• 25 Temmuz 2019, Perşembe 9:02
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Hac (1)

Hac, İslâm’ın beş esasından birisidir. Hem Mali ve hem de bedeni bir ibadettir.

Hac, hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur’an-ı Kerim ve sünnette bildirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de; “…Yolculuğa gücü yetenlerin haccetmeleri, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır…”(1)  buyrulmuştur.

Sevgili Peygamberimiz de, “İslâm beş temel üzerine kurulmuştur, bunlar: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kabe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.”(2) buyurmuşlardır.

Hac, bilindiği şekliyle Hz. İbrahim’e kadar uzanan bir ibadettir. Kur’an ve hadisler bize, Hz. İbrahim’in haccından, insanları hacca çağırmasından bahsetmekte,(3) Kâbe’nin ve hac menasikinin tarihçesine işaret etmektedir.

Dünya ve Ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine getirildiği zaman, Müslümanı günahlarından arındırır, onun Allah katındaki derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur, kişiyi ahlâken olgunlaştırır. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Kim Allah için hacceder de, kötü söz ve davranıştan sakınır ve günahlara sapmazsa – kul hakları hariç- annesinin onu dünyaya getirdiği günkü gibi günahlarından arınmış olarak döner.”(4)

Hacceden kimselerin Allah katındaki değerleri çok büyüktür. Bu sebeple Yüce Allah, onların içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez. Hz. Peygamber (s.a.v.): Haccedenler ve Umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. Kendilerine dua ederlerse, dualarını kabul eder, bağışlanma dilerlerse onları bağışlar”(5) buyurmuşlardır.

Allah’ın emrettiği her şeyde şüphesiz insanlar için maddi ve manevi pek çok hikmetler vardır. Bu şaşmaz gerçeğe göre haccın da pek çok hikmetleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:

Hac, müminin hem malı, hem bedeniyle ifâ ettiği bir ibadet şekli olup, tümüyle Allah’a teslimiyetin ifadesi, bireysel planda da nefsî bir eğitimdir. Zorluklara, sıkıntılara göğüs germe, fedakârlık, paylaşma, yardımlaşma ve kardeşlik duygularının gelişimi ve öğretimidir. Hac, gerçek eşitlik yansımasıdır. Aynı giysiler; bunun çarpıcı sembolüdür. Hac tam anlamıyla bir yola çıkıştır; belirli bir zamanda bir noktadan bir diğerine coğrafi bir yer değiştirme değildir. Fakat kendinden, yakın çevresinden, önceden sahip olduğu alışkanlıklarından, yerleşik toplumsal ve tarihsel yargılardan, benimsenmiş bilgilerden şuurlu bir ayrılıştır. Diri bir arayışı mümkün kılan bu ayrılış, kesinlikle ötekiyle bağı koparmak değildir. Yani Allah’ın yüceltici çağrılarını görünen âlemin sonsuz tezahürlerini bilincin yeniden kabullenişidir.

Hac, bütün İslâm dünyasından inananların dil, renk, soy ve coğrafi bölge farklılıklarına rağmen, aynı amaç için bir araya gelmelerine ve böylece kolektif bilincin oluşumuna imkan veren evrensel bir olaydır. Bu haliyle hac, Müslümanlar arası etkileşim ve iletişim için bir fırsattır. Başlangıçta yabancı olan bu insanlar, kısa bir sürede ortak duygu, düşünce ve amacın gizemli motivasyonuyla, aynı toplumun bireyleri olduklarının bilincine vararak, tüm hayatları boyunca unutamayacakları dostluklar kurarlar. Hac menâsiki süresince bu iletişim güçlenir, hacılar, ayrı renklerin, dillerin, giyimlerin, kültürel farklılığın hikmetini anlarlar. Böylece hac, uluslar arası barışın, birlikteliğin ve dayanışmanın da fırsatını bahşeder. Müslümanlar, kardeşlik duygularıyla birbiriyle tanışıp, karşılıklı görüş alış-verişinde bulunurlar; problemlerine, insanlığın ortak sorunlarına çözüm arayışlarına katkı sağlarlar.(6)

Kâbe, Yüce Allah’ın ibadet edilmek üzere yeryüzünde inşa edilmiş bulunan ilk mabedidir. Gerçi Allah mekândan münezzehtir, eve de muhtaç değildir, ama yine de Kâbe’ye Beytullah (Allah’ın evi) denilmiştir. Burada Kâbe’nin Allah’a izafe ve nispet edilmesi; O’nun  şeref ve ehemmiyetini göstermek içindir. Kâbe, aslında bir semboldür. Kâbe’den daha çok onun temsil ettiği ve anlatmak istediği mana önemlidir. Kâbe’ye ta’zim ve hürmet, onun sahibine ta’zim ve hürmet manasına gelir.

Dipnotlar:

1-Âl-i İmran, 3/97

2-Buhari, İman, 2; Müslim, İman, 5

3-bk..Hac, 22/27-28

4-Müslim, Hac, 437 (Hadis No: 1349); İbn-i Mâce, Menâsik, 3 (Hadis No: 2888)

5-İbn-i Mâce, Menasik, 5 (Hadis No: 2892)

6-Doç. Dr. Mehmet BAYYİĞİT, Türkiye'de Hac Olayı, T.D.V. Yayını, Ankara 1998, s. 18-19


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık