• 17 Ocak 2018, Çarşamba 8:01
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

AMERİKAN EMPERYALİZMİ

Tarihimizin içerisinde hakikatlerin bize yansıtılmayan, duyulmasından/ bilinmesinden rahatsız olunulan bizzat belgelere dayalı kayıtlar olmasına rağmen ben okuduğum lise hayatımda hatta eğitim enstitüsünü bitirdiğim dönemlerde bile hiç rastlamadım. Mesela ben okumadım bir Kütülamare zaferini, ben duymadım bir Fahrettin Paşa’yı ve Medine Müdafaasını ve ben duymadım resmi kaynaklarda rastlamadım hiç, Çanakkale Muharebelerinde 57.ci alayın başlı başına büyük bir zaferin mimarı olduklarını. Neden anlatılmaz? Niye yazılmaz? Niye kuşku duyulur? Niye rahatsız olunulur ki? Niye saklanır? Benden, senden tüm kamuoyundan bir yığın gerçekler ya da niye sıkıştırılır satır aralarına küçük puntolarla öylesine yazılır da pek önemsenmez sanki dudak bükülerek eh diyerek anlatılır. Bizim düşüncemize, doğrularımıza, gerçeklerimize kim ipotek koymak istiyor ve neden? Bazı zamanlar öyle anlar geliyor ki; pire resmen deve yapılıyor ve önüne içi boş ama lafla doldurulan büyük bir sunumu porsiyon diye sana yutturabiliyorlar. İnanın ben bunları daha yeni yeni anlamaya başladım. Tarihimizi mutlaka bunlardan kurtarmak gerek.

Evet, girişten sonra konumuza dönecek olursak şu anda kapitalizm rüzgarlarını güç kullanarak hakim kılmak isteyen bir zamanların kovboyları domuz sever yeni dünya düzeni kurucuları diye lanse edilen uzun bacaklı İngilizlerin kardeşleri olan ABD, sürekli olarak ülkelere göre politika geliştirip kendi isyanlarını insanlığa, “insansızlık” olarak zorla kabul ettirme hastalığından kurtulamayarak bir bela pisliği tarzında uygulamalarını sürdürüyor. Tarih içerisinde Osmanlı ile de siyasi ve askeri bir ilişkiye girilen tarihi bir olayı burada hatırlatmak boynumuzun borcu olsun. Bugüne kadar yıkılmaz armada olarak kabul gören ve propaganda ile böyle lanse edilen bir devlet sulara meydan okuyan titanik gibi göreceksiniz yeri gelecek ve okyanusun dibini boylayacak ona inanan ondan medet uman yandaşlarıyla beraber.

Edindiğim bilgileri sizlerle paylaşma bahtiyarlığımı burada dile getirirken 18.yy’da Osmanlı Akdeniz de İngiliz ve Fransız gemilerinden haraç alıyordu. Osmanlı’dan izinsiz burada hiçbir gemi dolaşamıyordu. ABD gâvurları da denizdeki Osmanlı varlığından yeni kuruldukları için bihaber idiler. Ama her şeyin bir ilki vardı ve tam 29 yıl boyunca ABD Osmanlıya haraç vermişti. Cezayirli Hasan Paşa domuz sever conileri hizaya getirince çıkmaza giren ABD vergi ödemeyi kabul etmişti.22 Maddelik üstelik Osmanlı Türkçesiyle yazılan bu antlaşma maddelerini sizler resmi tarihin satır aralarında dahi olsa hiç rastladınız mı? Osmanlı ABD’yi haraca bağladı ve tam 17 yıl boyunca 1795’ten itibaren vergi ödedi? Bu Amerikan emperyalizmine vurulan en büyük darbedir diye duydunuz mu resmi tarihin sayfalarında. Duymadınız ama eski çağ tarihinin çok tanrılı sapkınlarının kültürel birikimlerini büyük bir medeniyet eseri diye takdim edilip Türk gençliğinin kafası batıya endeksli kendi tarihine düşman hale getiriliyor ve Osmanlı tarihi sanki sadece Mehmet Vahdettin’den ibaretmiş gibi ifadelerle tüm bir camia yani geçmişimiz yani atalarımız uydurma hikâyelerle başından sonuna kadar ihanetler denizinde yüzdürülüyordu.

Şimdi günümüzde bilhassa Ortadoğu’da bize karşı sözde müttefik olmasına rağmen kendi menfaatleri için terör örgütü taşeronluğuna soyunması ve PKK’nın Suriye’deki kolu durumundaki YPG’yi binlerce TIR dolusu silahlarla donatması terör örgütü mensuplarını eğitmesi eceli gelen it cami duvarına pisler benzetmesiyle bu pislik domuz severlerin artık sonunun geldiğini ve Kapitalizmin bu en büyük temsilcisinin zulümle daha fazla egemen kalamayacağını göstermektedir.

Başta fitne olmak üzere insanlığın şuuruna ve milli davasına ne kadar aykırı uygulamalar varsa peşinen yüklenen bu kovboy sürüleri katliamlarıyla, ikiz kule yalanlarıyla, fesatlıklarıyla, bir ülkede terör ve anarşi faaliyetleriyle, haksız ve hukuk dışı uygulamalarıyla boy göstermiştir. Beyin olarak görev yapan siyonizmin üst aklı haçlı evangelist tutum ve yaklaşımla adeta dünyaya virüs ihraç eden ve suçsuz günahsız masumların kaderi üzerinde söz sahibi olan bir zorba olarak görülür. Bir Kızılderili atasözüne dahi konu olan bu yaklaşım ki;( bir suda iki balık kavga ediyorsa oradan az önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir) bu vahşi kapitalizm sürülerinin kanlı eylemleri ile nasıl bir belayı dünya’ya bulaştırdıklarına şahittir. Uzak doğu, Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar ve Keşmir hadiselerinde Afgan işgalinde, Vietnam’da vs. aktif rol alan Irak’ı bölüp parçalayan en son Türkiye’ye karşıda bile bile terör örgütü mensuplarını yeni bir ordu kuruyoruz sansasyonu ile silahlandıran binlerce TIR dolusu silahı gözünü kırpmadan Türkiye’ye karşı kullanılacağını bilmesine rağmen teslim eden bu adi eşkıyalar sürüsü yönetim zihniyeti, Afrin’de de atacağımız adımları gördüğünden beri işi yokuşa sürerek bizim aleyhimize her ne varsa uygulamaya koymuş ve resmen YPG üzerinden bize savaş ilan etmiştir. Yakın bir zamanda ÖSO ile beraber Afrine girecek olan birliklerimizi zorlu bir savaş beklemektedir. İnşallah bunu da alnımızın akıyla Rabbimin yardımıyla başarırız.

İslam dünyasının en büyük düşmanı ve kukla idarecilerinin baş tayincisi bu devlet uşak kapitalizm çirkefliği ile haksız hudutsuz kazanç ve menfaat peşinde. Vahşi kapitalizm baskıcılığı ve teknolojik üstünlüğüne güvenerek Ortadoğu’da teslim olmayan cetvelli çizimlerin Petro-dolar patron yöneticileri bunlara boyun eğmenin sıkıntısını onursuzlukla yaşarlarken, başkasına bağımlı olmanın ezikliğini kendi halklarına uyguladıkları despotizmle kapatmaya çalıştılar. En son örneği Basiretsiz Vehhabi- Suudi ailesinde görüldü ve 32 ‘lik veliaht bozuntusu Saddamvari baskıcı faşizmle kendi aile yakınlarından ve yakın çevrelerinden olan Kraliyet aile mensuplarını birer birer tasfiye etti. Bunu kim istedi? Tabiki ağababaları olan ABD.

Güç kullanarak insanları susturacağını zanneden bu modern zorbalar yakın bir zamanda zulümleri altında boğulacaklardır. Ahlaken çökmüş hukuken hala siyah beyaz ırk ayrımcılığı peşinde milyon dolarlarla dışa karşı bilhassa Çin’e karşı borçlanmış olan bu karanlık devlet yarın tarihin çöplüğünde yerini alınca asla iyi şekilde anılmayacak ve hak ettiği kirlilik cehenneminde narına kavuşacaktır. Tamamen antik romanın zorba maskesini takan bu domuz sever sürü mensupları haksızlıkların ve guentanamo’da işkenceye tabi tutulan mağdurlarının beddualarıyla hem de gürültülü bir şekilde çok ses getirerek kendi çöplüğüne gark olacaktır. Zulmü büyüklük olarak gören ve haksızlıkta sınır tanımayan uygulamalarıyla dikkat çeken sığır çobanları ve yandaşları elbette kendi akıttıkları kanlarında boğulacaklar buna yürekten inanıyorum. Tükeniş sendromu hemen her fırsatta görüldüğünden bunu bastırmak için duygusal platformda çift baskı kullanmayı seçiyorlar. Yani hem içerdeki işbirlikçilerini kullanıyorlar hem de dışarıdan kendileri en iyi bildikleri kozlarını oynamayı marifet belliyorlar. Ama onlar bu güç savaşında dev bir anakonda yılanı olduklarından ne hukuksuzlukları artık prim yapacak ne zorbalıkları nede güç kullanmaları onları kurtaramayacaktır. Ve ben son söz olarak diyorum ki; Karun gibi, Firavun gibi, Nemrut gibi, Roma gibi, Ebu Cehil gibi geber git. Yanın yerden kalkmasın. Masumların bedduası, mazlumların mağduriyet duası seni yerle yeksan etsin inşallah.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık