya ve baksak doğrusal yöntemlerle, dinlesek birbirimizi ahenkli bir şekilde ve desek ki; hadi kardeşim tepki göstermeden en azından içimizde mağlup olmadan dinleme nezaketinde bulunalım, maksadımızı aşmadan sükûnetle ve ilmi veriler ışığında birbirimizle konuşmayı deneyelim,     çünkü ötekileştirmek toplumu kutuplara ayırmaktır bilelim.

Dinlemedik çoğu kez birbirimizi, tahammül edemedik eleştirilere, konuşmak isteyenlere karşıda sus işaretini uygun görerek ya da elimizle zorla ağzını tıkayarak konuşmasını engelledik haklarını çiğnedik ve bilinen haliyle adam yerine koymadığımız insanlarda bize karşı içerde taşınan fırtınalı tepkileri baskıyla halledebileceğimizi düşündük.

Bir devrim yapmıştık bir çığır açtığımızı düşünüyorduk çağ atlayacağız dedik. İnsanların ağzına parmak parmak bal sürmeye başladık. Emindik halimizden başarmıştık birçok zorlukları bize göre, ama çözdüğümüzü zannettiğimiz olgular ileride başımıza daha büyük işler açacaktı beklide fazla hayal dünyamızı genişlettiğimiz için içinde kaybolur gider bu duygular zannettik. Öyle olmadı. İnsanlar bizim istediğimiz gibi şekillenmiyordu. Çünkü onun doğasında araştırma kriterleri, vardı. İçine sinmeyen şeyleri zorla kabul ettirmek mümkün olmuyordu. Civciv bile yumurtadan tam vaktinde çıkıyor, çocuk annesinin karnında dokuz ay duruyor yani her şey zamanını ve tekâmül halini bekliyordu. Olmuyordu bazı şeyler iyi gitmiyordu. Zannettik ki biz kendimizden uzaklaşır başkalarını kopyalama yaparsak suni bir devrimle insanları istediğimiz kalıba sokarız düşündük. Hâlbuki insanın doğumunda kendisine verilen bir inanç manzumesi vardı. Her insan İslam üzere dünya geliyordu. Her çocuk bir melek ve masumdu. Sonraları başlardı bölünmeler inançlarda farklılıklar anne babası ve çevre baskındı bu şekillenmelerde ve birde insanların elinden alınan zorla baskı kurulan yönetimlerde insanların mankurt haline getirilmeye çalışıldığını da biliyorduk.

Zaman ilerliyordu. İlerliyordu insanlık, kendi kulvarında. Olması gerekenler er ya da geç gerçekleşiyor, düşünceler çağa göre hızla ivmeler kazanıyor ve bizlerde oku emrine uygun nesiller olarak keyfiyetle kemiyete karşı birikimlerimizi bal misali kovanlarımızda tutuyorduk. Bekliyorduk asrısaadet dönemindeki gibi ulaşacaktık belli bir sayıya ve sonra okuyacaktık ezanımızı kılacaktık namazımızı Allahuekber diyecektik özümüzden yaratılışımızdan inancımızdan içimizdeki cevheri açığa çıkaracak ve bağıracaktık dört bir yana””ALLAHUEKBER”

Konuştuk söyledik açtık düşüncelerimizi konu komşuya dinleyen oldu dinlemeyen oldu. Fakat bizi artık cümle âlem bilmeye başladı. Yeterdi artık ezikliğimiz dönmeliydik özümüze. Bize giydirilen bize öğretilen bize dikte edilen zorlanan yalanlardan dolanlardan gına gelmişti. Bizi sarmalayan bohçalar üşütüyordu yüreğimizi. Isıtacaktı bizi İslam güneşi ısıtacaktı gönlümüzün ateşi. Yüreğimizde Allah ve peygamber sevgisi bizi kardeş kılmıştı çünkü. Dedik ki; gelin yanlıştan dönülsün biz bu değiliz. Binyıllık kardeşlik bu değil. Kimse bizi aslımızdan neslimizden söküp atmamalı kimse bize birliğimizi bozacak eğilimlerde bulunmamalı fırsat vermemeliyiz. Yeni bir istiklal marşı yazdırmayalım. Fakat insanlar farklıydı. Farklılıkların zenginlik değil, laikçi bir baskı algılamasıyla üslup boğması olduğunu gösterdiler. Anaları ağlamayı yeğlettiler. Bacıları kardeşleri evleri barkları yıkmayı denediler. Kardeşkanı dökülsün istediler başka başka ülkelerin insanlarıyla. İnsan bir kez canavar halini almaya görsün. Onu ateş bile durdurmaya yetmiyor. Zaten içindeki canavarı durduracak yegane güç Allah sevgisi değil miyd?i.Yoktu bazılarında yoktu bizden gibi görünenlerde işbirliği yaptılar düşmanla yıkmak istediler bizi içimizden peşkeş çekmekmiş gayeleri meğer.Ama öğrendi millet gerçeği,aslını astarını.sağlam bir kumaş değillermiş,söyledikleri gibi değillermiş öğrendik hep beraber.Şimdi bir dönüm noktası yaşadık tarihimizde.meğer bizi sınayanların kalbinde ihtilal varmış ayaklandılar topyekun gavurlarla.Ama Rabbimin izniyle millet başlarına geçirdi külahı.

İmdi Ertuğrul diriliş izliyoruz. Kurtuluş diyoruz. Kurtulmak istiyoruz sahteliklerden. Kurtulmak gerek nefsimizin egomuzun bizi rencide eden devasa halinden. İmdi bizi kardeş kılan değerlerimize koşuyoruz. İmdi sinei millete dönüyoruz. İmdi biz kendimize geliyoruz. Aile dediler fuhuş dediler düzensizlik dediler, eyvallah. Bizde her şeyin din ve ahlak prensipleri doğrultusunda tesis etmesini isteriz. Batının normları bizi bozuyor biliyoruz. Henüz kanunlara göre reşit olmamışların toplumun manevi hüviyetine ters kurallarla halkın karşısına yitik şehevi arzularla çıkmasını istemiyoruz. Evet din inanç yaşantı ihlâs samimiyet güzel ahlak düsturumuzdur. Ancak biliyoruz ki bunu da bize çok görüp cahiliye devri adetleriyle pişkinliklerini sürdüren Ebu cehillerin mekânı boş bırakmadıklarını da biliyoruz. Hadi söyleyin arzunuzu. Utanmadan çekinmeden eveleyip gevelemeden, söylemesenizde biz zaten biliyoruz. Sizin gayeniz fuhuşa karşı olmak değil, kutsal evlilik mekânını kökünden yıkmaktır. Çünkü sizler macaristandan damızlık erkek getirtelim diyecek kadar kendinizi kaybetmiş gül yabani varlıklarsınız.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık