• 06 Temmuz 2017, Perşembe 7:25
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

İSLAM?DA SOSYAL DAYANIŞMA VE VAKIFLAR(1)

İnsanlar hangi inanç sistemine bağlı olurlarsa olsunlar toplum içinde yaşamak zorundadırlar. Toplum halinde yaşadıkları için daima birbirlerine muhtaçtırlar. İnsanca yaşayabilmek, sağlıklı bir toplumun oluşması ile mümkün olduğu için insana değer veren İslamiyet, onu, kul olması bakımından hür ve eşit olarak yaratan Allah'tan başkasına kulluk yapmamaya çağırmıştır

Böylece, diğer insanların zulmünden ve fenalıklarından korumak suretiyle de insanın şahsiyetini korumaya çalışmıştır. Hatta kim olursa olsun, insanın içinde bulunduğu toplumda layık olduğu yere ulaşması yolunda hiçbir engel tanımamıştır. “Allah, adaleti, iyiliğin her türlüsünü ve yakınlarından başlamak üzere bütün topluma, hatta insanlığa yardım etmeyi emreder. Zinayı, kötülüğün her türlüsünü ve zulmü yasaklar.”(1)

 Bu emir ve yasaklar genelleştirilirse, sosyal dayanışmayı gerçekleştiren bütün unsurlar olarak karşımıza çıkarlar. Bütün insanları kardeş sayan İslâm Dini; onların arasında her türlü kötülük ve çirkinliği kaldırıp, iyilik ve güzelliği yaygın hale getirmek suretiyle Müslüman olmasalar bile, bu toplumun üyesi olarak sosyal barış ve huzur ortamı içinde yaşayarak, insanca yaşayışı onlarla birlikte paylaşmak isteyenlerin sayısını artırmayı hedef alır.

Bu sebeple toplumu bir bütün olarak kabul eden İslam, bu bütünlüğü sevgi, acıma, şefkat ve merhamet gibi insanî duygularla sağlayarak toplumun bütününe bu dayanışma, kaynaşma ruhunu yaygınlaştırıp bütün insanlığın lâyık oldukları ölçüde ve aynı seviyede yararlanmaları için gerekli tedbirlerin alınması yolunda da emir ve hükümler koymuştur.

Bu cümleden olmak üzere, zengin ile fakir arasındaki diyalogun kurulmasına yardımcı olan ve bu yolda zengine dînî bir sorumluluk yükleyen İslâmiyet, fakirlik ve yoksulluk gibi toplumların en yaygın hastalıklarını tedavi etmek için birçok müessesenin kurulmasını teşvik etmekle kalmamış bilakis emretmiştir.

İslâm Dini sosyal yardımlaşmaya büyük önem vermiş, öldükten sonra bile insanlara faydası dokunacak, kalıcı eserler bırakmayı teşvik etmiştir.(2) Her türlü yardımlaşmanın yaygınlaştığı toplumlarda, bunlara dayalı olarak yeni yeni müesseselerin doğması tabiidir. İslâm'daki vakıf müessesesi de böylece doğmuştur.

 Her sınıf insanın yararına olmak üzere tahsis olunan vakıflar, aynı zamanda toplumların, muhtaçlarına yönelik olduğu gibi, sosyal güvenlik ve sosyal sigortalan" niteliği taşımaları Vakıflar, insanların toplu olarak yaşadıkları köy, kasaba ve şehirler gibi yerleşme merkezlerinin teşkilatlanmasında önemli rol oynamışlardır. Böylece bu müesseseler toplumların oluşmasında da vesile teşkil etmişlerdir denilebilir.(3)          

Toplumun oluşmasına vesile olduğuna göre, o toplumun ayakta durması için de bir takım müesseseleri beraberinde getiren vakıfların, tahsis edildikleri bölgelerde yeni yerleşme merkezlerinin kuruluşu veya eski köylerin büyük şehirlere dönüşmeleri gibi önemli bir fonksiyonu da yerine getirmişlerdir.

Devlet, bu görevleri tek başına yüklenmekle beraber, daha toplumun oluşmaya başladığı ilk anlardan itibaren, devletin görevlerini hafifletici ve destekleyici müeesseseler doğmuştur.

 İslâm dünyasında günlük hayatla sıkı bir bağlılığı bulunan, sosyal yaşayış üzerinde derin etkiler yapan ve kurucuları tarafından dünya ve ahirette mutluluğa kavuşma, manevî ve sosyal mevkiini yükseltme, adını kendisi öldükten sonra da yaşatma, kıyamet günü için azık hazırlayıp Cehennem azabından korunma, Cennet nimetlerini elde etme ve mümkün olduğu ölçüde Allah'a yaklaşma gibi dînî, psikolojik ve sosyolojik düşünce ve niyetlerle kurulan vakıfların, toplumun sosyal dayanışmasını da temin eden kurumlar olduğunda şüphe yoktur.(4)

Bu durumda vakıfları, değerlendirdiğimizde, İslam toplumunda, halkın devlete olan desteğini hiç bir zorlama olmaksızın yerine getirdiği müesseseler olarak görmekteyiz. Aynı zamanda yalnız devlete desteği bakımından değil, zengin ve hâli vakti yerinde olan kimselerin halk içinde kazandıkları mevkilerini ve itibarlarını da korumak düşüncesiyle veya içinde yaşayıp sayesinde zengin oldukları topluma karşı bir vicdan borcunu yerine getirmek niyetiyle bu müesseseleri kurmuş olmaları, toplumda bu gibi, insanların birbirleri ile kaynaşmalarına da vesile olmuştur.

Dipnotlar:

1- Nahl, 16/90

2-Müslim, Vesiyye 14; Ebû Dâvud, Vasûyâ: 14; Ahmed b. Hanbel, II: 372

3-Doç. Dr. Mehmet ŞEKER; islâm'da Sosyal Dayanışma Müessese­leri; DIB Yayınları, Ankara 1991, S: 187 v.d.

4-Vakıflar Dergisi, C.19. S:21; Doç. Dr. Mehmet ŞEKER, a.g.e. S: 137


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık