• 15 Mart 2015, Pazar 0:00
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Şehitlik ve Gazilik

İnsan çalışarak pek çok rütbe ve ünvanlar elde edebilir. Şehitlik ve gazilik rütbesi ise, hayat karşılığında elde edilmekte ve inanç sayesinde kazanılmaktadır. Bu bakımdan rütbelerin en üstünü hiç şüphe yok ki şehitlik ve gaziliktir. Şehitlik mertebesine yükselmek hem Cenab-ı Hak katında, hem de halk yanında büyük bir şereftir.

Şehit, Allah’ın huzurunda diri olarak hazır bulunup, nimetlere erişeceği ve cennete gireceğine şahit olunacağı için bu adı almıştır.

Gazi ise, Allah yolunda ve vatan uğrunda savaştığı ve şehit olmayı arzu ettiği halde ölmeyip, sağ kalan kimseye verilen addır. Gazi de şehit olmak ve bu mertebeye yükselmek için savaştığından dolayı o da şehitler derecesinde kabul edilmiştir. Bu konuda sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır; “Bir kimse Allah yolunda şehit olmayı can-u gönülden isterse, yatağında ölse bile, Allah onu şehitler derecesine ulaştırır”([1])

Cenab-ı Hak, şehitlerin ölü değil, diri olduklarını ve O’nun tarafından rızıklandırıldıklarını bildiriyor. İnsan, ölmekle bu mertebeye yükseldiği halde, Yüce Allah, onların ölü değil, bizim anlayamadığımız bir hayat ile diri olduklarını bildiriyor ve şöyle buyuruyor:

“Allah yolunda öldürülenlere (şehitlere) ölüler demeyin. Hayır onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz”([2])

“Allah yolunda öldürülenleri (şehitleri) sakın ölü sanma. Bilakis onlar diridirler. Rableri katında, Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşmayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler”.([3])

Sevgili Peygamberimiz şehitliğin derecesiyle ilgili olarak şöyle buyururlar:

“Hiç kimse cennete girdikten sonra –bütün dünyaya sahip olsa bile- tekrar dünyaya dönmek istemez. Yalnız şehitler erdikleri nimetler sebebiyle dünyaya dönüp on defa şehit olmayı arzu ederler.”([4])

Bizzat Peygamberimiz, bir defa değil birkaç defa şehit olmayı istemiş ve şöyle buyurmuştur:

“Ruhumu kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmemi, sonra tekrar dirilip savaşarak tekrar öldürülmemi, yine dirilip savaşta öldürülmemi arzu ederim.”([5])

Şehitlik Ruhu ve Vatan Sevgisi

Milletimizi zaferden zafere koşturan ve tarih sayfalarını kahramanlık destanları ile süsleten, Allah’ın  hak olan vadine ermek ve O’nun şehitler için hazırladığı mükafata mazhar olma arzu ve isteğidir.

 

İslâm ve müslümanlar için büyük bir felaket olan Haçlı ordularını, bu ruh ve heyecanla durdurmuş 1071 tarihinden itibaren Anadolu’yu Müslüman Türk’e anavatan yapmış, 1453’te İstanbul’un fethiyle Bizans İmparatorluğu’nu ortadan kaldırarak Orta Çağı kapatıp Yeni Çağı açmış, Çanakkale’de destan yazmış, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar Meydan Savaşı’nı kazanarak ülkeyi düşmandan temizlemiştir. Yakın tarihte yine bu ruh ile Mehmetçik Kıbrıs’ta savaşmış, soydaş ve kardeşlerini Yunan mezaliminden kurtarmıştır.

Vatan bir müslümanın her şeyidir. Çünkü din, namus, şeref ve bağımsızlık gibi kutsal değerler ancak vatan sayesinde korunabilir. Bunun için atalarımız, bu güzel vatan için her fedakârlıkta bulunmuşlar, kanlarını akıtarak onu düşmana teslim etmemişlerdir.

Şehitlik olmadan vatan olmaz. Bugün sahip olduğumuz bu cennet vatan, kahraman atalarımızın her karışını, kanları ile sulayarak bize emanet ettikleri topraklardır. Şair ne güzel söyler:

“Ecdadını zannetme asırlarca uyurdu.

Nereden bulacaktın o zaman eldeki yurdu”

Bir başka şair de şöyle der:

Dokuz yüz yıldan beri yaşamaktayız burada.

Milyonlarca can verdik sahip olduk bu yurda.

Pakistanlı şâir Muhammed İkbal der ki: Şafak yüz binlerce yıldız sönmeden sökmez” Gerçekten yüz binlerce yıldız sönmüş ve “Bir hilal uğruna Yâ Rab ne güneşler batıyor” sözünde olduğu gibi, bu vatanın bize hür ve bağımsız olarak emanet edilebilmesi için ne yiğitler seve seve ölüme gitmişlerdir. Bu şehitlerimiz bizden, bu aziz vatana sahip çıkmamızı, onları yâd etmemizi ve kendilerine fatiha göndermemizi beklerler. Mehmet Akif bu konuda şöyle der:

Gök kubbenin altında yatar al kan içinde,

Ey yolcu, şu topraklar için can veren erler.

Hakkın bu veli kulları taş türbeye girmez,

 Gufrana bürünmüş, yalnız fatiha bekler.([6])

Dipnotlar:

1- Müslim, İmâre, 156-157.

2- Bakara, 2/154.

3- Âl-i İmrân, 3/169-170.

4- Buhari, Cihad, 6.

5- Buhari, Cihad, 7.

6- a.g.e., s.485.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık