• 08 Ocak 2020, Çarşamba 8:49
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

BAĞIMLILAR İNANMAK İSTEMİYOR

Çünkü batıya bağımlı olanların kendilerin olan güveni fena kaybolmuş. Aslında kendini inkâr felsefesine sürüklemiyor lakin kendini de bulmaya yanaşmaktan ve kendini anlamaya çalışmaktan sürekli uzak kalmasından dolayı kendini kendi kaderine terk etmek gibi bir boşluk içerisinde yuvarlanmaktadır. Aslında bir kimlik sorgulaması yapabilse, kendine sahip çıkacak ama bunu yapacak kudreti ve moral motivasyonu bir türlü sağlayamıyor kafası beyni aklı fikri zikri sürekli batıyla ve batılı kavramlarla meşgul edildiği için bu karmaşa onun beynini kemirmeye devam ediyor.

Bugün gerek Amerika gençliği gerek batılı Avrupa gençliğinin yaklaşık `’a yakınının ilim fen ahlak teknik teknoloji gibi bir usulle ilgilenmeyip hazır yiyicilik gibi kendi sistemlerinin sosyal devlet anlayışı içerisinde sömürgelerinden elde ettikleri artılarla bunları beslemeye çalıştıkları geri kalan gençliğin @’nın ise ilim ahlak fen teknolojik gibi sahalarda pırıl pırıl gençler olarak kendi devletlerini ayakta tutmaya çalıştıkları bir gerçektir. Demek ki zengin batılı kültürlerin kitlesel yığınları belli bir otorite ve disiplin altında mevcut sistemlerinin ön görüsü ile yetiştirdikleri buna uymayan ve çoğunluğu anne babası tarafından bir nevi devletin kucağına bırakılıp kaderine terk edilmiş ve toplu mekânlarda hazır yiyip içmeyi şiar edinmiş gençliğinin de var olduğunu unutmamak lazım.

Bizim batıya bakış açımızda veya onların eğitim modelleri ile ilgili yapılan gezi gözlem iş birliği gibi ortaklaşa düzenlenen bilhassa ortak kültürlere doğru uzanan erasmus gibi çalışmalarda hep bazı eğitim modelleri mesela Finlandiya modeli örnek gösterildi. 5 Milyonluk bir devletin gelir ve refah payını daha doğmamış çocuğa göre taksim ve tanzime yönelmesi elbette önemlidir. Lakin 80 Milyonun üzerinde bir coğrafyanın insanını onların kültür irfanı üzerine bina edemezsiniz. Onlardan bir ışık edinebilirsiniz, kafamızda bir şimşek çakabilir alınan bu uygulamalardan lakin asıl problem bizi bizim ne kadar tanıdığımız meselesindedir. Kendimizi bizden daha iyi tanıyan batılılar bizi bizden uzaklaştırmak ve soğutmanın tek çaresi olarak inancımızı hedef tahtasına almışlarsa bizim esas buradan yola çıkmamız kendimizi bıraktığımız yerden tekrar almamız gerekmez mi?

Attığımız her adımın ölçüsünü bile hesaplayan batılılar aramıza soktukları kendi ihraç malı rejimleri ile bizi kendi kalemizde sokağa atılan masum çocuklar gibi kaderine terk edilmişlikle mükâfatlandırmışken biz hala yoğurdun siyah mı beyaz mı olduğunu tartışıyoruz. Ve biz hala kendimizi tanıyamamanın ezikliği içerisinde içimizdeki onlara olan aşırı bağımlılıktan dolayı bir işin üstesinden gelemeyeceğimizi ve güven yitirişimizi ne yazık ki aşamıyoruz.

Biz yıllarca ilimle teknolojiyi uygulama sahasına sokamadık. hep kadük kaldı işte. Her ülkede okullarda fizik kimya biyoloji tıp geometri vs okutulur. Fakat bazı ülkeler bu fizik kimyayla laboratuarlar atölyeler ve fabrika oğlu fabrikalar kurarken bazı ülkelerde sadece mezunlarına diploma sunar ve onlara iş bulmaya çalışır bulamayan da yetenek istidat ve kabiliyeti ölçüsünde başka ülkelere beyin göçüne hazır bir eleman yetiştirir. Yani biri elde ki istihdamı akılcı bir yolla ilim akıl ve teknolojiyi deney ve gözlem alanından uygulama ve saha alanına kaydırırken kazanıyor ve kazandıkça ilmi teknoloji ve maddi serveti artarken diğeri sadece bir diploma üretiyor ve iş bulamayınca da işsizler ordusu çoğalıp hayata küsen bir gençlik ordusu oluşuyor.

Bizde yıllar yılı böyle uygulamalar oldu. Hala da var. Hala da üniversite gençliğinin geleceği konusunda karamsar olanları ve en güvenli kapının devlet kapsında bir iş bulmak olduğu fikri inancı ağır basmaktadır. Yani kendi imkânları ile kendi projesi ile ayakta kalıp hayatta tutunanların veya bir şekilde yüzüne şans gülenlerin sayısı fazla değildir. Burada yıllarca yapılan ve uygulanan politik argümanlar ile gençlerin eline iş ve fırsat imkânları sunulması beklenirken gerek özel sektör gerekse üniversite çevreleri devletle beraber bir iş alanı ve geleceğimiz konusunda planlı programlı olmaları gerekirken hep ideolojik ve yanlı politik tutumlar ile geliştirilen adam kayırmacılığı vasıtasıyla hem liyakatli olmayanlar yandaş çarklılar tarafından köşe başları tutulmuş hem de vatan millet için çalışabilecek akıllı mantıklı gençlerin önü kapatılmıştır. Onlarda ya gurbete çıkmışlar yahut baba ocağında kendi geleneksel üretim biçimlerine mahkûm edilmişlerdir.

Artık kabuk yırtılmalı buralar da. Bizim devrimiz gelmeli. Bizim asrımız olmalı. Bizim kendimize olan güvensizliğimiz son bulmalı. Okullarımız gerçekten hayat mektebi olmalı. Okullar tüm ailelere yönelik etkin birer faaliyet merkezine dönüşmeli. Bizim ne Amerikan ne de Avrupalı gençleri gibi sokağa atılan `’ımız olmamalı. Bizim gençliğimiz 0 inanın elinden tutulup kendine imkân sunulursa bu toprakların duası ve bu coğrafyanın kadim kültürü ile dirilecektir. İçimizdeki garabetlerden ve kelime kavram kargaşasından süratle kurtulmamız lazımdır. Bize evlat beslemektense kedi köpek beslemek daha iyidir anlayışıyla hareket eden batılı gençlik saçmalıkları lazım değil, bize bir insanın gerçekten değer olduğunu ve onun merkeze alınması gerektiğini bilecek bir kültürün yürekli elemanları ve onların yürek anlayışıyla sorunları çözecek bir kültürün felsefesi eğitim anlayışı lazım.

Avrupalılarda biliyor ki; meyhanede barda caz da saz da sanayi kurulamaz. Sanayi ancak ilimde teknikte ve ahlakta kurulur. Batı ve Amerika gençliğinin `’nı kaybetmiş ve onlarla başı belada. Düşünün bazen TV’lerde batıda veya Amerika bir öğrencinin elinde pompalı tüfekle okulu basıp rehineler aldığını veya öldürdüğünü. Akıl alacak gibi değil ama bunun altında yatan sebepler kesinlikle sosyal bir yaradan başka bir şey değildir ve kesinlikle araştırma konusudur. Batı kültürü işte bizimde gençliğimizin kendi gençliği en az `’nın veya daha fazlasının bozulmasını isyan etmesini istiyor bu onun işini kolaylaştıracak çünkü batılının en iyi bildiği fitne tohumudur ve onu da aramıza atmasını iyi bilir.

Mesele batının tuzağını boşa çıkarmak ise çözüm evvela kendimizden kendimizi şu an kurtaracak adımları atmamız gerekir. Milli ideoloji gençlere nasıl bir yön veriyor? Gençliğe bakış açımız kadim kültürel değerlerimize göre nasıl olmalıdır? Gençlik gelecek ise, biz çağdaşlığı barda kahvede kafelerde diskolarda meyhanede mi aramamız gerekiyor? Bizde başta üniversiteler olmak üzere devlet okulları dâhil ilim teknik ahlaki anlayışa ve kadim değerlerimize gereken önem gerçekten veriliyor mu? Yoksa geçmişe olan sövme hastalığımız halen sürdürülüyor mu? Üniversitelerde ahlaki değerlerin ve toplumsal hassasiyetin herhangi bir yeri barındırılıyor mu?

Hem gençlik hem de yaşlıların nitelikli tecrübesi el ele verilebiliyor mu?

Ortak İlim teknik fen ve ahlakta birleşirsek ortak bir kültürel değerler argümanımız olur.

Biz dışarıda iş arayan değil kendi işini kendi kuran akıl sahibi hür düşünceli genç müteşebbislere yol vermeliyiz.

Biz Müslümanlar akılla dini bütünleştirip ilim teknik ve ahlakta geliştirerek sistemli bir çalışmayı ruhumuzun derinliklerinde asıl fabrikasını kurarsak İslam kültürü yeniden güneş misali aydınlığını tüm dünya da yayacaktır. Dudak bükmeyin kendinize inanın ve güvenin yeter ki.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık