• 22 Ocak 2020, Çarşamba 9:06
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

BU YARANIN TEDAVİSİ (1)

Sizce mümkün mü? Var mı böyle bir tedavi şekli falan desem? Hey ne oluyor neden bahsediyorsunuz? Diye afallayacaksınız. Hayır, hayır her gün içinde bulunduğumuz haller ve durumlardan bahsetmek istiyorum. Çünkü her an her halimizle eğitim denilen bir disiplinin içerisindeyiz de ben buna vurgu yapmak istiyorum. Malumunuz ilk yarıyıl tatili geldi. Çocuklarımız karnelerini aldılar. Sevinenler üzülenler, arkadaşlarından bir müddette olsa ayrı kalacak olanlar derken öğretmeniyle öğrencisiyle velisiyle servisçileriyle kısa süreliğine bir tatil aralığı geldi hele şu soğuk aylarda. Lakin evet lakin diyorum bu aralığa ve konuya giriş yapmak istiyorum bu vesileyle. Toplumun aynası olan eğitimdir. Eğitimi yansıtacak olan öğretmendir, öğrencidir, ailedir ve toplumun bütünüdür. Yani eğitim dediğimiz içten gelen samimi ve özel davranışlar manzumesi bizim aslında hayata bakışımızın da mühim bir göstergesidir.

Eğitim davranışlar seremonisi, içe biriktirdiğin depoladığın güzelliklerin ya da çirkinliklerin dışa intikali senin aynandır. Hatta başkalarının yüzüne yansıyan ahvalindir. Lakin yine bu farkındalık gerektirir işte. Farkında olarak gösterilen davranış eğer bilerek toplumsal değerlerle bile bile çatışma arz ediyorsa o zaman, bizde birikenlerin bize yarar sağlamadığını akıl yoluyla sezgi yoluyla anlamak ve davranış değişikliğine gitmek gerekir. En basitinden bir çocuğun yahut gencin davranış hali onun oturup kalkmasından konuşmasından soru sormasından cevap vermesinden anlaşılır. Anlaşılır bunun edepli olup olmadığı, anlaşılır bunun toplum içinde yeri ve önemi. Hassasiyeti değerlere saygısı, toplumsal hafızası ve birikimleri kullanma becerisi. Ben bunca yıllık ömrümde bun kadar eğitim camiasında bulunmuşluğuma rağmen hala kendimin eksik yönleri olduğunu düşünür ve hayat boyu eğitimin gerçek özü olan beşikten mezara kadar şiarını her zaman gönlümde taşırım. Yine bir lakin diyip araya tekrar girmek istiyorum, şu anda elimizde bulunan evlatlarımızın yetişme/yetiştirilme biçim ve tarzında gidişatta bir şeyler yanlış gidiyor ve yavrularımızı elimizden güvercin gibi uçuruyoruz. Bu gidişatın olumlu ve pozitif ufuklara seyr halinde olmamasının payında bizzat devletin, ailenin ve uygulanan eğitim politikasının bir eli bir parmağı var diyorum. Bizim çocuklarımızla ilgili alınan politik süreçler hep partilerin içinde bulunulan süreçle ilgili devletin resmi ideoloji dayatmasıyla ilintili olduğu için içi boş oluşumları başkaları kendi öğreti biçimleriyle doldurmakta ve resmi dayatmaların çerçevesi daha küçük yaşlarda okullara sirayet ettirilmekte lakin çoğu şeyler insanın özüne vukufiyet göstermediğinden açıkça geri tepmektedir.

Bunca yıllık tecrübelerimle söylüyorum resmi çerçevenin dayatmaları ile oluşturulan sistemli eğitim politikası insana huzur ve mutlu bir geleceği sunmaktan ziyade onun kişilik zafiyetiyle, ikircikli halleriyle, adamına göre nabza şerbet veren uygulama seçenekleriyle sağlam bir duruşa sahip olamayan karakter yetersizliği/bozukluğu ile kendini göstermekte ne eğiten ne de eğitilen kendinden haz duyabilmektedir.

Hastaya yanlış teşhis konulur tedavi istenilen ilaçlarla değil de çakma malzemelerle sürdürülürse zaman ve enerji kaybından ve olan bitenin heba olmasından başka bir yere varılmaz. Üstelik yanlış öğretilen her bilgi yanlış edinilen her bir değer asli unsurlara vurulan bir darbe ve toplumsal çatışmaya davetiye çıkaran bir mayındır. Yeri geldiğinde toplumsal hafızalara ettirilen traşla ne kendini nede çevreni tanıyorsun ne de kendini insani yönlerinle ele almaya yetiyorsun bir karmaşa bir keşmekeş atılan bir top mermisi gibi seni beni herkesi çil yavrusu dağıtmaya yetiyor.

Asıl benim bahsetmek istediğim konu şuydu. Ebeveynlerimizin çocukların eğitimi konusunda onları tabir caizse özgür bırakma halleri. Bu çok tehlikeli ve sakıncalı bir durum ki çocuğun eğitimi konusunda onun ihmali ve her yaptığının hoş görülme çerçevesinden ele alınması bizim ona yaptığımız en büyük kötülüktür aslında.

Nasıl mı? Şöyle ki hani bir şeye önceden masumane canım bir kereden ne çıkarla başlarsın ya hani. İşte onun başlangıç versiyonu yani. Ebeveyn dese ki: “Canım istediğini yap işte. Kimseye zararın yoksa onlardan izin mi alacaksın.”.Böyle bir anlayışla yetişen çocuklarımızın edindiği ve nefsine karşı çıkılan her hal ile aslında ebeveynlere isyankâr bir ruhla karşı çıkacağı adımız gibi belli iken onları böyle bir haleti ruhiye içerine terk etmekle bizim yavrularımıza ne denli kötülük yaptığımızı anlamamız gerekirdi.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık