• 13 Ağustos 2016, Cumartesi 9:46
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

BATININ ÇÖKÜŞÜ VE TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜ

İnsanları ayakta tutan idealleridir. İdeal yani amaç/gaye/ erişme arzusu ve değerleri yaşatma ve taşıma heyecanıdır. İdeal ancak ufku olanların ve köklü bir geçmişe sahip olanların düşünce aktivitesinde öze bağlılığın serencamı olarak karşımıza çıkar. İdeali olmayan geleceğe ait herhangi bir ümit besleyemeyen akim kalır. Kısır bir döngü içerisinde gelgitlere kapılır ve nihayet yaşama arzusu ve hayata tutunma gibi bir bakış açısı körelir ve serüvenini tamamlar.

İnsanları da toplumları da hayata bağlayan toprağa tutunduran ona yaşama şansı veren mademki idealleridir. Öyleyse bu ancak topyekûn milli bir dava ile ileriye taşınma ve götürülme şansını yakalayabilir.

Avrupa veya batılı toplumlar eskiçağ denilen dilimde roma imp. nun yıkılışına kadar güçlü birliktelik ile daha doğrusu güce dayalı bir devlet zorbalığı ile ayakta kaldılar. Kendilerinden olmayanlara karşı direkt köle ruhunu canlandıran bir yaklaşımı sergilemeleri ve yine kendi dönemlerinde yetişen bilim adamlarının eserlerini önemsemeleri ile kişiye dayalı mutlak bir devlet otoritesini yönetimin şahsında kişiye özdeş kılsalar da senatonun varlığı ve alınan kararların tartışılması devlet ve toplumsal ilişkilerde bugünkü manada olmasa da, hukuksal boyutta nizamnameye gidilmesini sağlamış ama bu durum sadece kendi halkından olanların refah ve mutluluğu için ön görülmüş, diğerlerine vatandaş gözüyle bile bakılmamıştır.

Bu düzen insanı ezen ve özgürlüğüne darbe vuran bir kısıtlamayı da beraberinde yaşattığından, batı düzeni insanı anlama ve önemseme konusunda hep dünyevi olmayı ve onun sırtından nemalanmayı öngörmüştür. İktidarda ister siviller olsun isterde kral yahut derebeyi olsun ister Hıristiyanlık dini adına cennetten köşkler satan din adamları olsun hepsinin yönetim arzusu ellerindeki gücü kaybetmemek için devleti yönetmedeki öne çıkan arzulu vecizeleri unutarak dikta ve baskıya dayalı ve onların üzerinden sömürge elde etme sevdalarının hep diri ve taze kalması şeklinde tezahürü olarak belirginlik göstermesidir.

Roma’nın yıkılması Avrupa’nın güç parsellerinin el değiştirmesine yol açtı. Ortaçağ Avrupa dünyası neredeyse karanlık bir derya’da yüzen gün yüzüne hasret yarasalar gibiydi. Ruhunu kaybetmiş din adamlarının elinde bir oyuncak gibi ruhani duyguları sömürülen ve kilisenin aşırı baskısına maruz kalan insanların bu karanlık dehlizlerde el yordamıyla ışığa mazgala tünele ulaşması çok zaman alacaktı. Din adamları incilin genetiği ile oynadıkları için istikamette pusulada değişmişti. Tamamen dünyeviliğe özenli ve menfaat klişeli bir akide prensibi kişilerin güce dayalı bir atmosferde varlıklarını sürdürme telaşı bu toplumda yavaş yavaş nefesleri kesmek üzereydi. Zamanla İslamlarla olan münasebetleri kaybolan ufuklarının yeniden keşfine zemin hazırladı. Yeni sömürge yolları ve keşifler adı altında bu sömürü düzeninin yaygınlaşması için güçsüzleştirilen ve ellerine birer İncil verilen sözde keşfedilen yeni ülkelerin insanları üzerinde kurulan tahakküm, zamanla kendilerinin yaşadıkları acıların ve sıkıntıların hıncını şimdiki yenilerden almak gibi bir şeydi. Ve o insanların zorla topraklarından göç ettirilerek kendilerini efendi onları köle ve insan olarak görmeme arzusunu kamçıladı ve batı şimdiki yeni yüzüyle sözde insan haklarından bahseden gerçekte en büyük insan ve toplum düşmanı olan tek dişi kalmış canavara dönüştü ve insanları ezmeye fıtratına muhalif iler yaptırılmaya kafalar karıştırılmaya kavramlar içerisinde yüzdürülerek nefislerinin esiri ve birbirlerine düşman kardeşler üretilmeye devam edildi.

Kan soykırım mezhep savaşları sömürge yarışı ve dünyayı iki büyük savaşa hazırlayan fikir ve felsefi yaklaşımların babası olan batı, getirdiği nizamla öldürmeyi tek çare olarak seçenek yapmış ve kendi bekası için kendinden olmayanları dışlamıştır. Endüstri devrimiyle beraber kazancına insanların sırtından ve alın terinden kazancını ekleyen batı, bilahare otomasyon sistemine geçişle giderek her alanda gücünü yükseltmiş siyasi ekonomik askeri ve bilhassa kültürel etkinliklerle her vesileyle kendinin rahat sömürmesi için her ortamı bildiğince dizayna kalkışmıştır. Endüstri devrimi bir nispette kendi topraklarında insan hakları hukukun evrensel beyannamesi hak adalet eşitlik özgürlük gibi can alıcı özgün kelimeleri üretmesiyle kendine taze bir güç kazandıracağını tek çare olarak düşünmesine rağmen, getirdiği sistemin ezme sömürme ve itibarsızlaştırma ve emeğin zayisi gibi temel noktalarda hoşnutsuzluk oluşturmasıyla yeni fikirle ve izm ve akımlar ortaya çıkarılmasına yol açmış fakat ne batı kendisi ne de insanlık hiçbir şekilde mutlu olamamıştır. Sadece güç ve sömürüye dayalı insanın elinden ekmeğini ve özgürlüğünü alan ona yaşama ve kendini tanıma objesini imkânsız kılan yahut sadece insanları kendine hizmet aracı ve amacı olarak benimseyen batı sosyal olguda kendi kendini inkâr etmiş nihayetinde saçma fikir aykırılıkları ile adeta insan vücudunda hastalıklı bir illet gibi hep belirgin bir duruş göstermiştir. Zamanla kendi topraklarında dışarıdan ya da zorla çalıştırmak için getirdikleri insanları sanki kullan at projesine bağlı bir meta olarak algılayan batı, kendini sorgulamak yerine dışarıdan gelenleri uyumsuz diye suçlu göstermeye kalkışmış ve ırkçılık gibi kendini üstün görme safsatasıyla hem hal olmuştur.

Gençliğin ve gençlerin kıymetini dünyevi amaçlarla donatan onlara iyi bir gelecek ve sağlam bir ruh hazırlamak yerine kolay yaşama ve ruhsuz nitelikli öldüren ve insanlıktan çıkmış bir şahsiyet yükleyen batı her zaman bugün çok uluslu devlet şekillenmesinde bile aralarındaki problemleri çözme konusunda hep menfi politikalar üretmiş ve dünyayı attığı savaşın içerisinde milyonlarca insanın canını kaybetmesine üzülmemiştir.

Gücünü sadece sömürgeye dayalı sürdürerek her şeyi kontrolü altına almak güdüsü elbet huzur vermeyecektir. Pansuman tedbirlerle sorunları geçiştirmesi ve kendini bir türlü muhakeme edememesi batının en büyük zafiyetidir. Güç dengesinin 20 yy.da iki blok olarak ortaya çıkması bilahare bir paranın iki yüzü gibi bir kapitalizmin diğeri komünizmin iki esiri olan Avrupa Amerika ve Sovyet bloğu ülkelerinin sözde mücadeleleri ve korkutucu akım pompalamaları ister istemez ülkelerinde bu iki kutuptan birinde yer almasına kaymasına zemin hazırlamış Varşova paktının dağılması ile de mutlaka bir düşman üretme telaşı taşıyan batılı anlayış artık islamı kendilerine ortak düşman belleyerek bir islamafobi oluşmasına ve sömürü çarklarının böyle devam etmesine keyifle ve dört elle sarılmışlardır. Onların nezdinde dünyadaki tüm olaylardan Müslüman sorumludur. Ve oryantalist bakışları ile yeni bir algı oluşturarak hem müslümanı sindirme hem de onu daha fazla sömürge politikalarını ve savaşımlarını adeta Müslüman toplumlar üzerine yıkmışlardır. Şunu söyleyebiliriz; Batı bugün insanlık aktivitesinden oldukça uzak, ortaçağ şartlarını aratmayan bir yapılanma içerisinde varlığını İslam coğrafyasında oradan elde ettiği yandaşları vasıtasıyla ayakta durmaya ve sömürüsünü devam ettirmeye kararlı ama artık gücünü yitiren dev bir demir yığınıdır.

Batı şimdilik dünyanın jandarmasıdır ama İNSANLIK KURTULUŞ OLARAK İSLAMA DOĞRU KOŞMAKTADIR.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık