• 22 Haziran 2017, Perşembe 9:41
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

SADAKA-İ FITIR

Toplum varlığının sağlıklı bir şekilde sürebilmesi için toplumsal denge ve barışın bir şekilde sağlanması ve fertler arasında duygusal gerilime yol açabilecek etkenlerin giderilmesi şarttır. Bir toplumda zenginlerin ve fakirlerin bulunması doğaldır. Fakat doğal olmayan, bunların birbirlerinin haklarını gözetmemesi ve sosyoekonomik açıdan bu durumun toplumda gerilim ve gerginlik sebebi olmasıdır.

Kur’an-ı Kerim’de bu yönde yapılan düzenlemeler, âdeta böyle bir gerilimin potansiyel varlığını imâ edip, bunun engellenme ve giderilme yolları teşhis edilmektedir. Kur’an’da cennet ehli müttakiler tanıtılırken, onların dünyada güzel davranan kimseler olduğundan söz edilip    “… ve mallarında muhtaç ve mahrumların hakkı vardır.”(Zâriyât, 51/19.) buyrulur.

Allah Rasülü (sav)’in benzetmesinde, müslümanlar bir vücut bir bünye gibidir. Vücudun bir organı sızlayınca, bu sızıyı diğer organların duymaması mümkün değildir. Nasıl ki, bir bünyede mikroplara karşı kendini korumak için bir savunma mekanizması varsa, yine fiziki müdahalelere karşı organlar birbirinin yardımına koşuyorsa, toplum da aynen böyledir. Toplamsal bünye ayakta durabilmek için bu yardımlaşmayı yapmak zorundadır.

İslâm, toplumsal yardımlaşmayı sağlamak amacıyla bir takım mâli ibâdetleri emretmektedir. Bunlardan  biri de sadaka-ı fıtır veya kısaca fitre dediğimiz ibadettir.

Fitre dini bir terim olarak şöyle tanımlanabilir: Ramazan bayramına kavuşan ve temel ihtiyaçlarının dışında nisap miktarı mala sahip olan müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü oldukları mâli bir ibadettir.

Bireyin, fitre ile mükellef olması için öngörülen zenginlik ölçüsü yani nisap, zekatta aranan nisaptır. Ancak fitrede, zekatta öngörülen, malın artıcı olması ve üzerinden bir yıl geçmesi şartı aranmamaktadır. Fitre, Ramazan Bayramı’nın birinci günü tan yerinin ağarmasıyla vâcip olmakla birlikte, fakirlerin bayram ihtiyaçlarını karşılamaları için, Ramazan ayı içinde de verilebilir.

Fitre ile ilgili hadislerde, Hz. Peygamber (sav) zamanında bu mâli mükellefiyetin, hurma, buğday, arpa,kuru üzüm gibi o dönemin yaygın gıda maddelerinden belirli ölçülerde verildiği ifade edilmektedir. Fitrenin sayılan maddelerden belirlenmesi, o günkü toplumun ekonomik şartları ve beslenme alışkanlıklarından kaynaklanmaktadır. Hz. Peygamber (sav) ve sahabe dönemindeki uygulamalar dikkate alındığında, fitre miktarı ile, bir fakirin, içinde yaşadığı toplumdaki orta halli bir ailenin hayat standardına göre, bir günlük yiyeceğinin karşılanmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Buna göre günümüzde fitre miktarının belirlenmesinde, bir kişinin bir günlük normal gıda ihtiyacını karşılayacak miktarın ölçü alınması uygun olur. Nitekim, Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulunun kararı da bu doğrultudadır. Yine Din İşleri Yüksek Kurulu, asgari ücret, geçim standardı, gıda fiyatları gibi kriterler ile, bir kişinin bir günlük asgarî gıda ihtiyacını göz önünde bulundurarak, 2017 yılı için fitre miktarını asgari 16 TL. olarak belirlenmesine karar vermiştir. Maddi durumu iyi olanlar daha fazla da verebilirler.

Zekat verilen kimselere fitre de verilebilir. Kendilerine fitre verilemeyecek kişiler şunlardır: Dinen zengin sayılanlar, fitre yükümlüsünün eşi, ana-babası, dede ve nineleri, çocukları, torunları ve bakmakla yükümlü olduğu yakınları. Fitre verilirken, mükellefin bulunduğu yerdeki fakirlere, uzakta otursalar da fakir akrabalara, iyi ahlak sahibi ve geliri giderini karşılayamayanlara öncelik verilmelidir.

Bir hadisi şerifte fitrenin, oruçluları gereksiz ve çirkin sözlerinden, günahlarından arındırmak ve yoksullara gıda temini için emredildiği bildirilmektedir. İşte hadisten anlaşıldığına göre, fitre, oruç tutan müslümanın, oruçluya yakışmayan davranışlarla zedelenen ibadetinin eksikliklerini tamamlar, aynı zamanda yoksulların bayram sevincine katılmalarını sağlar.

Fitre, zekattan farklı olarak, geniş bir mükellef kitlesi tarafından yerine getirilir. Bu sayede her müslüman, yoksul din kardeşine mâli yardımda bulunmanın sevincini yaşar, devamlı bağış almanın ezikliğinden bir an için dahi olsa kurtulur. Ramazan boyu, tuttukları oruçlarla ruh yapıları güçlenen fakirler, maddi yönden de güç kazanarak zenginlerle birlikte ve aynı coşku ile bayrama iştirak ederler. Karşılıklı sevgi ve kardeşlik bağları pekişir, böylece topulumda kaynaşma, paylaşma ortamı oluşur.

Fitre yükümlülüğü, yüce Allah’ın, kişiye ve velayeti altındakilere canını bağışlamış olmasına karşılık bir şükran davranışı olmak üzere konmuş bir hükümdür. Bu sebeple fitre, Türkçe’de  “can, baş sadakası” diye de anılır. Ayrıca bu ibadet, o yılın oruç farizasını edâ edebilen müslüman bakımından, bunu nasip etmesinden ötürü Yüce Yaratanına şükürde bulunma anlamı da taşır.

Oruçlarımızın, fitrelerimizin ve diğer ibâdetlerimizin kabul olması dileğiyle…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık