• 17 Aralık 2016, Cumartesi 8:50
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

BAŞKANLIK GELİRSE (2)

İlk yazdığımız bu konu ile ilgili ilk değerlendirmemizde, kısaca buna genel giriş de diyebiliriz; başkanlık sistemi hakkında bir takım değerlendirmelerde bulunmuştuk. Bugünde kaldığımız yerden devamla yine değerlendirmelerimize geçmiş ve günümüzden misaller katarak sürdüreceğiz. Varacağımız sonuç halkımızın kafasında Türk Tarihinin bu inceliklerine, bu yönetim tarzının niçin bugünde geçerli bir akçe olduğunun bilincinin kazanılmasında bir aktör olduğunu hesaba katarak mantıklı ve selim akılla doğruya ulaşmak ve birbirimizi daha iyi anlamaktır. Aslında politik tercihlere fazla saplanıp kalmadan ön yargıları ve bir takım tabuları yıkıp bunları kendilerine kurtuluş yolu arayanlara niçin tercihlerinde yanıldıklarını aklen ve kalben ispatlayarak birbirimizi tamamlamanın en geçerli yöntem olduğunu söylesem de yine itiraz noktasında tereddütlerini gideremeyenler olacağı muhakkak. Onlarında korkmamaları gerekir ki; başkanlık bizim yeni tanıştığımız bir sistem değil, bilakis ruhumuzun derinliklerinde yuva yapmış bir şekilde halkla geniş kitlelerle tanışmayı bekliyor. Biz daha ne kadar tutabiliriz ki onu bu derin yuvasında. Bırakalım gün ışığına çıkaralım tüm çıplaklığıyla uygulayalım inanarak ve aşalım tüm zorlukları birbirimize kenetlenerek. Ne bu sözlerim şaka ne bu açıklamalar tamamen özümüze yönelik bir kaygının çıkarılıp gün yüzüne ve barışık olmamızdır aslında kendimize, aslımızla tanışmamızdır bu vesileyle tarihimizden çakmaları tüm sahtelikleri çıkarmamızdır, öğrenmemizdir tüm doğruları. Bakış açımızdır objektif olmak ve hakkaniyettir doğruyu gerçeği ortak paydada yakalamak. Kriter belli ise, olayları objektif süzme yapabiliriz, yok eğer kriter batılı normlar ise, o zaman bizi yanıltmaya matuf bin bir hile vardır içerisinde ve bizi kavgaya tutuşturan sebepleri ortadan kaldırmak gerekir bu da topyekun bir çabanın ürünü ve çalışması ile mümkündür ancak. Tıkanıklık akıl ve ilmi çabalarla tarihimize yüzümüzü dönerek aşılır, ona sövüp sayarak veya reddi miras yaparak değil.

Evvela belirtmemizde yarar var ki; Hiçbir temel mesele meşru sınırlar içerisinde enine boyuna konuşulmadan tartışılmadan masaya yatırılmadan bir yere varmak mümkün değildir. Sonuç almak hiç mümkün değildir. Öyleyse kısır döngüler etrafında yürek sızlatmadan cesaretle sorunlar üzerinde kafa yormak daha efdaldir. Ne ürkeklik ne de nemelazımcılık hiçbir soruna çare olmamıştır. Galiba biraz kaba olacak ama yaralı bir parmağa i…mek deyimi bundan kaynaklansa gerek. Ortada sızlayan bir yara varsa bunun kökü çaresi elbet bizdedir. Tarihimizdedir. İnancımızdadır. Geçmişin tozlu raflarındadır belki, ne dersiniz? Kaybedilen bir şey kaybedildiği yerde aranmadıkça nasıl bulunsun ki?

Biz tarihimizin ilk evrelerinde yönetim başkanımıza hakan derdik. Han dediğimizde olmuştur. Hatta İdikut falan, bu da ona verilen bir ünvandı. Müslüman olduktan sonra emir ünvanı ile tanışıldı. Müslümanların Emiri.(Emir- El Mü’min’in)…Başımıza geçenlere biat ederiz. Yani bağlılığımızı bildiririz. Ancak bu bağlılık onun mevcut hükümlere uymasıyla münhasırdır. Kim bu hükümleri çiğnemiş ya da töreye karşı gelmişse onunda cezai müeyyidesi vardır. Hz.Ömer efendimiz hutbede iken bir hitabında ben İslami hükümlere aykırı davranırsam ne yaparsınız? Dediğinde bir sahabenin seninle bununla doğrulturuz ya Ömer diyerek kılıcını gösterdiğini tarihle yazar. Ve yine Yüce Peygamberimiz(a.s.m.) başınızda burnu halkalı bir kölede olsa İslami Hükümlerden ayrılmadığı sürece Ona itaat ediniz diyerek idare edilen ile idare eden arasındaki münasebeti belirtmiştir. Burada şunu belirtmekte kıymet vardır diye düşünüyorum. İslam siyaset literatüründe devletin şekli ve hükümdarın unvanı ön planda değil, burada esas olan; fertlerin saadetinin ve genelde huzur ortamının sağlanması can ve mal emniyetinin sağlanması yani kişi güvenliğinin merkeze alınmasıdır. Merkeze alınan insan olduğuna göre, gidişat yani topluca güven emniyet ve huzurun ikmali fert cemiyet ve devlet tarzındadır. Bu güven ortamının tesisinde devlet başkanı olan kişi ister sultan, ister hükümdar, han, hakan, şah şehinşah, padişah olsun onun birinci derecede görevi arasındadır. Bugünde biliriz ki; İç huzur olmadan ekonomiyi rahatlatmak mümkün değil. Siyasi istikrarın olmadığı yerde ekonomik istikrar da olmaz. Edindiğimiz tarihi tecrübelerin ışığında dünyanın çeşitli coğrafyalarında İslam sancağı altında toplanmış unsurlar kurucularının çabalarıyla o bölgenin coğrafi ve tarihi şartları bölgesel ve geleneksel yapıları ve adet inanış ve töreleri gereği islama uygun olan hallerini ve unvanlarını kullanmakta ve uygulamakta bir beis görmemişler ve konulan esaslara riayet edildiği ilmi çalışmalara ve âlimlere itibar gösterildiği ilim peşinde koşulduğu ve samimi olunulduğu müddetçe gayet güçlü bir toplumsal kitle olarak birlik ve beraberlik esaslarını korumuşlar aynı coğrafyanın kardeşlik havasını solumuşlardır. Zaten İslam değil midir ki bizi; gerçek bir inanç potasında eriten toplayan ve milliyetimizin bozulmasını önleyen… Osmanlı atalarımızın padişah unvanı yaklaşık 620 yıl boyunca kullanılmıştır. Biz burada illaki bu unvan şimdide kullanılsın iddiası taşımıyoruz. Düşüncemiz eğer adı ister başkanlık, ister Cumhur Başkanlığı olsun, sistemi insan merkezli kurmak ve merkezden cemiyete doğru gitmektir. Hani insanı yaşat ki; devlet yaşasın tecrübesinde söylenildiği gibi.(Bizde şunu da parantez içinde açıklamakta yarar var,1924’de Hilafetin lağvedilmediği bilakis TBMM’nin manevi şahsında mündemiç olduğunun iktizasıdır).Öyleyse ilerde kendi içimizde sağlayacağımız siyasi birlik ve güçlü bir örgütlenme sonucu yeniden misyonumuzun gereği dünyaya yön veren nizam ülküsüne sarılarak hak ve adalet ölçülerine uygun bir ortamın tesisi bizim inanç manzumemizdedir.(Devleti ebed müddet ve Nizamı Âlem ülküsü)   Velhasıl emri bil maruf hassasiyetiyle insanları sevk ve idare edenler, emri marufu terk etmeyenler iki cihanda da gül koklarlar. Bizde Hakimül Haremeyn değil, Atamız Yavuz’un dediği gibi; Hadimül Haremeyn vardır. Biz kullar olarak, Allah’ın iradesine boyun eğmek ve O’nun emirlerine ve peygamberin sünneti seniyyesine uymakla mükellefiz. Yani bizde halka hizmet hakka hizmettir düsturu vardır. Allah’ın rızası halka hizmette aranmıştır. İyi niyetle yapılan ve hak adalet ölçüsünde yarın huzuru ilahide hesap endişesiyle matuf hakikat, emri marufu terk etmemekte yatar. Sonuç olarak diyelim ki; İnsan, merkez, insana hizmet, hak ve hakikat kervanında temel gaye doğruyu sunmak, adalet çerçevesini çizdirmemek, insanları(devleti) yönetirken usule uygun olmaktır. Benlik bir kenara itilir ve tüm bir halkın vebalinin omuzlarda taşındığı idrakiyle gece gündüz çalışılır. İslam kültüründen habersiz olanların bunları anlaması güç ve meşakkatlidir. Öyle olmasaydı kendini kaybedenlerin bulması gereken yerin yine kendisi olduğunun farkına varmaması misali gibi. Ben Müslüman’ım ama İslamiyet(şeriat) tehlikelidir. İşte bütün mesele bu garabetliği kişilerden uzaklaştırabilmek için “oku emrine” Hakk gereği sarılmak, sarılmak ve yine sarılmaktır.(devam edecek)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık