• 26 Ağustos 2016, Cuma 8:35
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

BAŞARAMAYACAKSINIZ

15 Temmuzda halkımızdan gerekli cevabı alanlar şimdi yeni firavunluklar peşinde yarış içerisindeler.       Her gün bambaşka bir güne farklı haberlerle ekran başına kilitlendiğimiz malum. Gerek hükümetimizden gerekse dış basından Ülkemiz, Ortadoğu ve Dünya’ya yönelik haberlerin hemen hepsi ilgi alanımızda ve bizler bu gelişmeleri yakinen takip ediyoruz... Gaziantep’teki canlı bombayı patlatanın 12-14 yaşlarında olduğu belirtildi. En güzel günlerinde masum insanların ocağına ateş düşürenleri lanetliyoruz. Bunlar bırakın insan olmayı hayvan dahi olamazlar, onun şahsiyetine bile ulaşamayacak kadar aşağıdırlar.

Ve birileri bu patlamaya gözünü gönlünü arkasını sırtına dayayanlar; hemen özyönetim lafını evelemeye/gevelemeye başladılar. Öz yönetim kendilerince bağımsızlık nişanesi! Ve amaca ulaşmada biricik yolları… Düğün sahibi damat yaptığı paylaşımlarda hangi siyasi görüştensiniz sorusuna;”kendisi düşüp bayrağı düşürmeyenlerin görüşündeyim, yetmez mi?”Demiş… Bu bir bilinç uyanıklığıdır. Bu sorumluluk ve vicdan muhasebesidir. Bu saf ve temiz duygularla mücehhez Anadolu insanının asil yüreğidir.

Bugün toplumun çeşitli siyasi görüşlerden müteşekkil olduğunu biliyoruz. Yöresel harmanlanmaların toplumsal zenginlik addedildiğinin de farkındayız. Ortak değerler paydasında buluşmuş bin yıllık bir tarihin kültürel harmanında yoğrulmuş imbik imbik süzülen damlalarımızın taçlandırdığı nakış nakış işlendiği/dokuduğu(dokunduğu) ilmek yapıp bağlandığımız hasletlerimiz var.

Ve yine biliyoruz ki;inanmış insanların ilimle donanmış kalplerinden fışkıran damlaların gönül toplumu  oluşturmada ve büyük bir havuza dönüştürmede en önemli etken olduğunu,huzurun daha yaygın ve şikayetin az,insan haklarına saygı hususunda daha dikkatli ve adil bir yaklaşımın ayak seslerinin her taraftan duyulduğunu..!

İlim sahibi bir insanın gerçek bir birey, sorumluluk yüklü bir ehil olarak, candan hareketli ve insanın çevreye ve doğaya saygılı davranan, değil insan öldürmeyi hayvana bile eziyet etmeyi düşün(e)mez.    Bütün bunlar ilim sayesinde olur. Ancak bu ilim kalbi fetheden ve Allah ve Resulü yolunda olan bir ivmeyle kazanılır(kazanılmalıdır).Eğer; aman canım bana ne? Böyle gelmiş böyle gider diye bir umursamazlık tavrı, bizi esir alırsa, bencilliğin tavan yaptırdığı bu söyleme teslim olarak hayatımızı nemelazımcılık maskesinde rezalet içerisinde tamamlarız. Hâlbuki insanı besleyen nedir? Hakiki ilim ve İman’dır.

İlim sahibi; kaleminden kelamından sözünden ve özünden ve nefsinden emin olma halidir.Zarar sadır   olmayan halleri ile menfaatine değil umuma düşkünlüğü ile başta Türk İslam birliği olmak üzere   kardeşlik dokusunun güçlenmesine çalışır ve bunları asla nefsi için övünç olası değil,sadece Allah aşkıyla gönül rızayı ilahiyi talep ederek çalışır.Etrafını cennet güzelliklerine çevirmeye kalkışan ve kamuyu öncelik edinen mala mülke değer vermeyen insanı merkeze alan yaklaşım ne güzeldir.Fakat     zalime ve zulmüne yardımcı olan,zalime meyleden,zulmüne ses çıkarmayan kötülüklerin düzelmesi için gayret göstermeyen, Allah’ın emirleri yerine efendilerinin emrine girenlerin ve onlara kördüğüm gibi bağlananların ilmi  inandırıcı olur mu?

Yarım hoca ve yarım hekimin sözlerini duymuşsunuzdur. Candan ve dinden eden bir yaklaşıma kapılanlar, kapılarını sonuna kadar açanlar ve sorgulamayanlar, Rabbimizin Yüce kitabımızda sık sık uyardığı”Akletmeyenler” sorgusunu neden kendilerine dikkate almazlar? Bir kuşu için baş sağlığına giden ve çocuğa değer veren bir peygamberin ümmetiyiz. Ama şimdi çocuklar Suriye’de Ümranlarla dolu. Ümmetin çıkış kapısı ve son ümidi olan Türkiye’yi terör belası ile hizaya getirmek istediğini sananlar, bilsinler ki; yanınıza alın topunuzu tüfeğinizi itinizi köpeğinizi ve gelin hep birlikte haçlı dayanışması içerisinde, bilin ki; atamız kılıçarslanın yaptığı gibi Anadolu’yu size yine mezar yaparız…   Biz biliyoruz ki; okumuşların sinemizde açtığı yaralar yaygaralar ve fitneler bağrımıza böğrümüze indirilmiş bir hançerdir. Onulmaz yaralar açan ve sürekli kanayan/kanatan bir olguyu başımızdan defetmek boynumuzun borcu olsun.15 Temmuz bizim için yeni bir istiklal mücadelesi ve yeni bir kurtuluş manzumesidir. Nasıl ki; Anadolu’yu kurtuluş savaşında, el ele gönül gönüle vererek kurtardıysak, ömrümüzün hep bir cihadın, her an içinde olduğumuz bilincinde ve şuuruyla bu boşluğun oluşmasına müsaade etmeyerek, bir fetret nöbeti daha yaşamayacağız. Atamız Yıldırım Beyazıt’ın Anadolu birliğini ve Yavuz Sultan Selim’in ondan yaklaşık yüz elli yıl sonra gerçekleştirdiği dirliği asla bozmayacağız ve bozdurmayacağız. Kötülüklerin odak başı haline gelenler yanlışlarını meşrulaştırma adına kendilerine bilmem ne ehli deseler de, bataklıkta menekşe yetişmez. Ben dağından inip “biz” denizine karışamayanlar insani bir derinlikten bahsedemez. Çünkü aşk basamağına erişenler, ancak ruhlarından iz ve kirleri söküp atanlardır(atabilenlerdir)…

Gaziantep’in asil evlatlarına ve milletimize büyük geçmiş olsun diyorum. Bu zorluklarda, elbette aşılacak ve güzel günler bizi bekliyor. Çünkü bu millet gece gündüz artık her daim nöbette olmanın bilincine ve gerekliliğine kendisini inandırmıştır… Terör bize ölümler getirir ama asla istiklalimizi ve istikbalimizi elimizden alamaz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık