• 15 Ağustos 2015, Cumartesi 0:00
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

ALINAMAYANLAR DERS OLUR

 (geçen ki yazımızın devamından bahisle)

Hayatın kamçıyla sızar derinden kanlar                                                                                                                                                   Senin büyük derdinden başkaları ne anlar?                                                                                                                                                        Vicdanını Paris’e Moskova’ya satanlar,                                                                                                                                         Küfür diye bakarlar, senin dualarına…

diyen kimdi biliyor musunuz? Nihal Atsız’dı bunu söyleyen. Ve söylediği içinde tabutluklara atılmıştı. Çünkü komünist düşünce her sahada her kılıkta, herkese her bir farkla yaklaşıyor, babayı oğula, kardeşi kardeşe, devleti halka, halkı millete ve değerlere düşman ediyor, din mefhumuna karşı çıkıyordu. Hani Bedir savaşında İnananlarla, küfürde direnenler farklı cephelerde yer almıştı ya, aynen öyle işte. Allah diyeni yallah diye hapislere yollayan zihniyetler, kadim kinlerini dinimize yoğunlaştırıp kökünü kazıma muradıyla halka yüklenmişler ve olmadık hile ve düzenbazlıklarla adeta kan kusturmuşlardı. Bugün PKK, ermeni ırkçıları, Kürtçü ırkçılar, bölücülük eyyamcıları, ve bilerek ya da bilmeden onların ekmeğine yağ bal sürenler el birliği etmişçesine, ülke kaos ortamına kendilerini memur ilan ettiler. Küçük çocukları sokağa mahkûm edenler kan üzerinden kimlik inşasına soyunup güya hak ve özgürlük savaşçısı oldular. 

Benimde tasvip etmediğim birçok uygulama var kendi adıma. Fakat ülkemin de göz göre bu tür entrikaların içerisine çekilmesine asla razı olamam. Biz bu ülkeyi yaban da bulmadık. İslam kanı Müslüman Türk kanı döktük almak/kurmak ve hür yaşamak için. Üç buçuk serseri gelecek bana, benim ülkem de dış güçlerin yardımıyla bölücülük taslayacak! Yok, öyle yağma. Aklı başında hiçbir kul buna rıza vermez/vermemeli.

Meseleler oturup konuşmak ve tartışmakla aşılır. Ama hala bu kafa o kafa olarak devam edecekse ki; öyle ne yazık ki, bugünkü muhalefet anlayışından da bir yere varılamaz. Bu nedenle muhalefetin en az iktidar kadar cesur ve dirayetli ve çözüm üretici konumu yakalaması gerekir. Aksi halde niye bu köprüyü yaptın? Niye bu hava alanını inşa ediyorsun kabilinden saçma sapan sorular sorarak muhalefet olunmaz/olamazsın. Türkiye gerçeği, kendi gerçeğimizdir. Sen bu gerçeği anlamadıysan, bu halkın ne istediğini anlayamadıysan, o halde ne şiirden ne edebiyattan ne şairden ne sanattan, ne de yedi güzel adamdan anlarsın? Ne de kendi kendini anlarsın? Öylesine bir hayatın içinde yuvarlana yuvarlana gidersin, bilemem nereye gidersin. Allah bilir…

Son günlerde iyice azgınlaşan terör boyutu insanımızı elbette derinden düşündürmektedir. Artan olaylar, askerimize polisimize tüm güvenlik kuvvetlerimize yönelik kalleşçe saldırılar masumların ocaklarına ateş düşürmekte, her gün şehit haberleri yürekler dağlanmaktadır.

Bunları sürekli söylüyor ve her defasında tekrar ediyoruz. Devlet vatandaşını korumakla mükelleftir. Devletin asli görevi kim cana mala kastediyor, huzuru bozuyorsa, bireysel ya da örgütlü eylem olarak ortalığı kan gölüne döndürmek daha doğrusu yakıp yıkmak ve kötü bir emele hizmet eden için bu millete kan kusturmaya çalışıyorsa, bunun güvenliğini sağlamak devletin ve güvenlik birimlerinin görevidir. İstihbarat teşkilatının görevidir. Geçen gün medyaya taşınan bir haberde terör nedeniyle(pekakanın) saldırılarından dolayı baraj inşaatı durdu diye yazıldı. Olacak şey mi bu? Bu kadar güç kudret sahibi bir ülke barajını fabrikasını kamu binalarını koruyamayacakmı? Böyle bir haber inanın kanıma dokundu. Biz yedi düvele karşı omuz omuza mücadele verirken elimizde imandan başka silah, kardeşlikten başka dostluğumuz, ülkemizden başka ortak bir düşüncemiz yoktu. Terör ne kadar azgın ve canavar halini alırsa alsın, burada vefat etmiş rahmetli Süleyman Demirel’in bir sözünü kaynak alarak söylüyorum. Devletekafasını çarpanın kafası yarılmalı ”derim. Kim ki milli birliğimize kast eder, hain emeller besler kökü bilmem nereden gelirse gelsin, güvenlik kuvvetlerimize silah çekenlere haddi bildirmeli. Teröre karşı merhametli davranılmaz. Hangi amaç uğrunda belli olmayan bir hayat için ölümü göze alan dağdaki hainler ve onların içerdeki kafası gözü sarılı elinde Molotof, bacağında anasının şalvarıyla saldırgan ve ölüm kusan makineler haline getirilmiş güruhuna karşı yapılacak tek şey, bu olağan durum karşısında şeffaf olma halini bırakıp, iç güvenlik yasasıgereği sokak hareketlerine kim katılıyorsa kim karanlık gölgelere karışıp ihanette sınır tanımıyorsa gördüğü hak ettiği muameleye tabi tutulmalı ve derhal haddi bildirilmelidir. Bugüne kadar her şeyi olgunlukla karşılayıp, suskunmuşuz gibi durmamız hem içerdeki hem meclisteki uzantılarının mide bulandıran sözleriyle, bizlerin sınırlarını zorlamıştır. Kafasına bölünmeyi koyan, kardeşçe yaşam tarzı yerine isteklerini kabul ettirmek için terörü tek seçenek haline getiren ve bunu da şimdilerde artarak devam ettirenlere karşı yapılacak tek seçenek, gerekeniyapmaktır. Terörün hamileri ülkelerin durumlarını uygulamalarını izliyoruz. Elini teslim olmak için kaldırmasına rağmen göz göre polis kurşununa hedef olan zenciler hangi ülkenin vatandaşı. Ya da şöyle sorayım. Bugün şu an bizim karşı karşıya kaldığımız terör Avrupa’nınAlmanya’sında ya da sahtekârAmerika’da olsa nasıl bir tedbir alırlar? Sorarımsize. Fransa ne yaptı? Adice yayınlar yapan Charlie Hepdo olayı bahanesiyle tüm dünyayı ayağına çağırdı. Terör kendi ülkelerine sıçrayınca nasılda ayağına diken batmış şey… Gibi, zıplıyorlar. Ama Müslüman bir toplumda terör var mı, umurlarındadeğil. Hristiyan oldu mu değişir.

Öyleyse; Bu topraklarda yaşayan bizler, her ne pahasına olursa olsun birliğimizi dirliğimizi korumak zorundayız. İnsana yolculuk yapmayan bir ideal, bir düşünce asla ayakta kalamaz. Zor ve baskı kullanarak ta hiçbir yere varılmaz. Bu böyle biline. Haydi, büyük Türkiye için birliğe diyorum. Eğer teröre karşı iseler ki medya araçlığıyla da anlıyoruz, bilhassa terörden çok çekmiş ve bu ülkeye bu insanlara bin yıldır kültürel bağla bağlı olan Kürt kardeşler, ZazalarÇerkezler, Boşnaklar, Pomaklar onlarında seslerini bulundukları yerde daha gür çıkarmalıdırlar. Birlikte çıkan ses, birlik ve kardeşliğin sigortası ve senfonisidir. Sezai Karakoç’un dediği gibi: ”İnsanlığın sonu, daha büyük ve ebedi bir insanlığa dönüşmektir, toza toprağa dönüşmek değil.”…Sarkaç gibi gel- gitleri oynayacağımıza, duracağımız yeri iyi bilelim, diyorum. Sağlıcakla kalın.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık