• 21 Ocak 2015, Çarşamba 8:30
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

AKLA ZARAR ŞEYLER

İnsan bazen değil,her zaman düşünmeli. Meselâ plânlama yapmalı. Ahmet Haşim “ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden” demiş ya, İşte öyle bir şey. Bizde kendimiz ve geleceğimiz için, ağır ağır aheste aheste yapacağımız işlerin yol haritasını plânlamalı ve uygulayarak hizmete sunmalıyız.

 Hizmete sunmazsak ne olur? Şu olur kanaatimce. Markete gidersin alışverişini yaparsın. Bir yığın kalabalık var. Bir de bakmışsın kasaların birinde “Hizmet Veremiyorum”yazılı. Gel de buna kızma. Bu kadar adam keyfine bekletilir mi? Sorumlu kim? Vatandaş niye mağdur edilir, dersin başlar homurtular, ha bu arada bir de bakmışsın aheste aheste yürüyen güzel gelir oturur kasaya,”buyurun yardımcı olalım” Sanki mübarek çıtkırıldım helvası. Bir Lâ havle çeker ve oradan tövbe ederek ayrılırsın. Yani vesselâm, hizmete sunmayı geciktirmek işte böyle bir şey. Şekil A’da olduğu gibi.

Yâ ben, aslında sözü İran’a getirecektim toparlayamadım. Bakın neydi ya! ,ha, tamam tamam hatırladım. İran, efendim uzaya tekrar bir maymun daha göndermiş. Bu ikincisi falanmış. Geriye kaç maymun kaldı. Bir maymun. Onuda gönderince ne olacak? Tabi İran her zaman olduğu gibi üç maymunları oynayacak. Yakışır haspama derler ya, Valla cuk oturdu işte. Yeni yönetimle beraber, İran; Zahiren dış düşmanı, dâhilen menfaat gardaşı rolünü değiştirmemiştir. Bakmayın siz: Ahmedinecat dönemindeki afra tafralara. İkisi de birbirine çalım sattı. Herif gitti Venezüellalının cenazesinde herifin ela gözünden öpüp saygı temennâsını çaktı. Sırf gösteriş olsun diye. Şimdi yönetim ise: İsrail’e karşı küçük bir ego gösterisi yapıp elini uzattı. Yani eller karşılıklı uzandı. Dostlar alışverişte görsün. Peki, neyi görsün. Bunların gerçek yüzlerini görmeyi. Rabbimden dileğim: İnananların gerçek bir anlayış ve zihniyet tekâmülüne erip, yaşadıkları akıl tutulmasından hızla uzaklaşarak gerçek İslâm kardeşliğinin şerefine nail olup, bu gösteriş budalalarına meydanı bırakmamaları. Âmin diyorum. Âmin…

İşte bakın laf lafı açıyor derler ya nasıl da doğru; Efendim, bilhassa; eskiden şöyle geriye doğru geçmişe bir yaslandığınızda göreceksiniz ki; bizimkilerde ne zaman bir seçim/ meçim havası/davası olsa hemen amerikanya’ya demir atarlardı, doğrumu? Doğru. Yani: “Sağdan, soldan biz geçtik bu yoldan” hiç fark etmiyordu. Kim giderse gitsin, değişen bir şey de olmuyordu. Diyeceğim o ki; gidenler hemen teamüllere uyuverir. Uyu uyu yat uyu moduna girer,amerikanya başkanlarının huzurunda süklüm püklüm olurlardı.. Kim giderse gitsin, oranın havasını ve suyunu aldıktan sonra heriflere bir şeyler oluyor. Solcu sağcı yolcu birbirine karışıyor. Bilmem ki: Bizimkilere Mandrake büyüsü yapıyorlardı ellam. Adamlar kendilerini büyük gösterip büyük ata oynadıkları için, bizimkilerde kendilerine sunulan reçetelere uygun olarak ağabeylerinin yanında saygıda kusur etmiyorlar. “Al gülüm ver gülüm. Oynayalım der gülüm. Yapıyorlardı.”Haydi hayırlısı. Bereket ki; şu son on yılda kendimize geldik de, kim olduğumuzu hatırlayarak artık  “bizde varız bu coğrafyada” diyebiliyor ve sesimizi yükseltebiliyoruz.

Ha unutmadan söze devam. Bu Amerikalılar var ya: İşte bu Amerikalılar kendi başkanlarını sevmiyorlarmış. Daha doğrusu güvenmiyorlarmış. Kime güvenmiyorlarmış: MR: OBAMARİKA’ya: Hem de ne oran da biliyor musunuz TV’den öğrendim.% 56.Halkın bu kadarı kendi başkanlarına güven(e)miyor: İyide seçen siz değilmisiniz? Pekiy kendi başkanlarına güvenmeyen bir ülkeden dünya devleti olur mu? Başkanları güvenli olmayan bir ülkenin insanlarına güvenilir mi? Soruyorum sizlere cevabını avucunuza yazın:

Güvenemem Obamaya Mişele                                                                                                                                                 Bostana tavuk girmiş oğlum kişele                                                                                                          Yenidünya düzeni diye yakıldı meşale                                                                                                                                   Her boyaya boyandık, kaldık fıstık yeşile. 

Seçildiği zaman dünya zil takıp oynamıştı. Ya bizimkiler onlarda Kraldan çok Kralcı kesilmişlerdi. Alın sizin olsun. Bize ne Obama ne de Mişel lazım. Bize kendimiz lazım, kendimiz. Ve yetecek kadar da var. Ama kullanmayı bilene.

Meselâ benim kendi görüşüm derim ki: Bu ülke de insanlar eşit, özgür, insan haklarına saygılı ve uygun, hukukun üstünlüğünden de öte, onun üstünde olan bir insan hak ve hukukuna sahip olması. Yani merkeze insan konması ve insana hizmetin asıl olması. Herkese bu çerçevede yaklaşan bir anlayışın ”insanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışının zarar vermeyeceğini düşünüyorum. Ama insanı zehirleyen zararlı akım ve fikirlerinde savunulurken insanlara topluma geleceğe inançlara yönelik zarar vermemesi ve şiddete yönelmemesi isteğimdir. Meselâ Şeyh Bedrettin ayaklanması gibi. Yıkıcı eylemlere ve bugün olduğu gibi Pkk’nın yıkıcı ve bölücü eylemlere kalkışması gibi, durumlarda bu eylemler, asla demokratik haklar olarak düşünülmemeli ve görülmemeli diyorum.

Ancak büyük bir parantez daha açarak söylüyorum ki; Din gibi kutsal değerlere karşı ki; bilhassa dünya coğrafyasında şu anda İslâm’a karşı adı konulmamış bir üçüncü dünya savaşının eşiğinde demeyim resmen içinde olduğumuzu belirterek Türkiye’mizi bu minvalde açık düşürmeye hatta küçük düşürmeye, ekonomisi coğrafi kimliği kültürel özellikleri askeri gelişmişlikleri gibi birçok alanda; sırf menfi propagandalarla karalama kampanyaları yürütülmekte, ayağa kalkan ve kendi dinamiklerini keşfeden bu ülkeye karşı başta İngiliz gazeteleri olmak üzere teyakkuza geçerek bir islâmafobi kampanyası yürüterek kendilerinin caniliklerini ve katliamcı kimliklerini örtbas etmek ve Türkiye üzerinden İslâm coğrafyası ile hesaplaşmak istemektedirler. Adi Fransızın adi dergisi Bizim peygamberimize hakaret edecek, içerdeki sütlaç beyinli piyonlarda buna alkış tutarak”efendim basın özgürlüğü”falan safsatasına bürünecekler. Yok, öyle yağma. Bunun adı özgürlük değil, düpedüz İslâm düşmanlığı.

Ey inanan insan. Bakın çok akla ziyan haller oluyor. Ehli küfür kalemiyle topuyla tüfeğiyle karşımızda. Bu kale düşmesin. Sakın politik hizipleşmelerin tesirli şovuyla hareket edip gâvurun ekmeğine yağ sürme. Gün birlik ve dirlik zamanı. Şeyh Edebali’nin dediğini unutma. ‘’Allah bizimledir.

Evet, dostlar bir de bu yerin altı var, değil mi?. Sana hangi partiliydin diye sormayacaklar.Allah için,vatan için,millet için din diyanet için neler yaptın bir düşün bakalım,muhaseben önce kendinle olsun…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık