• 06 Şubat 2019, Çarşamba 8:28
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

2.YARIYIL BAŞLADI

Yaklaşık bir aylık aradan sonra yeniden siz kıymetli okuyucularıma tekrar merhaba demek istiyor sizleri Rabbimin selamıyla selamlıyorum. Bu süre okuldaki işlerin yoğunluğundan ve birazda dinlenme ihtiyacından kaynaklandı lakin aklım yine de kendi şartlarımızda bu köşede bir şeyler verebilme arzusundan kısada olsa mahrum olmanın üzüntüsüyle geçti. Tabi her insanın, her bedenin aslında bedenen ve ruhen mutlaka dinlenme hakkı olmalı ki; yoğunluğu ve diğer çalışmaları normal bir şekilde kıvamında yürütebilsin.

Bir öğretmen olarak;  okulların 4 Şubatta 2.döneme yeniden merhaba diyeceği zamanı ve yeniden o cıvıltıları yaşayacağımızı yüreğimde devamlı hissettiğimden bu yeni başlangıç için bende ele alacağım yazımı eğitim amaçlı hazırlamak istedim.

Bu konuda bu köşemde sanırım dört yıldır yayınladığım yazıların çoğunluğu olmasa da eğitime parmak basan yazılara yer verdim. Çünkü hepimiz hayat boyu öğrenci değil miyiz? Bu konuyu sürekli işlemek sürekli vurgu yapmak gerekiyor. Eğitim bir toplumun iç ve dış görünen yüzü, toplumun aynasıdır. Öyleyse şu haberleri izlerken belki biraz abartıyor olabilirim ama yüzümüz kızarmadan haberlerin izlenmesi ve toplumsal muvaffakiyetlerin başarıların hamlelerin insanı gururlandırması gerekir diye düşünüyorum.

Ben kendi çerçevemden böyle bakmak istiyorum.82 Milyon olmuş nüfusumuzun her birinin ayrı ayrı düşünce fikriyat bakış açısı farklı değerlendirme yaklaşımları elbette vardır ve olmalıdır da ama göz göre de; bir sapkınlığını ballandıra ballandıra hemde Prof unvanlı birisinin kendi çişini yemesini övünmesini de Türk toplumunun bir ferdi olarak hem bir öğretmen olarak yadırgıyor bu tür rezaletlerin toplumun yüz karası olduğunu ve böyle bir cümleyi hiç okul mektep yüzü görmemiş bir insanın dahi yapamayacağını en azından ayıplanacağını düşündüğünü belirtmek istiyorum. Lakin çağdaş cühela dediğimiz bu avane takımı bu toplumu sadece kendi süfli emellerine takıntılı hale getirmek ve sürüklemek istediklerinden her rezilliği övünerek ifşa ediyorlar ve bunda da utanmazlık duygusu taşımıyorlar.

Yıllardır eğitim sistemimizde hastalık haline gelmiş akımları doğrudur diye sundular. Tek tip anlayışla ve ezberci sürekli tekrar ettirilen sloganlarla bir yerlere varmak ne mümkün? Bir binanın temeli sağlam temeller üzerine oturmamışsa bu binanın ayakta kalması ve kendini koruması yaşaması mümkün olabilir mi? Her yeni gelen siyasi temayüllerin kendi anlayışlarına göre oturtmaya ve uygulamaya çalıştıkları sistemle yazboz tahtasına dönen eğitim anlayışı köklü bir uygulama alanı olmaktan ziyade durumu geçiştirmeye yönelik politik uygulamalardır. Liyakatin gözetilmediği ve üretkenlikten ziyade idare et gitsin denilen arpalıkların tevdi edildiği dönemler daha dün denilecek kadar kapımızdaydı. Peki, şimdi her şey güllük gülistanlık mıdır? Tabii ki hayır.

Henüz daha bir sistemin işleyişi, nasıl olabileceği, daha doğrusu uygulanabilirliği hakkında sistemli ve sağlam bir adım atılmış değildir.Evvela bizim bu meyanda değerlerimizin neler olduğu belli değildir.Toplumumuzda  yıllardır uygulana gelen ve adına çağdaş değerler denilen laik eğitim anlayışının bugünkü versiyonlarını ve türevlerini hepimiz yaşıyor ve görüyoruz.Ailenin yok edildiği Türk Seciye ve Ahlakının norm dışı görüldüğü adeta dışlandığı ve yok sayıldığı hallerle her şeyi al aşağı edilen ve Avrupa kompleksine mağdur edilen Türk toplumu kendini kaybeden değerleri ile küçüle küçüle artık kimliğini bile tanıyamaz duruma geldi/getirildi.

Biz bunlara layık biri olmamalıydık. Bizim Dünyayı aydınlatan kendi ışığımız kendi medeniyet iklimimiz var iken bunları yok sayarak kendimizi inkâra yeltenmemiz daha kaç yüz yıl daha kaybettirecektir bizlere?

Hangi dünya ülkesinde; kendini, neslini, yazısını, medeniyet anlayışını, kültürünü inkâra yeltenen ve dogmalarla hareket eden başka bir millet vardır?

Hangi dünya ülkesinde atalarına söven sayan barışık olmayan ve onları tanımayan, başkalarının anlatımıyla yazılanlara inandırılan bir başka ülke vardır?

Hangi dünya ülkesinde eğitimin ideolojik bir araç haline getirildiği ve sloganlarla konuşturulduğu bir başka ülke vardır?

Kendi milli bir eğitim sistemi olmayan ve her gelen iktidarın oynadığı beyin yıkama hadisesine seyirci kalınan ve kangren bir yapıya dönüştürülen bir sistemde ekilen başakların verdiği ürünler ne kadar faydalıdır?

Beyin yıkama ve ikna odaları ile eğitimi yakalamaya çalışan bir anlayışla; insanın dış yüzüne bakılan iç dünyası yok sayılan ve benim gibi düşünmüyor diye rencide edilen bir toplumsal yapıda, iç huzuru ve barışı sağlamak ve ileriye yönelmek, sağlam adımlar atmak mümkün mü?

Toplumsal değerlerimizi ayağa kaldıracak toplumumuzun dinamizminin fitilini ateşleyecek, insanımıza insanlık değerlerini ön plana çıkartacak ve liyakate önem verilecek bir ahlaki versiyonu öne çıkarmak zorundayız.

Öğretmen yetiştirme sistemimizde ahlak ve manevi değerleri yansıyan/yansıtan ışığımızı, beyin ve kalplerine güneş gibi nakşeden bireylere, kırk yıl köle olma/olabilme anlayışıyla bu tutkuya aşk ile bağlı olanları hayat motifimize işlemeliyiz. Ruhunu aydınlatmayan bir bireyin etrafına yansıması silik bir gölge gibidir.

Ahlak ve Maneviyat ışığı dalga dalga yayılmadıkça, insanı içten ve ruhundan yakalayamayan değerler çizgisinde buluşulmadıkça, sadece görüntüyü kurtarmaya yönelik işlevlerle geleceği kurtarmak mümkün değildir. Hayatımızı kurtarmak ve ebediyen yaşamak istiyorsak beşikten mezara kadar oku emrine ve gayesine ufuk olmalıyız. Açmayan/açamayan çiçek kendine yüktür.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık