• 01 Ağustos 2018, Çarşamba 7:38
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

CAMİLERİ HALK EVLERİNE ÇEVİRME DÜŞÜNCESİ

Batılıların Türkiye üzerindeki besledikleri kötü niyetlerini kendilerinin dikte ettirdikleri antlaşmalarla garanti altına almalarından sonra artık ülkemizdeki gelişmelere vicdan süzgecinden bakarak yapılan ve ya yapılmak istenilen asıl tahribatları bir iyice görmek gerek.

Dejenere ettikleri kültürel kimliğimizi kontrol altına almalarıyla beraber artık saldırı dışarıdaki batılı uluslardan değil kendi içimizdeki biz sandığımız bizlerden gelmeye başladı. Sistemli bir şekilde yapılan telkinlerle devletin en önemli mevkilerini ele geçirdikleri dönemle beraber matbuat üzerindeki değişiklik baskıları ve dikteleri bir neslin gelecekte kendine karşı gelmenin tezahürüne dönüşmüş ve kimliğin bu kadar dışlandığı bir mecraya sürüklemelerle haddi aşan uygulamalar birleşince kendi akidelerine zil zurna karşı gelen inançlarını aşağılayan ve devrimcilik maskesiyle islama tamamen cephe alan yeni bir tezviratçılar sökün etmeye başlamıştı.

Ve bunu da içimizdeki İrlandalılar büyük bir zevkle yapmaya başladılar. Kendi zulüm ve bozgunculuklarını baskın çıkarmak adına geri kalmanın tüm suçunu dinde(islamda) bulan bu batılı kafalılar yıllarca bu dili konuştular, fesatçılık ve fitne hareketini semirttiler, hiçbir utanma duymadan taşkınlıklarına devam ettiler ve çağdaşlık ve medeni tanımlamalar maskesiyle de uydurulan batıl ve hurafelerle yine yıllarca sapkınlıkta sınır tanımayan zihniyetlerinin heyulalarında cephe aldıkları islama saldırılarını günümüze kadar devam ettirdiler masum günahsız suçsuz vatan evlatlarının din ve dünya hayatlarını söndürüp onlara akıttıkları zehirleriyle onları bir zindanın kuytusuna sallayıp kendi kaderleriyle baş başa bıraktılar. Onlar o zindanlarda ne Yusuf olabildiler nede umdukları hayatlarını yaşadılar bir çoğu devrim maskesinin çığırtkanlığı ile ya dar ağacında ya da devrim sloganlarına kafa yapısıyla yenik düşerek bu dünyadan göçüp gittiler.

Öyle bir zihniyet ki; camiler artık cami olmaktan çıkartılacak ve halk evleri adını verdikleri din karşıtı eylem ve uygulamaların yapılanma yeri olan mekanlara tapar haline geldiler ve bunu da Rusya’daki bir uygulamadan örnek alarak yaptılar. Nasıl mı? Rusya’da din müesseseleriyle çarpışmak ve mücadele etmek için ülke genelinde Allahsızlık Kulüpleri kurulmuştu.İşte oradaki bu uygulamayı kendine örnek edinip Halk Evleri şeklinde bir düzenlemeye gidilmesi aslında camilere gerek yok uygar dünyada yani Türkiye’de bu sizin için yeterlidir kafidir demeye getirmişlerdi.

Artık alenen devrimcilik çığırtkanlığı çekinmeden güç buluyor dergiler yayınlanıyor teşvik ediliyor alenen dinsizlik propagandasına devam ediliyor ve en önemlisi de komünist olmayanlar kötülenip cahillikle suçlanıyordu.

Günümüzde Siyonist zihniyetin nasıl bir üst akıl yapılanmasıyla dünyayı avucuna alma ekonomiyi yönetme yönlendirme hayat düsturu varsa o zamanlar da yaygın olan anlayış komünizmin parlatılması idi. Günümüzde başta Sabahattin Ali ve Nazım Hikmet olmak üzere duyulan özlemler okutulan şiirler hep o dönemin seçkinlerinin yeniden kuvvet bulması hayalindendir. Değilse son kullanma tarihini aşalı yıllar geçmiş bir zihniyetin ürünlerinin bu kadar tutulmasının dahası akıl tutulmasının başka nasıl bir izahı olabilir ki?

 15 Mayıs 1944 yılında toplanan halkçıların büyük kurultayında ele alınan ve maddeleştirilen bir rapor bu zihniyetin dine olan bakış açısını ve yıllar yılı bir zihniyetin beklentilerini ta Şeyh Bedrettin’ten kalma bir özlemle nasıl da mevzubahis ettiklerini gözler önüne serer. Raporu olgunlaştıran ve onlarında dine olan saplantılı hallerini ortaya koyan bu maddelere bakıldığında;

Dünya kelamını din işlerinden tamamen ayıran rejimin niyetinde diyanet işleri reisliği gibi bir teşkilatın olmaması arzu edilmekte idi.

Yine Kur’anla ilgili düşünceleri bilhassa Ziya Gökalp’ın ibadet dili Türkçe yaklaşımlarıyla benimsenmiş bir hezeyanı kapsıyor ve ezanın Türkçeleştirilmesi tanzim ve tertibi bu uygulamayı meşrulaştırmaya yönelik tedbirlerdendi.

Halk Evleri olarak düşündükleri ve camilerin yerini alacak olan sözde bu devrimci yıkıcı yapılanmalar Türk geleneğine uygun bir tarzda düşünülüp dönüştürülme çabalarına sahne olmuştu. Din görevlisi diyelim artık giyilen bir çeşit kıyafetlerde simge olarak islamı hatırlatıyor yansıtıyor düşüncesiyle ilga edilip yasaklar listesine dahil edilmişti.

İbadetlerin usul ve şekillerini de kendi anlayışlarına göre tanzim ettirerek bin yıllık yaşanılan birlikteliği Arapçılık olarak nitelendirmelerle,  hala bugün bu devirde zihniyetlerine kılıf bulma yarışında geri kalmayan ucubeler yetiştirmeleri ve onların dine bakış açıları abesle iştigal etmelerine rağmen taraftar bulmaya devam etmiş, pörsümüş düşünce ve absürt fikirleri milletin kafasını karıştırmaya matuf ant içmiş mankurtlara dönüşmüştür.

İleride zamanla tamamen milletin kafasından dini tecrit etmeyi aklına koyan bu ucube zihniyet sistemli çalışmasına bir yenisini ekleyerek Rusya’yı aratmayan uygulamalarıyla adeta adı konulmamış bir komünizmin kuvvet bulmasına zemin hazırlamışlardır.

Bugün dinsizliğin ve bilumum ahlaksızlığın diz boyu neşvünema ettirilmeye çalışıldığı o zamanki Köy enstitüsü uygulamaları dinin toplumdan tecrit edilmesinde en büyük silahları olmuştu. Aynı ismi taşıyan dergileriyle ve komünizmin dinsizlik lehindeki politikalarıyla hep övülen ve baş tacı edilen bir Rusya hayranlığı dile getirilmiş, ülkesinden kaçan ve Rus hayranı olan Nazım bile bu sahte cennette Vera’ya tutularak ona taparcasına hayatını ikame ettirip şiir dünyasını adadığı bu sevgilisinin toprağına bir çınarın altına gömülmüştü.

Kısaca sistematik bir çalışmanın ürünü olarak ektikleri ayrılık ve nifak tohumları o z aman meyvesini verdiği gibi bugünde meyvesini vermekte. Bazı artıklar hala bu sistemi övmekten geri kalmamakta Gazi meclisin çatısı altında bile ne kadar din karşıtı vatan millet düşmanı kişilik sahibi olmayan mankurtlar varsa hepsi bir ağızdan birlikte hareket etmenin gurunu !!! yaşamakta ve dini milli ahlaki yıkıcıklarını sürdürmekten ve ceplerini bu milletin mallarıyla doldurmaktan geri kalmamaktalar.

Ne kadar gayri ahlaki ve vasıfsız yazılar kaleme alınmış buram buram ahlaksızlık kokan edebe mugayir yayınlar varsa övülmekte ve o dönemde bunlar gayet çağdaş bir kılıfla hoşgörü maskesiyle normalleştirilmeye çalışılmakta böylece dini değerleri ayaklar altına almaya gösterilen çabalarda asla engellenmemekte adamlar istedikleri gibi at oynatmakta idiler.

Velhasıl bunlar sözlerin en şereflisi ve kıymetlisi en güzeli olan Allah kelamı yerine komünizmi seçmenin perişanlığını yaşadılar ve yaşamaya da devam edeceklerdir. Çünkü Allah’a kul olamayan kula kul olur.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık