• 24 Aralık 2014, Çarşamba 8:25
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

AH GENÇLİK

Okuldan çıktıktan sonra ağır ama kendinden emin adımlarla eve doğru ahestevari yürürken yolum her zaman olduğu gibi saraybosna parkından geçer. Yaklaşık bir kaç ay öncesinde havaların arada bir, biraz da akdeniz iklimini çakma olarak taşıması sonucu, mevsim görüntülerinin tersine, ısının yükselmesi ile kendini parka atanların içerisinde bulunan bazı gençlerin, kendimce hoş olmayan görüntülerini her gördüğümde içimde değişik fırtınalar oluşur. Bunun yanında, ailelerinde arada bir bulutların arasında körebe oynayan güneşten istifade etmeye çalıştıklarını da bilmekte ve ailelere rağmen; neden genç kuşakların sahip olduğumuz değer yargılarına bakar kör kaldıklarını bir türlü anlayamıyorum. Ben gençlerin; sere serpe yerlere kendilerini yaygı gibi yaymalarına ve umursuz bir haleti ruhiye içerisinde sadece kendi dünyevi havalarına göre hareket etmelerine olumlu bakamıyorum. Bana göre uygun olmayan bazı görüntülerin çevre kirliliğine yol açtığını da söyleyebilirim. Gerçi bana bu ifadelerimden dolayı mırın kırın edenler olsa da, Asım’ın nesli böyle olmamalıydı diyorum. Peki, ev sahibi suçlu da, hırsızın kabahati yok mu? Elbette var. Ortada bir sistem varsa ve sen bu sistemin huzur getireceğini iddia ediyor ve reddi miras yaparak kendinle barışık olmayan başka bir sistemin gönüllü argümanı oluyorsan, şikâyetçi olmaya da hakkımız olmasa gerek… İsterseniz konunun direkt bir eğitim politikası ile alakalı olduğunu belirtip konuya şöyle bir yaklaşımda bulunayım: Şöyle ki;

Atılan imza, kalbi bir mühür taşımıyorsa anlamı yoktur.

Söz verdiğimiz duruşlarımıza/imzalarımıza asalet kazandıran da, değer ihtiva eden de kalbi bir mühür tasdikidir. İşte O’ gerçek bir süslemedir/taçlandırmadır/sorgucunda taşımadır/baş tacıdır. Yani verdiğin sözün resmi bir tasdikidir.  Efendim: Beni bana/beni kendime/seni bana/seni sana/ herkesi birbirine sanki sanal düşman belleyen, kendiyle barışık ortamı kendi kimliğinde gösteremeyen, ve benim zamanımda “uyu uyu yat uyu” cümleleriyle büyüyen/yetişen bir neslin kendisine veyahut evladi iyaline/ kendi değerlerine sahip çıkma konusunda ruhsal bir ikilemi yaşayan/yaşatan bir eğitim sistemi: ne kadar faydalı/değerli/kültürel bir taşıyıcı ya da misyon sahibi olur. Buram buram batının bâtıl aktüalitesinde/düşünce tarzında insanların kalplerini/kafalarını batının laik ahlâk öğretilerinin ve kapitalizmin kirli halleriyle dolduranlar, dünyevi telâşesin de insanların ruh depresyonuna girmesine vesile olanlar için; nasıl bir kimlikten bahsedilebilinir? Bunlar nasıl bir ruh halidir ki, ne kendiyle hemfikir olabiliyor ne de paydaşlarıyla. Bilhassa kendisiyle paydaş kuramayan bir fikrin kendine/kendi dünyasında yaşayanlarla kime ne faydası olabilir? Hatta kendi coğrafyasıyla gardaş olabilir mi? Hasoyu, memoyu, mervanı, ayşeyi, fatımayı, zehrayı, hasan, hüseyini, zeynel abidini tanıması mümkün mü? Biz kendimizi doyurdukta el âlemin bilmem nerelilerini mi besleyeceğiz? Diyemezsiniz çünkü:”Biz dünyanın hangi coğrafyasında yaşarsa yaşasın “Müslümanlar kardeştir”düsturuna sahibiz. Ve bizim gerçek kimliğimizin özü budur. Bu kimliğin içerisinde yukarıda isimlerin yazdığım ve yazamadığım herkes vardır. İşte bu yüksek frekanstır.  Yani duyarlılıktır. Asla alınganlık değildir. Bende bu yüzden, eğer buluttan nem kapıyorsam ve söylenilen bir söze tepki veriyorsam “yaram olmasa bile” acaba! yı asla ihmal etmedim. Bu acaba her daim bende din kardeşi olarak bildiğimiz tüm herkesi kapsama alanıma almıştır. Bana ne diyemiyorum kısaca.” Bir eğitim sistemi ki, bana beni kazandıran ruh halinden yoksunsa orada yükselme değil düşüş vardır. “Kendime kuramadığım bir kalpte başkalarına yer açabilir miyim? Kendine yetişemeyen bir adam başkasına yetişebilir mi? Hızır olabilir mi? Kendine yetmeyen bir derman başkasına harman olabilir mi? Kutlarım hâlâ bu çerçevede vatan millet sakarya nutukları atanları, kendi kardeşliklerini toplumda tesis edemeyenlere kucak dolusu selamlar, diyorum.!!!! O gençlere derim ki; yarının geleceği ve gençleri olarak lütfen “ değer nedir? kültür nedir? ahlak nedir? yozlaşma nedir? kamu vicdanı nedir? din nedir? Bunların yüksek manalarını anlamak ve kimliksiz dolaşan yurtsuzlar durumuna düşmemek gerekir. Eğer gerçek manada bu kavramların değerini bilmiş/anlamış olsaydınız, düşüncenizde, fikrinizde, yaşantınızda, kısaca hayatınızın her safhasında tutarlı /duygulu/dengeli bir kişilik olur, sadece kendimizi değil dünyanın diğer coğrafyasındaki Müslüman kardeşleri değil, tüm insanlığın reçetesi olacak argümanları geliştirmeye de ön ayak olur ve gençliğin başıboşluk demek olmadığını anlardınız. Bizim aradığımız ve özlediğimiz gençlik buydu… Ama dediğim gibi ne ekersen onu biçersin işte. Sistem neyse çarkta öyle dönüyor. Kurbanları da masum gençler maalesef ve kaybolan ebedi bir hayat… İslâm kardeşliğinin mührünü kalbine vuranlara, yüreğindeki esintileri paylaşıp kardeşliğe kucak açanlara, sevgiyi ilmek ilmek dokuyanlara selâm olsun. Neslimizin birbirinden kopmadan sağlam bir köprü oluşturması ve bizi kendi geçmişimize yolculuk yaptırıp gerçek değerlerimizle tanıştırıp kendimize sahip çıkılması ve tanınması konusunda tutarlılık sağlayan bir uygulamayı/yaklaşımı yani okullarda kısaca  “Osmanlıca “öğrenilmesini /okutulmasını sağlayan bir uygulamayı yürekten destekliyor ve böyle bir kararı alanları cesaretlerinden dolayı kutluyor ve başarılar diliyorum. Herkese hayırlı olsun.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık